Makale

DEVLET VE ADALET

Devlet kavramı, toplumların kendi duygu, düşünme ve değerler sistemine sahip, en yüksek ve hayati bir kurumudur.  Toplum, kendi iradesi ile  anlayış ve değerlerini devlet sisteminde görerek ona itaat eder.  Devlet, öncelikle adaletli tutumu ile toplumun sorumluluğunu ve yönetimini kendi uhdesine alır.

Devletin, Siyasileşmesi:

Devlet, manevi bir müessese iken, günümüzde hükümetler devletin fonksiyonlarını üzerine alarak, toplumun  iktisadi ve siyasi varlığını korumak ve sürdürmek gibi kısıtlı bir görevi yerine getirmeye çalışırlar. Tarihi süreç içinde  devlet; siyasi ve idari bir figür olarak kendini sürdürmeye çaba gösterirken, manevi ve kültürel varlık ile bağlantısını kesmiştir.

Günümüzde siyasi teoriler, devlet kavramını kullanırken, büyük ölçüde hükümeti ve onun sahip olduğu  siyasi sistemi veya ideolojiyi  kastederler. Bu yüzden devlet kavramı, eski geniş ve halk merkezli ideal ve yaşama sistemlerinden uzaklaşarak, sadece siyasi özellik ve buna yönelik politikaları içine alan bir nitelik kazanmıştır. Yani, bir manada “teknik bir organizasyon” olarak devam etmektedir.

Toplum hayatı, sadece çeşitli görevlerin yerine getirilmesi ve idari sistemin çalışması ile problemsiz bir hale gelememektedir. Kurumsal, sistemler ve yönetime ait kuralların da bir “ruhu” olması gerekiyor. Yani, bu sistem veya hedefler, gerçekten insan ve toplumun hayati ihtiyaç ve kültürel yapısına cevap verebiliyor mu?  Veya, toplumun insanlarına ahlaklı ve güvenli bir gelecek hazırlayabiliyor mu? gibi temel sorular cevap verebilmesi gerekiyor.  En önemlisi ise, devleti temsil eden hükümet, adaleti gerçekleştirebiliyor mu? gibi çok temel problemleri ne şekilde gerçekleştiriyor gibi, sorulara cevap aramak gerekiyor.

Devlet Toplumun Sırtından İşleri Yürütmemeli:

Bugün Türkiye’de çeşitli uygulamalara baktığımızda, hükümetler; devlet olarak, halkın sırtından birçok konuyu yürütmek gibi bir alışkanlık içine girmişlerdir. Bunu yaparken de, vergi ve harçları, insanların gelir durumuna göre değil de, herkesi aynı ölçüde bir yükün altına almaya çalışmaktadırlar. Halbuki devlet, zayıfları özellikle korumak zorundadır.

Özellikle kamu hizmetlerinin yükü, geçimlerini sürdürmekte olan kesimlerin yükünü çok büyük ölçüde arttırmaktadır. Mesela, dolaylı vergiler; bu konuda, en ciddi problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ulaşım, elektrik, doğalgaz, su ve gıda fiyatları; bu konuda gelir farklılığını dikkate almayan kalemler olmaktadır. Son yıllarda mesela uçak fiyatları astronomik bir şekilde yükselmiş, ancak mali durumu iyi olan insanların kullanabileceği bir imkan haline gelmiştir. Buna karşılık, THY’nin yıllık karı, % 90’lara yaklaşmıştır!.. Aynı durum, Şehir içi ulaşım, elektrik, doğalgaz, su fiyatlarında da gözlemleniyor. Bu konularda da, ciddi fiyat artışları kendisini gösteriyor ve mali durumu kısıtlı olan insanlar; herhangi bir koruyucu politikadan faydalanamamaktadırlar. Hükümet, bu konuda herkese mali destek verdiğini söylemiş olsa da, geliri yetersiz insanlar, yine bu masrafları karşılamakta zorluk çekmektedirler.

En fazla zamlanan bir konu da, Emlak ve Arsa alanında aşırı vergilerin koyulmasıdır. Emlak vergileri, artık uzmanlarca belirlenerek fiyatlandırılıyor ve % 4 gibi aşırı bir vergi ile değerlendiriliyor. Günümüzde emlak ve arsa fiyatlarının astronomik bir noktaya ulaştığı göz önüne alınırsa, ev almak isteyen bir kimsenin, sadece emlak vergisi olarak en az150-200 bin TL ödemesi, hangi mantık ile açıklanabilir? Türkiye’de insanların normal maaşları ve gelirlerinin aylık 100 bin TL bile olsa, böyle bir vergiyi nasıl ödeyebileceklerinin hükümetler düşünemiyor mu?..

