
Siyasal emaneti güçlü insanların omuzlarına yükleyen Allah Resulü, çok sevmesine rağmen Ebu Zerr’i Gıfari’ye görev vermemiştir. Görev vermeyişinin gerekçesini ise ona şöyle açıklamıştır: “Ey Ebu Zer! Ben seni (çok seviyorum ama) zayıf görüyorum. Sakın, iki kişi de olsa onlara başkan olma ve hiçbir yetimin malına da yöneticilik yapma.” [1] Siyasette zayıflık emanete liyakatı düşürür. Neticede birçok kimsenin zulüm görmesine neden olunabilir. Nitekim Ebu Zer(r.)’ın öyle içtihatları var ki onlara halkın genelinin dayanması çok zordur. Bu içtihatların birçoğu onun özel hayat tarzıdır. Umuma teşmil edilecek olursa toplumsal sıkıntıların çıkma ihtimali Resulullah’ı, Ebu Zer’e karşı böyle bir söz söylemeye sevk etmiştir. Resulullah’ın bu uygulaması Ebu Zer’in kıymetinden bir şey kaybettirmemiş ama siyasal anlamda Müslümanlara büyük katkılar sağlamıştır.
Hz. Peygamber(s.), siyasal zayıflıkla beraber gerçek bir İslam toplumunda kişinin yönetime kendiliğinden talip olmasını da hoş karşılamamıştır. İnsan kendisini siyasette ispat etmeli, kardeşleri de onu gerekli yerlere liyakati sebebiyle önermelidir. Ebu Zer gibi yönetime talip olan Abdurrahman b. Semre’ye Resulullah, şu uyarıyı yapmıştır: “Ey Abdurrahman! Yöneticilik isteme. Eğer istemene karşılık sana yönetim verilirse, işin ile baş başa bırakılırsın. İstemeden idari makama getirilirsen (Allah) tarafından sana yardım edilir.”[2] Bu rivayeti kendi bağlamında anlayamayan ve ilmi metodolojiden uzak olan bazı kimseler, Müslümanları siyasetten soğutmuştur. Bu uygulamalar ve yanlış yönlendirmeler, İslam düşmanlarının iktidar yollarını açmış veya var olan iktidarlarının ömrünü uzatmıştır. Nasları doğru anlayamayan ve sonuçta masonlarla ortak siyasete razı olan bazı çevreler, siyasetten istiaze ettikleri kadar kafirlere yardımdan ve kafirlerle ortak hareketten Allah’a istiaze etmemişlerdir. Aklı başında olan ve ilimden nasibi olan mü’minler bilirler ki dar’u-l İslam’da görev layık olana verilir. Belirli yerlere gelmek için savaş vermeye gerek yoktur. Eğer içinde yaşanılan siyasal ortam İslam devleti olma niteliği taşımıyorsa, Hz. Yusuf gibi göreve talip olmak ve bulunulan yerlerde İslam’ı hakim kılmak esastır. Bu incelikleri bilen Müslüman gençlerin Kur’an’da kıssası anlatılan Yusuf Peygamber’i iyi anlamaları ve kendilerinin yeteneklerini tanımayan kimselere maharetlerini tanıtarak etkin yerlerde olmaları şarttır. Çünkü onların üzerlerinde Müslümanların da hakları vardır. Siyasetten kaçıp ruhbanlaşmanın da, ilkesiz siyasallaşmanın da Müslümanlara bir şey kazandırması söz konusu değildir.
