
“Eşit vatandaşlık” denilen kavram, aslında öyle kolayca dillendirilecek bir kavram değildir. Doğrusundan başlayarak konuya yaklaşmalı ve onun gerçekten yeterli olup olmadığını değerlendirmeliyiz.
Rabbü’l Âlemin ayet-i kerimede buyuruyor ki: “Biz Müslümanlarla mücrimleri bir tutar mıyız?” Yani şunu anlamalıyız: Salt eşitlik adalet değildir, hakkaniyet değildir.
İnsanların çapına, kişiliğine, kimliğine göre hak ile batıl bir olur mu? Suçla vazife, suç işleyenle işlemeyen, bilenle bilmeyen, cennetle cehennem bir olur mu?
Oysa işi baştan doğru tutmak gerekir. Müslim, yani barışçıl, insanlıktan, haktan, hakikatten, selametten yana olan bir insan ile; cürüm işleyen, suç işleyen, kabahat eden, hapishanelik veya tımarhanelik birisi bir olabilir mi? Asla! Eğer bunları eşitlerseniz, kötülüğü ödüllendirmiş, iyiliği bastırmış olursunuz. Orada iyilik gelişmez; kötülük, suç, mikrop gelişir.
Bugünkü toplumun hâli de çoğu kez budur. Çünkü sap saman karışmıştır. Hak ve hakikat ödüllendirilmek yerine kınanır hâle gelmiş, kötülük ve başıboşluk yüceltilmiştir.
Böyle bir toplumda yeni nesil nasıl yetişir? Allah bütün bunları bize yük olsun diye değil, kolaylık, güzellik ve iyiliğe yönelmemiz için öğütlemiştir. Fakat birileri o yolun ortasında oturup engel olursa, tabii ki yürümek zorlaşır, gitmek zorlaşır. Bugün İslam’da zorluk hissediliyorsa, demek ki bir yerde bir parazit, bir sıkıntı vardır.
İslam özünde kolaylık, kurtuluş, felah, refah, huzur ve saadettir. Bunlar batılla, habasetle bir olur mu? Asla!
Şimdi buradan “eşit vatandaşlık” kavramına gelelim. Bugün birçok çağdaş olarak tanımlanan devlet ve rejimde deniyor ki: “Bizim vatandaşlarımız eşittir.”
Ama bir defa bu yanlıştır. Doğruyla yanlışı, gelişmişle ilkel olanı niye eşit tutalım? Eşitlik neye göre ölçülüyor? Bürokrasiye bakılıyor; “En tepeye kadar gelebiliyor musun?” diyorlar. Etnisite üzerinden düşünenler de aynı şeyi söylüyor.
Oysa mesele etnisite değil ki! Sen hakkı bağlamışsın ama itleri serbest bırakmışsın. Sonra da diyorsun ki “Bütün itler eşit.” Evet, itler eşit ama taş bağlı! Engelleyici mekanizmayı bağlamışsın, sonra “eşitlik”ten söz ediyorsun.
Etnik yapı üzerinden insanları değerlendirmek zaten cahili kafadır. İslam buna tenezzül etmemiştir. Kuran’ın dili bizim dilimizdir. Ecdadımız bin sene bu dili konuşmuş. Bana neden bu hakkı vermiyorsun? Neden bana Yunan alfabesini dayatıyorsun?
Birçok mümin idareci olmak istemiyor artık. Neden? Çünkü masaya oturduğunda “şeref köşesinde” putlaştırılmış bir resim duruyor. Mümin bir insan için putlaştırılmış bir şahsın resmi kabul edilemez. Kime karşı cürüm işlenmiş? Allah’a karşı!
“Laikçilik” denilen şey aslında “Allah’ın ülkesinde Allah’ı istememek”tir. “Allah karışmasın devlete, halka” demektir. Bundan daha büyük kötülük, daha büyük darbe olur mu? Allah’la kulların arasına girmek!
Bir müminin şeref köşesinde kim olmalıdır? Allah’ın ismi olmalıdır. Peki, ben eşit vatandaşsam, neyi görmek isterim? Allah’ın ismini. Çünkü Allah’ın ismi bile başka hiçbir isimle eş tutamam. Dünyanın da, doğunun da, batının da Rabbi O’dur.
Kuran’da Ehli Kitap’a “gelin, aramızdaki ortak söze gelelim” denmiştir. Yani “Allah’tan başka ilah olmadığı” ilkesinde buluşalım. Ben de aynı şeyi teklif ediyorum. Bir idareci olduğumda, kıblemde Allah’tan başkasını istemem.
Nebi aleyhisselamın Mekke müşrikleriyle yaşadığı sorun da buydu. Onlar dedi ki: “Bizim putlarımıza dokunmasaydı, hiçbir sorun kalmazdı.” İşte mesele bu. O zaman da Hubel adlı putları vardı. Hatta kimi salih insanların heykellerini “Allah’a yaklaştırıyor” diyerek putlaştırmışlardı. Ama Allah bunu istemez. Hristiyanlarla ayrışmamızın nedeni de budur. İsa Nebi’yi heykelleştirip, saygı duruşlarıyla ilahlaştırdılar. Oysa ne İsa Nebi ne Muhammed Nebi böyle bir şeyi istemedi.
