
Gazze‘de yaşanan insanlık dramı, dünyanın vicdanını derinden yaralamaya devam ediyor. Ancak Gazze‘nin gölgesinde kalan başka coğrafyalar da var. Uluslararası medyada çok az yer bulan, zaman zaman tamamen unutulan bu bölgelerde milyonlarca insan yıllardır temel haklarından mahrum şekilde yaşamaya çalışıyor.
Doğu Türkistan‘dan Arakan‘a, Keşmir‘den Sudan‘a ve Nijerya‘ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada insanlar sadece güvenliklerini değil; kimliklerini, inançlarını, eğitim haklarını ve gelecek umutlarını da korumaya çalışıyor.
Çin‘in Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırdığı Doğu Türkistan‘da yaşayan Uygur Türkleri ve diğer Müslüman topluluklar, uzun yıllardır yoğun güvenlik politikaları ve kapsamlı denetim uygulamalarıyla karşı karşıya.
Uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarında; zorla çalıştırma iddiaları, dini özgürlüklerin sınırlandırılması, ailelerin parçalanması, kültürel kimliğin zayıflatılmasına yönelik uygulamalar ve yaygın dijital gözetim sistemleri dikkat çekiyor.
Milyonlarca insanın günlük hayatı, dünyanın en yoğun takip edilen bölgelerinden birinde devam ediyor.
Myanmar’ın Arakan (Rakhine) eyaletinde yaşayan Rohingya Müslümanları, yıllardır vatandaşlık hakkından mahrum bırakılıyor.
2017 yılında yaşanan büyük göç dalgasının ardından yüz binlerce kişi Bangladeş’teki mülteci kamplarına sığındı.
Bugün Kutupalong gibi dünyanın en büyük mülteci kamplarında doğan binlerce çocuk, ne kendi ülkesinin vatandaşı sayılıyor ne de normal bir eğitim ve sağlık sistemine erişebiliyor.
Arakan meselesi artık sadece bir göç sorunu değil; nesiller boyunca sürebilecek bir kimlik ve aidiyet krizine dönüşmüş durumda.
Hindistan ile Pakistan arasında onlarca yıldır ihtilaf konusu olan Keşmir, dünyanın en militarize bölgelerinden biri olarak gösteriliyor.
Bölgede zaman zaman uzun süreli iletişim kesintileri, geniş güvenlik operasyonları, siyasi gözaltılar ve sokağa çıkma kısıtlamaları yaşanıyor.
Keşmir halkı, günlük yaşamını güvenlik endişeleri ve siyasi belirsizlik içinde sürdürmeye çalışırken, bölgedeki gelişmeler uluslararası gündemde çoğu zaman kısa süreli yer buluyor.
Sudan, son yılların en ağır insani krizlerinden biriyle karşı karşıya.
Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki çatışmalar milyonlarca insanı evlerinden etti.
Birçok şehirde hastaneler hizmet veremez hale gelirken, gıda tedarik zincirlerinin bozulması açlık riskini daha da artırdı.
Birleşmiş Milletler verilerine göre milyonlarca Sudanlı acil insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar yetersiz beslenme, salgın hastalıklar ve eğitime erişememe gibi çok yönlü sorunlarla mücadele ediyor.
Afrika‘nın en kalabalık ülkesi olan Nijerya, yıllardır farklı güvenlik sorunlarıyla mücadele ediyor.
Ülkenin kuzeydoğusunda Boko Haram ve DEAŞ Batı Afrika Vilayeti (ISWAP) gibi silahlı grupların saldırıları binlerce kişinin hayatını etkiledi.
Köy baskınları, okul baskınları, fidye amacıyla gerçekleştirilen toplu kaçırmalar ve sivillere yönelik saldırılar uzun yıllardır devam ediyor.
Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan birçok aile güvenlik nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalırken, çocukların eğitim hayatı da sık sık kesintiye uğruyor.
Bu coğrafyaların her birinin kendine özgü siyasi ve tarihî dinamikleri bulunuyor. Ancak ortak noktaları dikkat çekici:
Dünya kamuoyu çoğu zaman krizleri, görünür oldukları kadar konuşuyor. Oysa görünmeyen acılar da en az görünenler kadar gerçek.
Bir mazlumun hangi dili konuştuğu, hangi ülkede yaşadığı ya da hangi milletten olduğu, uğradığı haksızlığın değerini değiştirmez.
Gazze‘nin acısını duyurmak kadar, Doğu Türkistan‘ın sessiz çığlığını, Arakan’ın vatansız çocuklarını, Keşmir‘in belirsizlik içinde yaşayan halkını, Sudan’ın açlıkla mücadele eden ailelerini ve Nijerya‘da terörün gölgesinde yaşamaya çalışan sivilleri de gündemde tutmak; insan hakları ve adalet adına ortak bir sorumluluktur.
Mazlum coğrafyalar birbirinden uzak olabilir. Fakat vicdanın sınırları haritalarla çizilmez.
İslam dünyasının bugün karşı karşıya bulunduğu dağınıklığın temel sebepleri üzerine farklı değerlendirmeler yapılmaktadır. Kimi araştırmacılar bunu sömürgecilik mirasına, kimi otoriter yönetimlere, ekonomik bağımlılığa veya mezhepsel ve etnik ayrışmalara bağlarken, birçok İslam düşünürü ise daha temel bir noktaya dikkat çekmektedir: Müslümanların ortak iradesini temsil edecek bir birlik ve liderlik mekanizmasının bulunmaması.
Bir tesbihin doksan dokuz tanesi ne kadar değerli olursa olsun, onları bir arada tutan imame koptuğunda taneler birer birer dağılır. Bu benzetme, İslam dünyasının son yüzyıldaki hâlini anlatmak için sıkça kullanılmaktadır. Bir zamanlar ortak bir siyasi ve hukukî otorite etrafında toplanan geniş İslam coğrafyası, bugün birbirinden kopuk onlarca devletin, farklı güç dengelerinin ve dış müdahalelerin etkisi altında yaşamaktadır.
Osmanlı Devleti‘nin sona ermesinin ardından 1924 yılında hilafet kurumunun kaldırılması, bu tartışmaların merkezinde yer alan tarihî kırılmalardan biridir. Aradan geçen yaklaşık bir asırda Doğu Türkistan’dan Gazze‘ye, Arakan‘dan Keşmir‘e, Sudan’dan Nijerya‘ya kadar pek çok bölgede yaşanan insani krizler, bazı düşünürler tarafından Müslümanların ortak hareket edememesinin ve müşterek bir irade ortaya koyamamasının sonuçları arasında değerlendirilmektedir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
HSK'dan Yargıda Disiplin Adımı: 2026'da 84 Hakim ve Savcı Meslekten İhraç Edildi Adalet Bakanı Akın…
Galatasaray - Rennes maçı canlı izle. Galatasaray-Rennes hazırlık maçı hakkında tüm detaylar ve canlı yayın…
Galatasaray, özel maçta Rennes ile berabere kaldı hakkında son gelişmeler. Galatasaray, özel maçta Rennes ile…
SON DAKİKA HABERİ: TİP Milletvekili Sera Kadıgile soruşturma hakkında son gelişmeler. Son dakika haberinde TİP…
Çekmecenizde servet yatıyor olabilir. Değerli eşyalarınızı gözden geçirin, bazılarının 9 milyon liraya kadar satılabileceğini unutmayın.
İran'da İsrail Adına Casusluk Yapan İki Kişi İdam Edildi İran yargısı, Mossad adına casusluk yaptıkları…