Müslümanların emanete ehliyet kazanabilmeleri için Sevban Hadisi’nde olduğu gibi kendi keyfiyetlerini artıracak önlemler almaları zorunludur. Aksi halde çokluklarına rağmen milletler üzerlerine saldırırlar ve çör çöp durumuna düşerler.[3] Onları toplumsal liyakat ve önderlik makamından düşüren sebepler; konforizm ve dünyada ebedi kalma arzusunun somutlaşmış biçimi olan ölümden nefret duygusudur. Bunlara; dünya gündeminden etkilenip sabahtan akşama din değiştirmeyi, batılın her türlüsüne sempati ve meyli, Allah’a verilen ahdi unutmayı ve emri bi’l ma’ruf görevini terk etmeyi de ekleyebiliriz. Bu sayılan hastalıklardan kurtulmak ve liyakatli bir İslam toplumu kurabilmek için planlı, programlı, hedefli, ahlaklı, kadrolu ve kuşatıcı çalışmaları Müslümanların teşkilatlarının hemen başlatması acil ihtiyaçtır. Peygamber Efendimiz emanete layık insanın önemine atıfta bulunarak şöyle bir benzetme yapmıştır: “İnsanlar, yüzlerce devenin içerisinde bulunduğu deve sürülerine benzerler. İçlerinde yük vurmaya elverişli bir tanesini bile bulmak zordur.”[4] Resulullah(s.), burada bir durum tespitinde bulunmuş ve emaneti; sorumluluğu taşımaya yatkın insanların azlığına dikkat çekmiştir. İşte gerçek yöneticilere düşen görev, bu az sayıdaki layık insanı bulmak ve Müslümanların işlerini onlara havale etmektir.
Hz. Peygamber(s.), emaneti layık insanlara verdiği için hem kısa zamanda başarılı olmuş hem de bizlere sünnet koymuştur. O’nun başarısının birçok etkeni vardır. Başarısının en önemli nedenlerinden birisi de her zaman uygun işe uygun adam bulmasıdır. Habeşistan’a hicret eden Müslümanlara Cafer b. Ebi Talib’i reis tayin etmesi, Medine’ye Musab b. Umeyr’i muallim ataması, büyük elçilik görevine genel de Amr b. Ümeyye ed-Damri’yi tercih etmesi, hicrette Abdullah b. Ureykıt’ı seçmesi, yatağına Hz. Ali’yi yatırması ve yol arkadaşlığına Hz. Ebu Bekir’i layık görmesi konumuzla ilgili bazı örneklerdir. Peygamber Efendimizin uygun işe uygun adam tayin etmesi ve emaneti ehline vermesi ile ilgili en çarpıcı örnek şudur: Halid b. Velid (r.) ve Amr b. As (r.) Hudeybiye Musalahası’ndan sonra Müslüman olduklarında Resulullah onların ellerine birer çapa vererek Medine’nin hurma bahçelerine göndermemiştir. Her ikisi de iyi bir komutan oldukları için onlara askeri görevler vermiştir. Hatta, Halid b. Velid bu dönemde askeri maharetini daha da geliştirerek İslam orduları baş komutanlığına kadar yükselmiştir.
İslam siyaset tarihine baktığımız zaman Resulullah’ın emaneti ehline verme ve uygun işe uygun adam atama sünnetini hayatına en canlı katan Hz. Ömer’in(r.), yönetimde daha başarılı olduğunu görürüz. Bilinip hayata katılması ve Müslüman teşkilatçıların fıkıh yapması bağlamında Hz. Ömer’i başarılı kılan etkenleri şöyle sıralayabiliriz:
1 – Hz. Ömer’in bizzat kendisinin geçmişi sabıkasız ve temizdir. Müslüman olduktan sonra kendisini Müslümanların nazarında yıpratacak hiçbir iş yapmamıştır. Ne idari ne de iktisadi ve hukuki anlamda bir şaibeye adı karışmamıştır. O’nun bu durumunu bilen Resulullah(s.), nasıl onu vitrininin önünde tuttuysa; Hz. Ömer’in kendisi de bu sünneti başta şahsı olmak üzere icra etmiş ve kendisini kirletmemiştir. Ayrıca, sünnete ittiba ederek idari kadrosuna kirlenmiş ve yıpranmış kimseleri dahil etmemiştir.