Mekke müşrikleri, “Bizim ulularımıza el sür, o zaman her şey serbest” dediler. Nebi aleyhisselam ise “Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz bu davadan vazgeçmem” buyurdu. Davası “Allah’tan başka ilah yoktur” davasıydı.
Peki bu nasıl bir eşit vatandaşlıktır? Sen benim imanımla, ahiretimle oynayacaksın; Allah’la arama gireceksin; şeref köşeme kendi putlarını koyacaksın. Benim imanımla oynamak bu kadar kolay mı?
Bütün ibadetler –namaz, oruç, hac, zekât– imana bağlıdır. Bu bağ yoksa, onların da anlamı yoktur. İman varsa, cennet vardır; temel varsa, kat çıkılır. Temel yoksa, üstüne bina israf olur.
Dolayısıyla buradan “eşit vatandaşlık” nerede? Eşitlik var mı?
Cebimizdeki parada bile putlaştırılmış simgeler var. Doğanın resmi veya sıradan bir figür olsa, sorun yok. Ancak bir kişiyi kutsallaştırıp onu en değerli köşelere koyduğun zaman mesele başlar.
Bilal Habeşi’ye “Hubel de!” dediklerinde o “Ehad, ehad – Bir Allah, başka yok!” dedi. Biz bugün Bilal kadar hür değil miyiz? Eşitliği burada mı arıyoruz?
Ben kendi resmimi, atamın resmini bile koymam. Alparslan’dan Atatürk’e kadar birçok atamız var, ama hiçbiri için böyle bir putlaştırma yapmam. Biri yapsa, ona da aynı tepkiyi gösteririm. Çünkü ben beşerî tapınmalar istemem.
Ben Allah’tan başkasını tanımam. O zaman bu eşitlik nasıl olur? Allah Müslümanla mücrimi bir tutar mı? Bu matematiğe de, akla da, mantığa da, vahye de uymaz.
Sen bana bürokrasinin en alt tabakasında bile alan açmıyorsan, hangi eşitlikten bahsediyorsun? Benim İslami kimliğimle en tepeye kadar taşınma hakkım var mı, yok mu? Aklı olan söylesin. Ama bu gündeme bile getirilemiyor. Çünkü zihinler köleleşmiş. Zihinler düşünemiyor, sorgulayamıyor. Dinin aslı kaybolunca batıl gelir. Hak gidince batıl boşluğu hemen doldurur.
Bugün birisi “Ben Mesih’im” diyebiliyor. Nebi katilleri, Siyonist zalimler Nebilerin mirasına el uzatıyor. Zihni köle olan hakikati arayamaz. Oysa Allah ve İslam bizi hürleştirmek için var.
Bizim savunduğumuz etnik ya da kişisel çıkar değil, haktır. Hak üstün olduğu için, o hakkı savunan da o vesileyle üstündür. Dolayısıyla “eşit değiliz kardeşim.”
Bugün Allah mühlet veriyor, seni yaşatıyor, teknoloji bile Allah’ın. Aslında müminlerin kullanması gerekirdi. En azından sıradan eşitlik beklerdik, ama o bile yok.
Eşitlik ancak batıl ideolojiler arasında dolaşan bir söylem hâline gelmiş. Bizler eşit vatandaş olmadığımızın farkında olmalıyız. Ama hakkımızı ve hakkaniyeti istemeliyiz. Bundan daha doğal bir hak yoktur. Allah’a saygı, Allah’tan korkmak buradan geçer; iman buradan geçer. Bu mekanizmayı taşıyacak olan kavram, en azından “eşit vatandaşlık” bile olsa –ki bizim değer dünyamızda o kavram çok aşağıdadır–, siz onun bile hakkını veremiyorsunuz. O hâlde biz, Allah’a itaatin buradan geçtiğini bilmeliyiz.
Sonuç olarak, Allah Müslümanlarla mücrimleri bir tutmaz. Bunlar eşit değildir. Yaratanla yaratılmış asla eşit olamaz.
https: www.youtube.com/watch?si=jC4j3S4L9_0plfcu&v=WpqvVCPhYko&feature=youtu.be
Rus Kadınlar Neden Müslüman Erkekleri Tercih Ediyor? Son dönemde sosyal medyada ve bazı haber kaynaklarında…
“Mekke Yolu” ile Hacı Adaylarına Büyük Kolaylık Türk hacı adayları bu yıl da “Mekke Yolu”…
İsrail Merkezli Haaretz Gazetesi: İSRAİL’DE SORUN TOPLUMUN KENDİSİ İsrail merkezli Haaretz gazetesinde yayımlanan değerlendirmede, İsrail’de…
23 Nisan: Gerçekten Çocuklara mı Armağan Edildi? Türkiye’de bazı kabuller vardır; sorgulanmaz, tartışılmaz, doğrudan doğru…
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Ortadoğu’daki kaosu destekleyenler, İslam dünyasında bir bölünme yaşanmasını arzuluyor” Rusya…
Osmanlıyı Yıkan Batı Hayranlığının Laik Kamalizm ile İslam Düşmanlığına Dönüşmesinin Yıkıcı Sonuçlarını mı Yaşıyoruz? Giriş…