
Signature: OVeN+XT9Jk1Q4hW46xvPzaKD9/Pz5Oi3qgk0SwYJyfCSAcRNAoFaRZ9PDOq+XiPGDFVvs1OCiKYeVaKn6pwNrNyCxKNy3naL5mLO2U9wrc+r/pec+9TZOJQybXl759GIZT5IbNR91N6X0luXp+z7wcvV06OlOPiOEZRL2/6DHOkvQpfOtOZOKDxfw/0onWGrQPNG2VGn7GaTgup1k6X1PEhk2FbjrCOaFOWKAAk4pQgsDClUp6ReiBcbIpuMwpLfdkbjmDBwDp7Fw3Mol9KLsbORhCNx1PdAmlYtQJV5KKGtitT50npXiuFzpFdfD08B2zMSYDM9DIsGeVkcoGZARI490TiSEOtQAe8v2OGJyGUO/PJT6IWcnNkKSBtsOdA03Dt/IKjKQfasV3Ji8r1rF1pnMARIc0NiNnsCkS1F0bfNHrMUqAraI9nt4cZFFt4aHAjh4le1JHce7OGdMYbELHJj3+RqssnzCvfnZfSQeLJ7USOltjwfUUehO6xCn6SmQNteDz3+htpbgrBNEZX1gtd7mTyFAR2Zto4fhDsKiWjx93DbPldQ7zk9qUvaEI66rOVQPvrBssYM/gze8LiOq2a1yPAPQzMwMRsdEOQiM6FHRyZtn3TmGbDbJ33Sg+czB+zg9qQlOeampjSuBSiVg96cN3AN+2Tdyraube5VOMwygr1P/gwXRdky+Q9fcuY4rtmtvl53sEI+dSAHmPqKjTnDpG3sLbX6I8G03K9HBt1hNTq+T3xyEqdsgw29exV5YfKzMG0o2ha/q++mJtJhg1Qtd/EjyE9vTe6gKAVb4cNXBvLD9BzSN/x/2Y4NLjMsGEU0+r2lkoKqdWUXRsgOpbqT4lEqwPrHho41Y55YhDI=
Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte biri…
Yaklaşık 2 milyar insan…
57 ülke…
Dünyanın en önemli enerji kaynaklarının ve stratejik ticaret yollarının önemli bir bölümü…
Genç nüfus, geniş tarım alanları, petrol, doğal gaz, madenler ve ciddi bir sermaye birikimi…
Böylesine büyük bir coğrafyanın dünya ekonomisindeki ağırlığının da buna yakın olmasını beklersiniz.
Fakat 2025 rakamları bize çok farklı bir tablo gösteriyor.
İslam İşbirliği Teşkilatı ülkelerinin 2025 yılı toplam nominal GSYH’si yaklaşık 9,4 trilyon dolar seviyesinde.
Yuvarlak ifadeyle konuşursak yaklaşık 10 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklükten söz ediyoruz.
Buna karşılık İİT ülkelerinin dünya ekonomisindeki payı 2025 itibarıyla yalnızca %8,2 civarında.
Yani dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan bir coğrafya, dünya ekonomik üretiminin onda birini dahi gerçekleştiremiyor.
Başka bir ifadeyle:
2025 dünyasında her dört insandan yaklaşık biri İİT coğrafyasında yaşıyor; fakat dünyada üretilen her 100 dolarlık ekonomik değerin yalnızca yaklaşık 8 doları bu ülkelerde üretiliyor.
Bence İslam dünyasının üzerinde düşünmesi gereken en önemli meselelerden biri tam da budur.
İslam dünyasının problemi kaynak yetersizliği değildir.
Petrolümüz var.
Doğal gazımız var.
Madenlerimiz var.
Tarım arazilerimiz var.
Sermayemiz var.
Gençlerimiz var.
Üniversitelerimiz var.
Dünyanın en stratejik ticaret yollarının önemli bir bölümü bizim coğrafyamızdan geçiyor.
Öyleyse neden dünya nüfusundaki ağırlığımızı ekonomik güce dönüştüremiyoruz?
Kanaatimce temel mesele şudur:
Mesele neye sahip olduğumuz değil, sahip olduğumuz şeyi neye dönüştürebildiğimizdir.
Petrol çıkarıyoruz, fakat yüksek teknolojinin önemli bölümünü dışarıdan alıyoruz.
Maden çıkarıyoruz fakat o madeni ileri malzemeye, yüksek teknoloji ürününe ve küresel markaya çoğu zaman başkaları dönüştürüyor.
Pamuk üretiyoruz fakat dünyanın en büyük tekstil ve moda markalarının çoğu bizim değil.
Enerji kaynaklarımız var fakat yeni enerji teknolojilerinin önemli bölümünde öncü değiliz.
Genç nüfusumuz var fakat dünyanın en değerli teknoloji şirketlerinin çok azı bizim coğrafyamızdan çıkıyor.
