islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1930
EURO
50,5631
ALTIN
7.133,73
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

DUA İLE TEDAVİ

DUA İLE TEDAVİ
09/01/2025 10:54
A+
A-

Dua ile tedavi

Pozitivizmin fiili nihilizme dönüştüğü çağımızda, insanın sıkıntılı zamanlarında yüce bir varlığa yönelip ondan yardım talep etmesi giderek önemini kaybediyor. Nihilizme döüşmüş pozitivizm duayı etkisizleştirir, bu kaçınılmazdır, pozitivizm tabiatı icabı manevi hayatın, ötenin ve anlamın düşmanıdır.

Hayatımızda duayı etkisizleştiren diğer bir faktör, günah ve suçların (cürüm) estetize edilip insanların kabulüne sunulduğu bir sosyal düzenin Allah’ın muradına uygun olmadığını kabullenmekte çekilen zorluktur. Eğlence sektörü, görsel-yazılı ve sosyal medya suç ve günahı normalize eder, saat başı bu mecralara maruz kalan insan neyin iyi neyin kötü, neyin güzel neyin kötü olduğunu ayırımaza hale gelir.

Ne var ki, hakikatine olan inanç derin sarsıntı geçiriyorsa olsa bile, insanın yaratılış sebeplerinden biri kulun Allah’a yönelip talepte bulunmasıdır.

“De ki: “Sizin duânız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır.” (25/Furkan, 77.)

Bu ayet insanın Allah karşısındaki hakiki ve asli konumunu çarpıcı bir ifade ile dile getirmektedir: Sizin duânız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?

İnsanlar niçin dua eder?

Sıkıntıya düşünce mi Tanrı’ya dua etmeyi aklılarına getirirler? Bu, sahih Allah inancından yoksun kimseler için doğrudur, insanlar söz gelimi denizde fırtınaya yakalandıklarında “Allah!” derler, karaya çıktıklarında ise unuturlar (10/Yunus, 22). Varlık dünyasına ilahi müdahalenin olmadığını düşünenlere göre ise -ki bunların inanç temelleri ateizme, felsefi düşünceleri pozitivizme dayanır- insanın tabiat kuvvetleri karşısında aciz kalması, olayların sebeplerini izah edememesi durumunda bir üst güce, bilinemez bir varlığa sığınmak ister. Yine bunların iddiasına göre eğer insanlar, tabiatta geçerli yasaların işleyiş biçimlerini, sebep-sonuç ilişkilerini bilecek olurlarsa dua etme lüzumunu hissetmezlerdi.

İnsan ile Allah arasındaki iletişim kanallarından biri olan dua olayını modern bir paradigmadan “rasyonel ve bilimsel” bir çerçeveye oturtarak anlamak mümkün değil. Müslümanlar arasında da duayı rasyonel açıklama getirmek isteyenler, bu çabalarını sürdürürlerken farkında olmadan çöken 19. yüzyıl pozitivizmini tekrar ediyorlar. İslam imanını ve İslam’ın düşünce mirasını “rasyonel bir kritiğe” tabi tutmayı önerenlerin varacağı nokta, her akli olanın mutlaka bilimsel olarak açıklanmak zorunda bırakılmasıdır. Buna göre akli olan bilimsel, bilimsel olan akli olmak zorunda bırakılır. Ama biliyoruz ki, bazı hakikatler “akli”dir ancak “bilimsel” olarak açıklanamazlar. Mesela Hz. İsa’nın bakire Meryem’den babasız olarak doğmasının bilimsel açıklaması yoktur ama babasız doğması aklidir, tıpkı Âdem’in hem babasız hem annesiz vücuda gelmiş olması gibi. Kâinatın yaratılması Âdem’in de yaratılmasından çok daha büyük bir fiildir (40/Mü’min, 57).

