Gündem

DİYANETİN CUMA HUTBELERİ

Dünya durdukça Müslüman toplumlara örnek olacak tarzda mutluluk çağı dediğimiz peygamber zamanında Cami, hayatın merkeziydi. Bugün ise camiler, hayatın çok kıyısında kalmışlardır. Hatta iktidarların birer propaganda yuvası haline getirilmişlerdir ne yazık ki…

İslam dininde caminin anlamı, öbür dinlerdeki mabet yani tapınak anlamına ve caminin fonksiyonu da, öbür din tapınaklarının işlevine eşit değildir. Aynı zamanda caminin yüzü de, yalnız öteki dünyaya dönük değildir. Aksine bu dünyaya da ve hayata da dönüktür. Fakat Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatı, caminin göreceği hizmetleri iktidarların keyfine göre ayarlamakta, dinin erdirici ışıkları altında iki dünyanın ve iki hayatın birbirine bağlı ve iç içe olan durumundan ve olgunlaşmasından uzaklaştırmış bulunmaktadır.

Böyle bir durumu, 19.asrın başlarına kadar götürmek mümkündür. O dönemde “Agora”  denilen cemiyet meydanına çıkarak konuyla ilgili düşüncelerini belirten Said Nursi, Okul, medrese ve Tekke bağlılarının içine düştükleri hazin duruma değinmekten ve görüşlerini açıklamaktan geri kalmaz.

Sait Nursi’ye göre: “Şu ilerleme çağında, gerçek medeniyeti oluşturan İslamiyet, günümüz medeniyetine nispetle terakki etmemiştir. Bunun en büyük nedeni,   ‘cümlenin maksudu bir amma rivayat muhtelif’ deyişine uygun olarak Medrese, Mektep ve Tekke bağlılarının birbirlerine uymayan mizaçları ve düşünce farklılıklarıdır.”

Said Nursi, vâizler, genel anlamda birer öğretmen durumda olmaları gerekirken, bunların öğütlerinde, konuşmalarında Müslümanları etkileyecek bir özellik görmemekteyim.” Der. Bunun nedenini: “Vaizleri dinledim, Vaaz ve nasihatları bana pek fazla etki etmemekteydi.  Kalbimin kasvet ve katılığının dışında kendimce üç neden buldum” diyor.

Birinci neden: Çağımızı eski devirlere kıyaslayarak, anlatmak istedikleri şeyleri parlak laflarla süsleyip gösteriyorlar. Oysa eskiden kalp temizliği ve bilginlerin izinden gitmek özelliği, halk arasında geçerli idi. Kanıt göstermeye pek ihtiyaç duyulmuyordu. Günümüzde ise herkeste, gerçeği bizzat arayıp bulma eylemi uyanmıştır. Anlatılmak istenilen şeyi süsleyerek anlatmak, artık etkileyici bir yol olmaktan çıkmıştır. Onun için dinleyicilere anlatılmak istenen konular, ispat ve ikna yoluyla verilmelidir ki, etkili olabilsin.

İkinci neden: İnsanları bir şeye teşvik ederken veya ondan sakındırırken, bundan daha önemli olan bir meseleyi asıl değerinden düşürüyorlar. Örneğin, “Bir gece iki rek’at namaz kılmak, hacca gitmek gibidir. Veya birini gıybet etmek zina yapmak gibidir.” Derler.

Bugün Diyanet İşleri Teşkilatına bağlı vaizler ya da Diyanetin dışında ülkede etkili olan bazı tarikat mensuplarına hitap eden hatipler, aynı yöntemi kullanmaktadırlar.

Üçüncü neden: Belağatın ve fesahatin bir gereği olan duruma ve zamanın gereklerine uygun olarak konuşma yöntemini uygulamamalarıdır. Sanki insanları eski zaman köşelerine çekerek öyle konuşuyorlar. Demek istiyorum ki, vaiz gerçekleri bizzat araştırıcı olmalıdır ki, söylemek istediklerini rahatlıkla ispatlayabilsin. Hem inceliklere de sahip olmalıdır ki aynı zamanda anlaşılır bir dil ve inandırıcı bir üslup kullanmalıdır.

Günümüze gelince, değişen bir şey yok. Diyanet İşleri Teşkilatı’nın,Tek Parti Dönemi’ndeki anlayışa uygun olarak tek tip hutbeler hazırlamakta ve zülfiyâre dokunacak konulara  değinmekten şiddetle kaçınmaktadır. Oysaki, Cuma Hutbesi, bir haftalık toplum hayatını İslam açısından gözden geçiren ve geriye doğru giden bir kritik, ileriye doğru ise, bir hamle planı çizen, hikmet, bilgi ve aksiyon, iç içe olduğu gibi, aynı zamanda bir yol aydınlığıdır. Yani bugünkü deyimle ifade edecek olursak” Geçmiş zamanı arıtma ve gelecek zamanı ışıtmadır.

Camilerinde hayatım taştığı Müslüman toplumlar, gerçek anlamıyla en canlı hayatla taşacaklardır. Çünkü camiden taşarak topluma gelen canlılık, ölmezlikle güçlenmiş ve ebedilikten canlılık kazanmış bir hayat olacaktır.

Camilerimizi ruhlarıyla yavaş yavaş canlandırırken, bu mekânlardaki ruhu da canlandırmak zorundayız. Çünkü her caminin de bir ruhu vardır. Yalnız camilerin bedenlerini ve vücutlarını onarmak ve canlandırmak yetmez.  Ruhlarını da diriltmek ve dimdik ayağa kaldırmak gerekir. Bu görevde birinci planda Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatı’na düşmektedir. Fakat bugün öyle mi heyhat!

 

 

View Comments

Recent Posts

  • Gündem

Avrupa Sokaklarında Öfke: Siyonist Etki İhtimali Göz Ardı Edilebilir mi?

Avrupa Sokaklarında Öfke: Kendiliğinden mi, Yönlendirilen Bir Dalga mı? Avrupa'nın farklı ülkelerinde yükselen toplumsal tepkiler,…

3 saat ago
  • Gündem

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası Emine Şenlikoğlu’nun eserinden sinemaya…

4 saat ago
  • Genel

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor?

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor? MAKALENİN SESLİ ANLATIMI Mekke Anlaşması'nı Türkiye'nin milli çıkarları açısından…

9 saat ago
  • Genel

Türkiye’nin Petrol Üretimi Arttı!

Türkiye’nin Petrol Üretiminde Güçlü Adım Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin enerji üretimine ilişkin sevindirici gelişmeleri…

12 saat ago
  • Genel

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri: Hakkından Fazlasını İstiyor Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, Yunanistan’ın deniz…

13 saat ago
  • Genel

İsrail’i Protesto Ederken Saldırıya Uğradı

Kemal Sağlam’dan Adalet Çağrısı: “Biz Adalet Arıyoruz!” Rize’de “Kahrolsun İsrail” sloganı attıktan sonra darbedilen Dr.…

14 saat ago