Sermayemiz var fakat yapay zekâ, yarı iletkenler, robotik, biyoteknoloji, kuantum ve ileri malzemeler gibi geleceğin sektörlerinde küresel ağırlığımız henüz potansiyelimizle orantılı değil.
Sorunumuz kaynak eksikliğinden çok, kaynağı bilgiyle buluşturup katma değere dönüştürme meselesidir.
Asıl üzerinde durmamız gereken ikinci mesele budur.
Bir İslam ülkesinde enerji var.
Bir diğerinde sermaye.
Bir başkasında güçlü sanayi altyapısı.
Bir diğerinde genç nüfus.
Başka bir ülkede önemli üniversiteler ve yetişmiş insan kaynağı.
Fakat bunları birbirine bağlayacak güçlü ekonomik, bilimsel ve teknolojik ağlar yeterince gelişmemişse, 57 ülkenin ayrı ayrı sahip olduğu potansiyel ortak bir güce dönüşemiyor.
Çünkü gerçek güç yalnızca kaynakları toplamakla değil, kaynakları birbirine bağlamakla ortaya çıkar.
Sermayeyi bilimle…
Bilimi teknolojiyle…
Teknolojiyi sanayiyle…
Sanayiyi pazarla…
Üniversiteyi girişimciyle…
Gençleri fırsatlarla buluşturmak zorundayız.
57 ülkenin tek tek neye sahip olduğundan daha önemli bir soru var:
57 ülkenin sahip olduklarını birbirleriyle ne kadar paylaşabiliyor ve ortak üretime dönüştürebiliyoruz?
Dünya ekonomisinin yapısı hızla değişiyor.
Yapay zekâ, robotik, biyoteknoloji, yarı iletkenler, kuantum teknolojileri, enerji depolama sistemleri ve ileri malzemeler yeni ekonomik düzenin temel unsurları hâline geliyor.
20. yüzyılda petrol kuyusuna sahip olmak büyük bir stratejik avantajdı.
20. yüzyılda ise petrolün yanında veriye, algoritmaya, çipe, patente, bilim insanına, mühendise ve hesaplama gücüne sahip olmak gerekiyor.
Bugün bir ülkenin zenginliğini yalnızca topraklarının altındaki kaynaklar belirlemiyor.
Toprağın altındaki madeni çıkarmak başka şeydir.
O madenden yüksek teknoloji üretmek başka şeydir.
Yüksek teknoloji üretmek başka şeydir.
O teknolojiden bütün dünyanın kullandığı küresel bir marka çıkarmak ise bambaşka bir şeydir.
İslam dünyasının aşması gereken mesafe tam olarak buradadır:
Hammadde ekonomisinden bilgi ekonomisine, tüketen ekonomiden üreten ekonomiye, teknoloji satın alan ülkelerden teknoloji geliştiren ülkelere dönüşmek.
İslam dünyası artık yalnızca 2025’in problemlerini konuşmamalıdır.
2050’de nerede olmak istediğimizi bugünden belirlemeliyiz.
1. Ortak Bilim ve Teknoloji Ekosistemi
57 ülkenin tamamının aynı teknolojileri ayrı ayrı geliştirmeye çalışması gerekmiyor.
Ortak yapay zekâ araştırma merkezleri, süper bilgisayar altyapıları, yarı iletken programları, biyoteknoloji laboratuvarları ve stratejik teknoloji merkezleri kurulabilir.
Bilim insanlarımızın ve mühendislerimizin önüne 20-25 yıllık ortak hedefler koyabiliriz.
2. Ortak Teknoloji ve Girişim Sermayesi
İslam dünyasında ciddi bir sermaye birikimi bulunmaktadır.
Bu sermayenin daha büyük bir bölümünü geleceğin şirketlerini kuracak gençlere yönlendirmeliyiz.
Neden dünyanın gelecekteki büyük yapay zekâ şirketlerinden biri İstanbul’dan çıkmasın?
Neden yeni bir biyoteknoloji devi Kuala Lumpur’dan, küresel bir robotik şirketi Cakarta’dan, yeni nesil enerji şirketi Riyad’dan veya Abu Dabi’den çıkmasın?
Sermayemizi geleceğimizi inşa edecek insanlarla buluşturmalıyız.
3. İslam Dünyasının Erasmus’u
Yaklaşık 2 milyarlık bir coğrafyanın gençleri birbirini yeterince tanımıyor.
Bunu değiştirmeliyiz.
İstanbul’daki bir öğrenci Kuala Lumpur’da, Endonezya’daki bir öğrenci Konya’da, Kazakistan’daki bir mühendis adayı Riyad’da, Afrika’daki bir genç İstanbul’da eğitim görebilmeli.
Ortak kredi sistemi, diploma denkliği, burs mekanizmaları ve üniversiteler arası öğrenci hareketliliği oluşturulmalı.