2 – Özel hayatında ve toplumsal hayatında dengeli davranmıştır. Evinde bir şahsiyet, dışarıda ayrı bir şahsiyet ikilemine düşmemiştir. Hiçbir zaman söylediklerinin tersini yapmamıştır. Bireysel ve ailevi hayatında sadeliği tercih etmiş ve israfın her türlüsünden kaçınmıştır. Orta halli yaşamış ve idareyi saltanata çevirmemiştir. Aile fertlerine de orta yoldan ayrılmamalarını emretmiştir.
3 – Yönetimi altındakilere itidalli davranmıştır. Görevlendirdiği kimseleri abartmamış ve İslam’ın varlığını onlarla mukayyet görmemiştir. Müslümanlar ve diğer tebea, Halid b. Velit ile zaferi özdeşleştirdiklerinde Hz. Halid’i görevden almıştır. Bunun anlamı; İslam’ın baki insanların ise fani olduğunu herkese ispat etmektir.
4 – Topluma karşı çok merhametli ve şefkatlidir. Hz. Ömer(r.), Müslümanlar yemeden kendisi yememiş, onlar giyinmeden kendisi giyinmemiştir. Toplumunun dertleriyle ve kederleriyle hem hal olmuştur. Dicle’de kurdun kapacağı koyundan kendisini sorumlu tutmuştur. O’nu elinde kılıçla kelle avcısı gibi resmeden anlayışın tarihle ve hakikatle bir alakası yoktur. Cahiliye döneminde kızını diri diri toprağa gömen bu şahıs, Müslüman olduktan sonra bir kuşun kanat çırpmasından rikkate gelip ağlamıştır. Çocukları sevmeyen idarecilerini bile görevden almıştır.
5 – Başkalarının içtihatlarını yerine göre kendi içtihatlarına tercih etmiştir. Hz. Ömer(r.), kendi içtihatlarını kimseye dayatmamış ve görüşlerini mutlaklaştırarak dinleştirmemiştir. Sahabenin fakihleri olan Hz. Ali, Hz. Abdullah b. Mes’ud, Ubey b. Kab ve Abdullah b. Abbas’ın içtihatlarına çok önem vermiştir. Hz. Ali’nin içtihatlarını tercih ederek zaman zaman kendi içtihatlarını terk etmiştir. Hz. Ömer’in bu uygulamaları, kendini fikirlerini öne çıkarmaktan ziyade başkalarını tercihi öncelediği için siyasal başarısında da etkili olmuştur.
6 – Hz. Ömer yönettiği insanların derecelerini çok iyi bilirdi. Bu bilgilenmede İslam öncesi Arap toplumunun sosyal yapısıyla ilgilenmesinin de önemli payı vardır. Hangi insanlar hangi işleri daha iyi yapabilir, konularına vakıf olan Ömer(r.) yöneticilerini bu bilinçle atamıştır. Atamalarındaki isabet oranının fazlalığı onun siyasal başarısına yansımıştır. Özellikle yakınlarını devlet kadrolarına atamalardan uzak tutmuştur. Görev dağılımında ehliyeti önceleyip başka kriter kabul etmemesi Halife’nin saygınlığını artırmıştır.
7 – Devlet işlerinde çalıştırdıklarını çok iyi bilen Hz. Ömer, kimliği meçhul, günahlara dalan, bidat ve hurafeleri gündem yapan, maddi değerleri önceleyen ve toplumsal nefreti kazanan şahıslara görev vermemiştir. Ayrıca idarecilerini maddi ve manevi açıdan sürekli denetlemiştir. Her hangi bir yolsuzluk veya halk tepkisi olduğunda idarecilerini yenileriyle değiştirmiştir. Yıpranmış adamlarla yola devam etmemiştir.
8 – Hz. Ömer’in ilim ve amelde en önde olması siyasal başarısının ana nedenlerindendir. İlmi ve içtihatlarındaki isabeti daha Resulullah(s.) döneminde tescillenen Hz. Ömer, müçtehit sahabilerin başında gelmektedir. İlmin onun üzerinde oluşturduğu vakar ve ağırlık topluma güven ve itaat şeklinde yansımıştır. İçtihatlarında toplumsal maslahatı öncelemiş ve Müslümanların zararına olan davranış ve uygulamalara karşı savaş açmıştır. Bütün bunların neticesinde mü’minler ona güven duymuştur.
