
Aktay, Cumhuriyetin ilan edilmesini demokratik yönetime geçişin yeterli kanıtı saymıyor. Ona göre bir yönetimin niteliği, adından veya ilan ettiği ilkelerden çok, iktidarın nasıl kullanıldığına, seçimlerin ne ölçüde serbest olduğuna, muhalefetin faaliyet gösterebilmesine ve Meclisin yürütmeyi denetleyebilmesine bakılarak belirlenmeli.
Aktay, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki yönetimin demokrasiye değil, diktatörlüğe daha yakın olduğunu açıkça ifade ediyor. Bu değerlendirmesini yalnızca Mustafa Kemal’in kişisel yönetim tarzına bağlamıyor; tek parti düzenini, siyasal rekabetin ortadan kalkmasını, Meclisin etkisinin zayıflamasını ve devlet eliyle yürütülen toplumsal dönüşümü birlikte ele alıyor. Yazar, Cumhuriyetin bir ideal olarak sunulmasıyla dönemin fiilî yönetim uygulamalarının birbirinden ayrılması gerektiğini belirtiyor.
Aktay, tarih yazımının yerleşik kabulleri tekrarlamakla yetinemeyeceğini vurguluyor. Tarihçinin görevinin, geçmişi önceden belirlenmiş bir hükme göre anlatmak değil; belgeleri, tanıklıkları ve farklı kaynakları karşılaştırarak olayları yeniden değerlendirmek olduğunu söylüyor. Bu nedenle Cumhuriyetin kuruluş dönemine ilişkin resmî anlatının da eleştiriden muaf tutulamayacağını savunuyor.
Bu eleştiri, özellikle Mustafa Kemal’in 1927’de okuduğu Nutuk’a ilişkin değerlendirmesinde belirginleşiyor. Aktay, Nutuk’u yalnızca Millî Mücadele’nin kronolojisini aktaran bir eser olarak görmüyor; aynı zamanda dönemin siyasi aktörlerini sınıflandıran, bazı isimleri ağır biçimde suçlayan ve Cumhuriyetin kuruluşuna ilişkin belirli bir hafıza oluşturan siyasi bir anlatı olarak inceliyor. Vahdettin, Kazım Karabekir ve Rauf Orbay gibi isimler hakkındaki değerlendirmelerin başka belgeler ve tanıklıklarla karşılaştırılması gerektiğini belirtiyor. Ona göre Nutuk’un etkisi, anlatılan olayların ötesine geçerek sonraki kuşakların tarihi nasıl okuyacağını da şekillendiriyor.
1930’da Fethi Okyar’ın öncülüğünde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası, Aktay’ın tek parti yönetimine yönelik eleştirisinin merkezindeki örneklerden biri. Aktay, Mustafa Kemal’in Türkiye’deki yönetim biçimine yöneltilen diktatörlük eleştirilerinden rahatsızlık duyduğunu; Fethi Okyar’ı yeni bir parti kurmaya teşvik ederek siyasal hayatta kontrollü de olsa muhalefete alan açmak istediğini belirtiyor. Bu girişim, yazarın değerlendirmesinde, iktidarın muhalefet karşısındaki tutumunu sınayan bir deney niteliği taşıyor.
Ancak SCF’nin kuruluşundan sonra yaşananlar, bu beklentinin ötesine geçiyor. Parti kısa sürede geniş bir toplumsal ilgiyle karşılaşıyor; hükümetin uygulamalarından memnun olmayan kesimler yeni oluşumda bir seçenek görüyor. Aktay, Fethi Okyar’ın ve Samsun Valisi Kazım Paşa’nın gözlemlerinden hareketle ekonomik sıkıntılara, vergi politikalarına, kamu yönetimindeki uygulamalara ve halkın hükümete yönelik şikâyetlerine dikkat çekiyor. Bu sorunlar, SCF’nin kısa sürede gördüğü toplumsal ilginin arka planını oluşturuyor.
Aktay’a göre SCF’nin kısa süre içinde kapatılması, iktidarın gerçek bir siyasal rekabete tahammül edemediğini ortaya koyuyor. Yazar, yaklaşık üç ay süren bu girişimin kalıcı bir demokratik açılıma dönüşememesini, tek parti yönetiminin sınırlarını gösteren temel gelişmelerden biri sayıyor.
Aktay, Türkiye’de temsil ve parlamento deneyiminin 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisiyle bir anda başlamadığına dikkat çekiyor. 1876 Kanun-ı Esasi ile başlayan Meşrutiyet dönemini ve 1908 sonrasında gelişen parlamenter tecrübeyi hatırlatarak Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir meclis geleneği bulunduğunu savunuyor. Bu nedenle TBMM’nin tarihsel önemini teslim etmekle birlikte, onun demokratik niteliğinin yalnızca kuruluşuna değil, sahip olduğu yetkilere ve bu yetkilerin nasıl kullanıldığına bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Aktay, Meclisin yürütme üzerindeki denetimini, Mustafa Kemal’in sahip olduğu yetkileri ve muhalif milletvekillerinin karar süreçlerindeki konumunu inceliyor. Aktay, 1922’de saltanatın kaldırılması ve 1923’te Cumhuriyetin ilanı gibi köklü değişikliklerin, Meclisteki tartışma ve katılım imkânları bakımından incelenmesi gerektiğini söylüyor. Cumhuriyetin ilanı sırasında 334 üyeli Meclisin yalnızca 158 üyesinin toplantıda bulunmasına dikkat çekerek, böylesine önemli bir rejim değişikliğinin sınırlı katılımla gerçekleştirilmesini demokratik temsil açısından sorunlu buluyor.
