Makale

“DUBAİ’DEN KAÇIŞ, İSTANBUL FİNANS MERKEZİNE RAĞBET” DİYE BİR ŞEY OLABİLİR Mİ?

“DUBAİ’DEN KAÇIŞ, İSTANBUL FİNANS MERKEZİNE RAĞBET” DİYE BİR ŞEY OLABİLİR Mİ?

Bu konu son sıralarda ülkemiz gündemine hızlı bir giriş yaptı. Birçok meselede olduğu gibi yanlış bir zeminde de tartışılmaya başlandı.

Halbuki Dubai, çoğu zaman anlatıldığı gibi “paranın olduğu yer” değildir. Orada para yoktur. Orası, paranın geçtiği, park ettiği, yönlendirildiği bir kavşaktır. Küresel finansın büyük oyuncuları—bankalar, fonlar, yatırım şirketleri—Dubai’de konuşlanır. Lakin para orada üretilmez. Asıl üretim başka yerlerde yapılır. Dubai işte bu üretimden doğan akışların organize edildiği bir terminaldir.

Böyle bir terminalin oluşmasının üç temel sebebi vardır: Körfez’deki hidrokarbon ticareti, Doğu ile Batı arasında stratejik konum ve düşük vergi–esnek regülasyon yapısı.

Petrol, gaz ve türevleri ticaretiyle oluşan büyük likidite, Dubai’de işlenmiştir. Zamanla bu likiditeyi yöneten finansal hizmetler ekosistemi kurulmuştur.

Yani Dubai, parayı doğuran değil, paranın akışını yöneten bir düzenektir.

Tam da bu noktada Türkiye için yapılan tartışmaların çoğu yanlış bir zeminde ilerliyor. Türkiye’nin Dubai olması gerektiği yönündeki söylem, meseleyi tersinden okumaktır. Anlamamaktır. Çünkü bir ülke “ben finans merkezi olacağım” diyerek finans merkezi olmaz.

Finans, bir sonuçtur; sebep değil.

Türkiye’nin gerçekliği farklıdır.

Türkiye, ne Körfez gibi enerji gelirleriyle beslenen bir likidite havuzuna sahiptir ne de rezerv para üreten bir ekonomidir. Üstelik hukuk, para istikrarı ve finansal derinlik gibi başlıklarda hâlâ ciddi eksiklikleri olan bir ülkedir. Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 30’lar, faizler ise yüzde 40’lar seviyesindedir. Brüt dış borç stoku yaklaşık 530 milyar dolardır. Böyle bir zeminde “istikrarlı para rejimi + düşük oynaklık + derin finans” kombinasyonunu oluşturmak zaten imkânsız gibi bir şeydir.

Bu şartlar altında “Dubai gibi bir finans merkezi olma” hayali, mevcut gerçeklikle uyumlu değildir.

Aslında Türkiye’nin asıl gücü, üretim ve ticaret kapasitesindedir.

Coğrafyası itibarıyla Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Afrika arasında bir geçiş noktasıdır. Sanayi altyapısı vardır. Lojistik kabiliyeti yüksektir. Limanları, organize sanayi bölgeleri, kara ve demiryolu hatları ile akış kurabilecek bir ülkedir.

İşte kritik ayrım burada ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin ihtiyacı parayı çağırmak değil, akışı kurmaktır.

Çünkü finans şu sırayla oluşur: önce üretim yapılır, sonra ticaret başlar, ardından sözleşmeler ve riskler doğar, en sonunda bu riskleri yönetecek finansal yapı gelişir. Yani finans, reel ekonominin arkasından gelir, onun önüne geçmez.

Bu nedenle Türkiye için en isabetli strateji, kıyı hatlarında ve lojistik koridorlarda güçlü üretim kümeleri oluşturmaktır.

Mersin’den İskenderun’a, İzmir-Aliağa’dan Marmara hattına kadar uzanan bölgelerde; limanlara entegre, ihracat odaklı, hızlı işleyen özel üretim alanları kurulmalıdır. Bu alanlar sadece fabrikaların değil, aynı zamanda tedarik zincirlerinin, dağıtım ağlarının ve bölgesel ticaretin de merkezi haline gelmelidir.

Böyle bir modelde Türkiye, “finansın vitrini” değil, ticaretin kalbi olur. Ve tarihsel olarak da bilinen gerçek şudur: Ticaretin kalbi nerede atarsa, finans oraya gider.

Dubai’de yapılan da tam olarak buydu. Önce akışı yakalamış, sonra finansı büyütmüştü. Türkiye ise tersinden başlayarak finansı öne koymaya çalışmaktadır. Bu yaklaşım sonuç vermez. Aksine bizi faizin kölesi yapar!

Neticede mesele nettir:

Türkiye’nin önünde iki yol vardır.

Ya gerçekçi olmayan bir şekilde finans merkezi olma hayalinin peşinden koşacak,

ya da sahip olduğu üretim ve lojistik kapasitesini büyüterek bölgesel bir ticaret üssü haline gelecektir.

Doğru tercih açıktır.

Finans merkezi olma hayalini bir kenara bırakmak gerekir. Bu bir sonuçtur, başlangıç noktası değil. Türkiye üretim ve lojistik merkezi olma kurgusuna yönelmelidir. Çünkü akış kurulduğunda, finans zaten kendiliğinden gelir.

Kaldı ki finansman sistemleri konusunda da yapabileceği çok şeyler vardır.

Tüm bunları “Yeni Bir Dünya” isimli kitabımda detaylı olarak anlattım.

Prof. Dr. Mete Gündoğan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

İsrail, Lübnan’da 45 Günde Binlerce Can Aldı

İsrail, Lübnan’da 45 Günde Binlerce Can Aldı Orta Doğu’da tansiyon her geçen gün yükselirken, İsrail’in…

10 saat ago
  • Genel

Türkiye rüzgarda üretim gücünü artırarak sanayi üssü konumuna yükseldi

Türkiye rüzgarda üretim gücünü artırarak sanayi üssü hakkında son gelişmeler. Türkiye, rüzgar enerjisi üretim gücünü…

13 saat ago
  • Genel

Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler Batı Şeriada Filistinlilerin araçlarını kundakladı

Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler Batı Şeriada Filistinlilerin araçlarını kundakladı hakkında son gelişmeler. Filistin topraklarını gasbeden…

13 saat ago
  • Genel

Giresun ve Ordudaki kadın çalışanlar en çok fındık ihracatına katkı sağladı

Giresun ve Ordudaki kadın çalışanlar en çok fındık ihracatına katkı sağladı hakkında son gelişmeler. Giresun…

13 saat ago
  • Genel

Vandaki Kalp Merkezi Hastalara Umut Oluyor

Vandaki kalp merkezi, kalp rahatsızlığı yaşayan hastalara umut sunuyor. Modern teknoloji ve uzman kadrosu ile…

14 saat ago
  • Genel

Japonya’da eski Başbakan Kişida’dan Ankaradaki NATO Zirvesine Takaiçi’nin davet edilmesi çağrısı

Japonya'da eski Başbakan Kişida, Ankaradaki NATO Zirvesi'nde Takaiçi'nin davet edilmesini talep etti. Bu durum, uluslararası…

14 saat ago