9 – Hz. Ömer insanlarla çokça istişarede bulunmuştur. Çünkü istişare ilahi bir emir ve Hz. Peygamber’in muhkem sünnetidir. İstişare sayesinde halk yönetime katılır ve sorumluluk duygusu tabana yayılır. Herkes elini taşın altına sokmuş olur. Olaylardan anında haberdar olan toplumsal yapı şeffaflaşır. Yönetim monarşizme dönüşmediği gibi, yöneten ile yönetilenler arasındaki uçurumlar da karşılıklı samimiyetle kapanmış olur.
10 – Hz. Ömer her hak sahibine hakkını adalet ölçüleri içerisinde vermiştir. Onun adalet vasfı ve toplumsal hukuka saygısı kendine karşı bir güven oluşturmuş ve siyasetinin başarı notunu artırmıştır. Hz. Ömer’in dar’u-l İslam’ında Müslümanlar haklarını aldığı gibi, gayrimüslimler de haklarını tamamıyla almışlar; hiç birisi mağduriyet yaşamamıştır.[5]
Buraya kadar yazdıklarımızdan çıkan sonuç; İslam toplumunda başarılı olmanın sırrının, işi ehline vermekte olduğunu zihinlere yerleştirmek ve siyasilerin, önderlik makamında olanların bu durumdan nasibini alarak emanete layık kimselerle kadrolaşmasını sağlamaktır. Görev dağılımında sermaye, çevre baskısı, akrabalık duygusu, duygusal yakınlık, aynı lobiye bağlılık mü’minler için kadrolaşmada referans olmaktan çıkarılmalıdır. Müslümanlar olarak bu hakikati kavrayabilseydik bugün tarihte tutmuş olduğumuz yer çok daha farklı olabilirdi. Üzerinde tarih yapılan edilgen varlıklar olmak yerine, tarih yapan etkin ve izzetli mü’minler olabilirdik. Çözümü bildiğimize göre yeniden başarabiliriz; yeter ki isteklerimizde kararlı olalım. Kur’an ve sünnetin koyduğu ölçülere riayet edelim. Doğru bildiğimiz şeyler kitap sayfalarında kalmasın ve hayatta ameli hale getirilebilsin…
[1] Nesai, Vesaya, 30, Had. no:10, C. vı, S. 255.
[2] Ahmed, Müsned, c.v, s.62.
[3] Ahmed, Müsned, c.v, s.278.
[4] Abdurrezzak, Musannef, c.xı, s.246; İbniMace, Fiten,16, Had. no:3990, c.ll, s.1321.
[5] Havva, Said, el-Esas fi’s Sünne, (ter: Heyet) Aksa Yay. İstanbul, 1989, c.v, s. 382-383.
Trabzonspor 59 yaşında hakkında son gelişmeler. Trabzonspor, 59. yaşını coşkuyla kutladı. Kentteki kutlamalar, taraftarların yoğun…
Ertuğrul Özköke cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma hakkında son gelişmeler. Ertuğrul Özköke hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma…
Yunanistanda iki yangın söndürme helikopteri çarpıştı. Olay sonucunda can kaybı ve yaralanmalar yaşandı.
Galatasaray 3-3 Rennes (Hazırlık maçı) hakkında son gelişmeler. Galatasaray 3-3 Rennes maçında heyecan dolu anlar…
Galatasaray - Rennes maçı canlı izlemek için doğru yerdesiniz. GS RENNES hazırlık maçı şifresiz yayın…
İmamoğlundan AKP'ye geçen belediye başkanlarına tepki hakkında son gelişmeler. İmamoğlu, AKP'ye geçen belediye başkanlarına sert…