Başka pozitivist bakış açısından -ki bunun yine pozitivizmin etkisinde kalmış Müslümanlar arasında tuhaf bir şekilde savunucularına rastlamak mümkün- dua, insanın karşılaştığı sorunların çözümü için gerekli dünyevi ve maddi tedbirleri almasından ibarettir. Bu müslüman pozitivistlere göre sözlü duanın faydası yoktur, maddi imkan ve araçlara başvurulduğunda fiili dua yapılmış olur, bu da kendi başına yeterli sebeptir. Mesela hasta bir insanın doktora gitmesi, muayene olması ve kendisine verilen ilaçları alması duadır. Ayrıca Allah hastalığın iyileşmesi için herhangi bir müdahalede bulunmaz.

Bu hüküm yanlıştır, zira maddi vesileler yeterli sebep değil, gerekli sebeplerdir. “İlaç varsa şifa vardır, ilaç yoksa şifa yoktur” önermesi şifayı ilaca bağlaması, başka bir deyişle ilacı mutlaklaştırması dolayısıyla ilaca uluhiyet atfetmektedir ki, bu ilaç üzerinden şirk koşmaktır. İlaç şifanın araçlarından biridir ama şifayı veren eş Şafi olan yüce Allah’tır. Dua ilaç üzerinden şifayı celbeder.

İlacın tedavi aracı olması ile Allah’ın eş Şafi olması dolayısıyla kuluna şifa vermesi arasında herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Şöyle ki:

Yüce Allah, hastalıklar dı verdiği gibi devasını da vermiştir. “Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.” (Şuarâ, 26/80) Kullara düşen; hastalıklara karşı tedbir almak, bu konuda tıptan ve tabiplerden yardım alarak tedavi olmaktır. Gerekli tedaviyi gördüğü sırada insanın şanı yüce Allah’a sığınıp O’ndan şifa talebinde bulunması ilacın fonksiyonunu yerine getirmesini sağlar:  Zira ilaca şifa hasletini veren de O’dur. Hz. Peygamber (s.a.), “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz; Allah, verdiği her hastalığın şifasını da yaratmıştır.” (Ebu Dâvud, Tıp, 1) buyurmaktadır. Hz. Eyub’un mübtela olduğu hastalıklar karşısında takındığı tutum bizim için örnektir. Eyup aleyhisselam, bir yandan mümkün olan bütün tedbirleri alıyor, diğer yandan şifayı Allah’tan talep ediyordu.

Pozitivist olmayan bilim insanları da hastalıkların iyileşmesinde –hatta kanser dahil- psikolojik faktörün önemli olduğunu kabul etmektedir. Dua, yakınların şifa dilekleri ve özellikle Kur’an bu konuda önemli psikolojik rol oynar. Hz. Peygamber (s.a.) “İlaçların hayırlısı Kur’an’dır.” (İbn Mâce, Tıb, 41) buyurur. Elbette bu, fizyolojik tedaviyi bir kenara bırakıp, hasta üzerinde Kur’an okuyarak şifa aranbileceği anlamına gelmez.

Hz. Peygamber, “kalplerin tabibi” sıfatıyla kendini piskolojik faktör olarak takdim eder. Onun tedavi yöntemi ile tıp bilgisine sahip olanların bilgisi aynı değildir, eğer sadece dua veya şifa ayetlerinin okunmasıyla tedaviyi esas alsaydı, sahabedin bazılarının tıp öğrenmelerini teşvik etmezdi. Ahmet İbn Hanbel’in kaydına göre kendisi de hekimlere başvurmuştur (Müsned, I, 43.). Hatta İbn Davud’un kaydına göre, tıbbi bilgisi olmayan kimsenin hekimlikk yapmaya kalkışması ve zarar vermesi durumunda sebep olduğu zararı tazmin etmesi gerektiğini söylemiştir (Ebû Dâvût, Diyât, 23).

 

ALİ BULAÇ

MİRATYOUTUBE

MİRATHABER.COM

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.