Aslında bu konuda da, insanların gelirlerine göre bir vergi veya harç düzenlemesi yapılmadığını, ailesinden kalan bir mülkü bile edinmek isteyen, normal gelir sahibi bir insanın, bu miktarlara gücünün yetmeyeceğini bilmemiz lazım. Bu konuda, aklımızın kabul edemediği bir husus da, bir ebeveynin, çocuğuna evini, dükkanını, arsasını bırakırken, sanki başkasına veriyormuş gibi, vergiye muhatap olmasıdır. Bana göre, bu durum da son derece haksız bir uygulamadır.  Çünkü, burada bir kar durumu yoktur ki, vergiye muhatap olsun.

Ev kiraları, artık dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştır. Son kira artırımı yanılmıyorsan, hükümet tarafından % 50 olarak belirlenmişti. On bin TL kira veren bir kimse, birden 15TL kira ödemesiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu konu da, hem kira artışının yüksekliğinin fazlalığı ve hem de herkese aynı oranın uygulanmasıyla, haksız bir uygulama olarak karşımızdadır.  Ve bu durum, içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Yurt dışı çıkış, ehliyet, pasaport gibi  harçlar da, astronomik bir şekilde artarak, vatandaşın bunları, rahat bir şekilde  ödeyebilecek miktarın çok üzerine çıkmıştır.

Eğitim ücretleri ise, bir başka felaket olarak, hemen herkesin sırtında ciddi bir yüktür. Özellikle Özel okullar, bu konuda astronomik fiyatlarla öğrenci almaktadır. Aylık, en az 30 bin ile 50 bin TL arasında  değişen fiyatlar ile tek bir çocuğunu gönderen bir ailenin, evi kira değilse  en az aylık 125 bin TL’lik bir geliri olması gerekiyor. Bu oranda gelir sahibi olanlar, acaba ülkemizin yüzde kaçını  teşkil etmektedir?  Bu durum, devlet kayıtlarından da anlaşılabilir. Son birkaç yıldır, eşya ve gıda fiyatlarındaki sürekli yükselmenin de, hükümet tarafından durdurulamadığını hayretle görebiliyoruz. Bu durum, hükümetlerin görevlerini nasıl yaptıklarını ortaya koymuyor mu?..

Bütün bu veriler, uygulamada devlet adına hükümetlerin, halkın sırtına ciddi bir yükü yüklediğini ve hükümeti yönetmenin, sürekli bu vergi ve harç yükünü arttırmak suretiyle gerçekleştirildiği görülmektedir.  Artık büyük firmalar bile, ülkedeki pahalılılığın, para sıkıntısının görülmemiş derecede varlığından bahsediyor. Fakat, hükümet yetkilileri ise; giderek ülkenin iktisadi durumunun iyileştiğini söylüyorlar. Artık, halkın üzerinde adeta “sömürü seviyesi”ne varan bu pahalılık ve iktisadi krizin çaresine bakılmalıdır. Bu durumun, toplumda kolay yoldan para kazanmayı ve  insanları aldatarak imkanlar elde etmeye de teşvik ettiği bilinmelidir. Hükümetler, yönetim  politikalarını; ahlak, adalet ve insanların imkanlarıyla orantılı bir yük çerçevesinde ele almaları gerekiyor. Aksi halde, toplum; bu gidişata daha fazla tahammül edemeyecek ve bir gün gelecek, anormal bir şekilde patlayabilecektir!..

Prof. Dr. Sami Şener

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

Recent Posts

  • Gündem

AYM Başkanı Özkaya’dan Adalet Vurgusu

Kuran'dan Ayetler Okudu AYM Başkanı Özkaya’dan Adalet Vurgusu: "Kul Hakkı En Büyük Sorumluluktur"   Anayasa…

3 saat ago
  • Gündem

Türkiye’de: Dijitalde Yeni Dönem

UYGUNSUZ AÇIK YAYINLAR ANINDA KALDIRILACAK! Dijital Dünyada Yeni Dönem: Uygunsuz İçeriklere Bir Saat İçinde Müdahale!…

8 saat ago
  • manşet

KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR!

KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…

9 saat ago
  • Gündem

Jeffrey Sachs’tan Trump’a Orta Doğu Uyarısı

Jeffrey Sachs'tan Trump'a Orta Doğu Uyarısı: "10 Trilyon Dolarlık Felaketten Uzak Dur" Columbia Üniversitesi Profesörü…

9 saat ago
  • Gündem

Din ile Dinî Yorumları Ayırma İşlemini Hangi Usûl ile Kimler Nasıl Yapacak?

Din ile Dinî Yorumları Ayırma İşlemini Hangi Usûl ile Kimler Nasıl Yapacak? Özet Bu çalışma,…

9 saat ago
  • Gündem

EHL-İ SÜNNET DEYÜ YERENLER BARİ EHL-İ SÜNNET OLSA

Şiiliğe Mesafeli Sahabeye Saygılıyız EHL-İ SÜNNET DEYÜ YERENLER BARİ EHL-İ SÜNNET OLSA Kur’ân ve Sünnet…

9 saat ago