Gençler dolaşmaya başladığında yalnızca insanlar değil; bilgi, fikir, kültür, girişimcilik ve ticaret de dolaşmaya başlayacaktır.
4. İİT İçi Üretim Zincirleri
Bir ülkede çıkarılan hammadde başka bir İslam ülkesinde işlenebilmeli.
Üçüncü ülkede teknolojiyle buluşmalı.
Dördüncü ülkede nihai ürüne dönüşmeli.
Beşinci ülkeden dünyaya ihraç edilebilmeli.
Böylece birbirimize yalnızca ürün satan ülkeler olmaktan çıkıp birlikte ürün geliştiren ve birlikte değer üreten ekonomilere dönüşebiliriz.
5. Küresel Markalar ve Teknoloji Şirketleri
2050 hedefimizi yalnızca “GSYH’miz ne kadar büyüdü?” sorusuyla ölçmemeliyiz.
Daha önemli sorular sormalıyız:
Dünyanın en büyük 100 teknoloji şirketinden kaçı İslam ülkelerinden çıkacak?
Dünya patentlerinin ne kadarını bizim bilim insanlarımız üretecek?
Dünyanın önde gelen araştırma üniversiteleri arasında kaç üniversitemiz bulunacak?
Kaç küresel yapay zekâ modeli geliştireceğiz?
Kaç yarı iletken şirketimiz olacak?
Kaç markamızı Tokyo’dan New York’a, Londra’dan Johannesburg’a kadar bütün dünya kullanacak?
Bunlar ekonomik büyüklüğün ötesinde bilgi ve teknoloji üretme kapasitesinin göstergeleridir.
Yaklaşık 2 milyar insana yalnızca nüfus olarak bakarsanız büyük bir rakam görürsünüz.
Fakat iyi eğitimle buluşturursanız muazzam bir insan sermayesi görürsünüz.
Bilimle buluşturursanız büyük bir araştırma kapasitesi görürsünüz.
Girişimcilikle buluşturursanız milyonlarca yeni şirket görürsünüz.
Teknolojiyle buluşturursanız devasa bir üretim gücü görürsünüz.
Birbirine bağlarsanız dünyanın en büyük pazarlarından birini görürsünüz.
İslam dünyasının ihtiyacı daha fazla slogan değil; daha fazla bilim, daha fazla teknoloji, daha fazla üretim, daha fazla girişimcilik ve daha güçlü iş birliğidir.
2025 rakamları önümüzde duruyor:
Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte biriyiz.
Yaklaşık 2 milyar insanız.
57 ülkeyiz.
Yaklaşık 10 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğümüz var.
Fakat dünya ekonomisindeki payımız yalnızca %8,2 civarında.
Bu tablo bize çok açık bir şey söylüyor:
İslam dünyasının gidecek daha çok yolu var.
Fakat aynı zamanda kullanabileceği muazzam bir potansiyeli de var.
Bu potansiyeli ekonomik güce dönüştürmenin yolu yerin altında daha fazla kaynak aramaktan önce, insanın zihnine daha fazla yatırım yapmaktan geçiyor.
Çünkü 21. yüzyılda ülkelerin gücü yalnızca topraklarının altında ne bulunduğuyla değil, insanlarının zihninde ne üretebildiğiyle ölçülecek.
2050’ye giderken önümüzdeki büyük soru budur:
Yaklaşık 2 milyar insanın ve 57 ülkenin muazzam potansiyelini ayrı ayrı tüketmeye devam mı edeceğiz; yoksa bilgimizi, sermayemizi, gençlerimizi ve kaynaklarımızı bir araya getirerek bunu bilim, teknoloji, üretim ve ortak ekonomik güce mi dönüştüreceğiz?
Yahudi asıllı Amerikalı oyuncu Wallace Shawn, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini Nazilere benzeterek “şeytani bir kötülük” olarak…
Odatv Yazdı, Mirat Haber Cevaplıyor: Ölçümüz Kişiler Değil, Hakikattir Fatma Betül Sayan Kaya tartışması: Mirat…
IKBY Başbakanı Barzani'den ABD'ye Sert Tepki: "Yalnız Bırakılmamız Utanç Verici" ABD, KÜRTLERİ SATTI Irak Kürt…
Odatv de Put Devirirken MUSTAFA KEMAL VE KAMALİZM YAŞATILABİLİR Mİ? Kamalizm konusunda eser vermiş araştırmacı…
GAZZE’DE FARE DEHŞETİ: İSRAİL’İN YIKIM VE ABLUKA POLİTİKASININ AĞIR BEDELİ Tarih boyunca savaşların ve işgallerin…
MOSSAD, ÇAĞRI CİHAZLARINA NASIL SALDIRI DÜZENLEDİ? Tedarik zincirine ölümcül tuzak: Mossad’ın çağrı cihazı ağı Al…