Yazarın eleştirisi, kararların tarihsel önemini reddetmekten çok, bu kararların hangi usullerle alındığına yöneliyor. Ona göre millet egemenliğinin kurumsal karşılığı olan Meclis, yalnızca kararları onaylayan bir organa dönüştüğünde demokratik denetim işlevini yerine getiremez.
Aktay, Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirilen reformları da halkın kararlara katılımı ve toplumsal rıza bakımından eleştiriyor. Halifeliğin kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, Şapka Kanunu ve gündelik hayatı düzenleyen diğer uygulamaların yalnızca modernleşme hedefleriyle açıklanamayacağını belirtiyor. Bu değişikliklerin hangi yöntemlerle hayata geçirildiğini, toplumun farklı kesimlerinin görüşlerinin dikkate alınıp alınmadığını ve itirazlara nasıl karşılık verildiğini sorguluyor.
Aktay’a göre devlet, dinî ve kültürel hayatı ilgilendiren düzenlemelerde toplumsal kabulü oluşturmak yerine çoğu zaman yukarıdan aşağıya işleyen bir yöntem izledi. Aktay, bazı uygulamaların ceza ve baskı yoluyla yürütülmesini, yönetimin halkın değerleri ve yaşam biçimleriyle kurduğu ilişkinin sorunlu olduğunun göstergesi sayıyor. Bu çerçevede Cumhuriyetin ilk yıllarındaki dönüşümü, yalnızca reformların içeriği üzerinden değil, karar alma süreçleri ve uygulama yöntemleri üzerinden değerlendiriyor.
Aktay, Mustafa Kemal’in kamusal alandaki temsiline, heykellere, anıtlara ve lider imgesinin inşasına da eleştirel yaklaşıyor. Millî Mücadele’nin çok sayıda askerî ve siyasi aktörün katkısıyla yürütüldüğünü hatırlatarak, bu kolektif mücadelenin zamanla tek bir lider etrafında anlatılmasını eleştiriyor. Ona göre heykeller ve kamusal semboller, toplumun geçmişi nasıl hatırlayacağını belirleyen siyasi bir temsil düzeni kuruyor.
Aktay, bu sürecin “tek adam” kültürünü güçlendirdiğini ve Millî Mücadele’de rol alan diğer isimlerin tarihsel görünürlüğünü azalttığını savunuyor. Nutuk’ta kurulan anlatı ile kamusal alandaki anıt ve sembollerin birbirini tamamlayarak Mustafa Kemal merkezli bir tarih hafızası oluşturduğunu ileri sürüyor.
Aktay, Türkiye’de çok partili hayata geçişi Cumhuriyetin kuruluşunda atılmış demokratik adımların doğal sonucu olarak değerlendirmiyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında değişen uluslararası koşulların ve Türkiye’nin yeni dünya düzenindeki konum arayışının belirleyici olduğunu söylüyor. Bu değerlendirmeye göre tek parti yönetiminin sona ermesi, içeride kendiliğinden gelişen kesintisiz bir demokratikleşme sürecinden çok, savaş sonrasında ortaya çıkan yeni siyasi şartlarla bağlantılı.
Yazar, 1930’daki SCF deneyiminin kısa sürede sona ermesini de bu çerçevede hatırlatıyor. Ona göre o dönemde gerçek bir demokratik rekabetin yerleşmesi mümkün olmamış, muhalefet girişimi iktidarın sınırları içinde tutulamamış ve siyasal alan yeniden tek parti yönetiminin kontrolüne girmişti.
Prof. Dr. Yasin Aktay, “Cumhuriyetin İlk Yılları; Demokrasi mi, Diktatörlük mü?” adlı eserinde erken Cumhuriyet dönemini kurucu liderlerin beyanları veya rejimin resmî adı üzerinden değil, siyasal kurumların işleyişi ve yönetim uygulamaları üzerinden değerlendiriyor. Aktay; muhalefetin kapatılmasını, Meclisin denetim gücünün zayıflamasını, reformların toplumsal rıza gözetilmeden uygulanmasını ve Nutuk çevresinde şekillenen tek merkezli tarih anlatısını, erken Cumhuriyet yönetiminin demokrasi iddiasını zayıflatan gelişmeler olarak gösteriyor.
Aktay’ın vardığı sonuç açık: Cumhuriyetin ilan edilmesi, tek başına demokratik bir düzenin kurulduğunu göstermiyor. Ona göre muhalefetin kısa sürede tasfiye edilmesi, Meclisin karar süreçlerindeki etkisinin sınırlandırılması ve toplumsal dönüşümün devlet eliyle, çoğu zaman baskıcı yöntemlerle yürütülmesi, erken Cumhuriyet yönetimini demokrasi idealinden uzaklaştırdı.
“Kitabı satın almak ve ayrıntılı bilgi edinmek için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.”
HANGİ NUTUK, HANGİ KÜLTÜR? Hangi kültüre hizmet ediyoruz? Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de Nebi aleyhisselamın kendi hevâ…
Türkiye Tütün Bağımlılığında Alarmlı Tablo: Sigara Kullanımında Dünya İkincisiyiz! Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu,…
İran'da İki Gösterici Daha İdam Edildi: İsfahan Dosyasında İnfazlar Sürüyor İran Yargı Erki, İsfahan kentinde…
Kennedy’ye Bilim Tarihi Cevabı: Müslümanların Katkıları İnkâr Edilemez ABD Sağlık Bakanı Kennedy’nin Müslümanları hedef alan…
KUŞATICI BİR USUL DENEMESİ Mezheplerin farklı boyutlara sahip olması, onları dini anlamada bir yöntem olarak…
Ne Olacak Bu Ekonominin Hâli? Faiz, ağır vergi yükü ve tüketim çılgınlığı arasında sıkışan insanlık,…