
EVRENİN VAHYİ İLE BÜTÜNLEŞMEK
Yeni din dilinin çağrısı özel anlamda vahyin yani Kur’ân’ın, evrenin vahyi ile aynı kaynaktan geldiğini tüm insanlığa idrak ettirmekten ve imana yer açmak için varlığın bilgisini/ilmini inkâr etmemekten geçmektedir. İnsanlık dünyasına vahiy aracılığı ile indirilen âyetler[1] olduğu gibi, yaratılış/varlık yoluyla çıkarılan âyetler[2] de vardır. Bu işaret edilen âyetlerin tümü ilâhî hakîkatin delili niteliğindedir. İnsan ise bu âyetlerin rezonans noktasındadır ve hem komplike âyetler topluluğu, hem de biricik âyet okuyucusudur. Evren sonsuz değildir ama sınırlı da değildir. Evrenin bir sonu vardır ama bu son gelinceye kadar genişlemeye devam etmektedir.[3] Bunun anlamı; oluşun yani âyetlerin de devam ettiği gerçeğidir.
Kur’ân’a göre insanın önüne, okunmak üzere konan üç temel kitap vardır. Evren kitabı, vahiy kitabı/Kur’ân ve insanın bizzat kendisi. Vahiy kitabı, yani genel anlamda bütün peygamberlere gelmiş bulunan vahiy, özel anlamda da Kur’ân, diğer iki kitabın gereğince okunup değerlendirilmesini kolaylaştıran bir ışıktır. Bunun içindir ki vahyin hatta Kur’ân’ın bir adı da “Nûr”dur.[4] Kur’ân’a göre “Allah göklerin ve yerin nûrudur”[5] Demek ki, evren ve insan adlı kitapların gerektiği şekilde okunabilmesi için, bizzat Allah, vahiy kitabı aracılığıyla insana yardımcı olmaktadır. Kur’ân, andığımız bu üç kitabın, belirli parçalarını “âyet” olarak anmaktadır. Kur’ân bir âyetler topluluğu olduğu gibi evren ve insan da âyetler topluluğudur. O halde, ne vahiy kitabı insan ve eşyaya ait ilimler olmadan çözülebilir ne de eşya ve insan vahiy kitabı olmadan hakkıyla anlaşılabilir.
Kur’ân terminolojisinin en önemli kavramlarından biri olan âyet, Arap dilinde “işaret, iz, belirti, delil” anlamlarına gelmektedir. Kur’ân âyet deyimini, mucize karşılığı olarak da kullanmaktadır. Çünkü Kur’ân anlayışında bütün evren ve bütün oluşlar birer mucizedir. Kur’ân ayrıca âyet kelimesini “beyyine”[6] kelimesiyle de nitelemektedir. Özetle, insanı Allah’a kılavuzlayan, ona Allah’a gidişinde iz ve işaret veren her şey âyet kategorisi içindedir. Kur’ân, âyetlerin insanı kuşatan dünyada yer alanlarına “âfâkî âyetler”, insanın kuşattığı âlemde yani insanın iç dünyasında yer alanlarına “enfüsî âyetler” demektedir.[7]
İşte âyetler topluluğu olan bu varlık ve oluş, insan tarafından incelenmeli, âyetlerin taşıdığı sırlar ortaya çıkarılmalıdır. Bu insanın hem görevidir hem de varoluş nedenidir. Çünkü hem insana hizmet hem Allah’a ibadet hem de yeryüzünün mâmur ve mutlu hâle getirilmesi âyetlerin gereğince incelenmesiyle gerçekleşecektir. Kur’ân, bu noktada ihmâlini gördüğü insanın tavrını eleştirmekte ve ona sitem etmektedir.[8] Şu bir gerçektir ki, insanların kimi içine kapanarak dış dünyadaki âyetleri ihmâl etmekte, kimi de dış dünyaya açılıp içindeki âyetleri unutmaktadır. Kur’ân bu durumu şöyle anlatır: “Kaldı ki, göklerde ve yerde nice âyetler, işaretler var ki, onlar [üzerinde düşünmeden] sırtlarını çevirerek yanlarından geçip gidiyorlar!”[9]
Yine Kur’ân’dan anlaşılıyor ki; âyetleri gözlemleme, insanlığın tekâmülüne paralel bir gelişme göstermiştir. Peygamberlerin mucizeleri bunun en açık örneği ve delilidir. İlk peygamberlerin mucizeleri/âyetleri daha çok dış dünya ile ilgili, göze kulağa kısaca beş duyuya hitap eden ve her seviyede insanın etkileneceği tipten âyetlerdir. Âyetler zaman geçtikçe daha derin düşünce ve gözleme konu olacak bir nitelikte seyretmiştir. Son peygamber dönemi ise âyetlerde kemâl devridir. Bu dönemde âyetler tefekkür, taakkul[10], ilim, sanat, gözlem konusu olmuşlardır.
