
VİDEO YORUM
Bir cuma günü düşünün…
Türkiye’nin dört bir yanında camiler doluyor. Milyonlarca insan aynı anda susuyor ve minberden yükselen söze kulak vermesi bekleniyor.
Belki 20 milyon insan…
Hiçbir televizyon kanalının, hiçbir reklam kampanyasının kolay kolay ulaşamayacağı kadar büyük bir kitle.
Üstelik insanlar orada. Minber orada. Kulaklar orada.
Peki ya söz?
Bugün bazı camilerde hutbe okunurken insanların telefonlarıyla meşgul olduğunu, sosyal medyada gezindiğini, hatta başka içerikler izlediğini görüyoruz.
Elbette bu doğru değil.
Cuma hutbesi sıradan bir konuşma değildir. Cuma, Müslümanların haftalık bayramıdır. Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi, “Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı cuma günüdür.”
Fakat burada sadece cemaati suçlamak da meseleyi çözmüyor.
Çünkü asıl sormamız gereken soru şu:
Acaba biz ne anlatıyoruz?
Gençlerin derdine dokunabiliyor muyuz? Ailenin dağılan yapısını, toplumun yaralarını, ahlâkî çözülmeyi konuşabiliyor muyuz? Dünyada yaşanan zulümleri, Gazze’nin acısını, komşuluğu, adaleti, kul hakkını, merhameti anlatabiliyor muyuz? Faizin insanı ve toplumu nasıl esir aldığını, zinanın aileyi ve nesli nasıl yaraladığını yeterince gündeme getirebiliyor muyuz?
Ve belki de en önemlisi…
Seküler hayatın insanı nasıl dönüştürdüğünü anlatabiliyor muyuz?
Dünyayı merkeze alan, ahireti hayatın dışına iten bir anlayışın Müslümanın kalbini nasıl değiştirdiğini; insanın Rabbinden uzaklaştıkça yalnızca ahiretini değil, dünyadaki huzurunu ve istikametini de kaybedebileceğini anlatabiliyor muyuz?
Çünkü hutbe, sadece metni tamamlamak için okunmamalı.
Hutbe, hayatımıza dokunmalı.
Bir de hitabet meselesi var. En güzel mesaj bile tekdüze bir okuyuşla, ruhsuz bir tonlamayla ve halkın günlük dilinden kopuk bir üslupla anlatıldığında kalbe ulaşamayabilir.
Oysa elimizde her hafta milyonlarca insana ulaşan eşsiz bir imkân var.
Minber var. Cemaat var. Zaman var.
Öyleyse sadece cemaate,
“Telefonunu bırak, hutbeyi dinle” demekle yetinmeyelim.
Biraz da kendimize soralım:
“Biz bu insanlara ne söylüyoruz ki bizi dinlesinler?”
Çünkü mesele sadece hutbenin dinlenmesi değil…
Minberden yükselen sözün, milyonlarca kalbe ulaşabilmesi.
“Hutbeler kalplere ulaşabiliyor mu?” bunu sorgulayalım…
Hutbe sadece okunmasın.
Hutbe hissedilsin, hutbe yaşansın ve hutbe kalbe dokunsun.
Burada Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir teklifimiz var:
Cuma hutbesinin reklamını yapalım.
Perşembe gününden itibaren televizyon kanallarına kısa reklamlar verilsin.
Kamu spotu şeklinde değil; gerçek anlamda, dikkat çekici ve merak uyandırıcı bir reklam…
Mesela:
“Bu cuma minberde: Aile neden dağılıyor?”
“Bu cuma: Faiz hayatımızı nasıl kuşatıyor?”
“Bu cuma: Sekülerleşme Müslümanın hayatını nereye götürüyor?”
İnsanlar daha cuma gelmeden hutbenin konusunu duysun, merak etsin, zihninde bir soru oluşsun.
Çünkü bugün bir maçın, dizinin, filmin veya ürünün reklamı günler öncesinden yapılıyor.
Milyonlarca insanın dinleyeceği cuma hutbesinin neden reklamı yapılmasın?
Diyanet televizyonlara reklam versin.
Cuma hutbesinin reklamını yapalım.
Belki o zaman cuma günü minberden yükselen söz, sadece camide bulunan milyonlarca kulağa değil, o kulakların dikkatine de ulaşır.
Çünkü 20 milyon kişiye ulaşmak başka, 20 milyon kişinin dikkatini çekmek başka.
Ve…
20 Milyon kişinin kalbine girmek ise bambaşka...
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Yemen hükümetine bağlı güçler, Maribde Husilere ait askeri noktaları hedef aldı. Bu gelişme, bölgedeki çatışmaların…
Peru: Rusya-Ukrayna Savaşında 11 vatandaşımız öldü hakkında son gelişmeler. Peru hükümeti, Rusya-Ukrayna savaşında 11 Türk…
Sanayi üretim endeksi haziranda yıllık yüzde 1,4 azaldı, aylık yüzde 0,1 arttı. Bu değişim, ekonomik…
Ligde 68 sezonda 6 şampiyon çıktı hakkında son gelişmeler. Ligde 68 sezonda toplamda 6 farklı…
Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusu için gök gürültülü sağanak uyarısı hakkında son gelişmeler. Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda gök…
UEFA, AFC ve CONCACAF, FIFA Başkanı Infantino'ya yönelik eleştirilerini ortak bir açıklama ile duyurdu. Bu…