Anlaşılan odur ki; yeni din dilinin içeriği indirilen vahiyle evrenin vahyinin buluşmasından/bütünleşmesinden oluşmalıdır. Ne insanı ihmâl eden, ne de çevreye duyarsız kalan bir dil hayatın sürekliliğini/dinamizmini karşılayamaz. İnsan da dâhil, evrenin tüm âyetleri kutsaldır. Din ve ilim alanı gibi iki ayrım tevhid ilkesine terstir. Kur’ân, kültür yerine uygarlığı öne çıkaran kitaptır. Kültür bir iç olgudur, yereldir. Oysaki uygarlık bir dış olgudur, geneldir; varlık ve evren üzerindeki fetihlerin toplamından ortaya çıkmıştır. Kur’ân; duygusalın yerine bilimseli, yerelin yerine evrenseli geçirmekteki ısrarıyla aydınlanmanın bilgi toplumuna ulaşmasına katkı vermektedir. Kur’ân’ın akla ve bilgiye yaptığı göndermelerin bağlamlarını irdelediğimizde, bilgi toplumunun taleplerine cevap veren âyetlerin ihtişamı gözümüzü kamaştırmaktadır. Özetle üç kitap alanı, kaba mucizeler alanı değil, modern mucizeler yani Kur’ân’ın “sünnetullâh” dediği değişmez yasalar ve nedensellik alanıdır. Yeni din dili de bu alanın tercümanı olmalıdır.
NECMETTİN ŞAHİNLER
MİRATHABER.COM –YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
[1] Tenzilî âyetler.
[2] Tekvinî âyetler.
[3] Fâtır/1.
[4] Nisâ/174: “Yâ eyyühe’n-nâsü kad câeküm bürhânün min rabbiküm ve enzelnâ ileyküm nûran mübînen.”
[5] Nûr/35.
[6] Açıklık, aydınlık, delil.
[7] Bakara/190; Zâriyât/20-21; Fussilet/53.
[8] Furkân/7-9.
[9] Yûsuf/105.
[10] Düşünme, aklı işletme/çalıştırma.
MÜSLÜMAN HALKLARIN TRAJEDİSİ: LAİK EĞİTİM Modernleşme trajedisinde, Müslüman halkların yaşadığı en dramatik senaryo, siyasi ricalin…
YENİ NESİL DEDİĞİMİZ BİZİM İZLERİMİZ Oğlum okuldan geldi, gözleri ışıl ışıl. “Anne” dedi, “artık bütün…
Eski Mossad Direktöründen Şok Sözler: “Yahudi Olmaktan Utanıyorum” Batı Şeria’daki uygulamalar sert eleştirildi İsrail dış…
KUR’AN’DA HABÎS (MURDAR) NİTELEMESİ Kur’an’ın günah ve günahkârı anlatmak için kullandığı kelimelerden biri de ‘habîs’…
KRİSTALLERİ İNCİTMEYİN Evlenecek kişiler ahlaken birbirlerine denk olmalıdır. Ahlaki denklik evliliğin devamını sağlayan en önemli…
Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hayatında Renklerin Dili Oda TV’de yayımlanan ve Gözde Sula imzasını taşıyan yazıda, Attilâ…