GÜNAHKÂRLARI GÖZLEYEN CEHENNEM Üflenen sûr, toplanan insânlar, gerçekleştirilen fetih, açılan semâ kapıları ve sonunda “Ayrım Günü”nün ortaya dökülen sayfaları ve kesinleşen/kesilen hesaplar, artık herkesi yeryüzünde yaptığı tercihlerin sonuçları beklemektedir. İşte Nebe/21-30. âyetleri ölümden sonra dirilişi inkâr edenleri nasıl bir yerin...
YEVM’ÜL FASL/AYRIM GÜNÜ İsrâfîl, dört büyük melekten birinin adıdır ve kelimenin İbrânîce’den Arapça’ya girdiği kabul edilir. Kur’ân’da bu meleğin adı geçmemekte ancak yapacağı görevden söz edilmektedir. Anlam olarak İsrâfîl’in “Allah’ın kulu” veya “Rahmân’ın kulu” mânalarına geldiğini bildiren bazı rivâyetler bulunmaktadır....
RAHMETLE/YAĞMURLA ISLANMAK Yeryüzü/dağlar, uyku/ölüm, gece/gündüz, semâ/güneş derken Nebe/14-16. âyetleri insân da dâhil tüm canlılar için bir başka hayat/diriliş unsuru/kaynağı olan “yağmura/suya” dikkatimizi çekmektedir: “Ve rüzgârın sürüklediği bulutlardan şarıldayan sular indirdik, ki onunla taneler ve bitkiler yetiştirelim, ve ağaçlarla kaplı...
ÜSTÜMÜZE KURULAN YEDİ SİSTEM/YOL Kur’ân’da, “gök” anlamına gelen “semâ” kelimesinin “çoğul” kullanıma karşın “arz” kelimesi her zaman “tekil” olarak kullanılmıştır. Yine Kur’ân, “semâ”nın “yedi katlı/tabakalı/boyutlu/yollu” olduğunu bize söyler. Çok ilginçtir, semânın yedi katlı olduğunu bildiren âyetlerin sayısı da Kur’ân’da yedi...
YERYÜZÜNÜN DİREKLERİ/SÜTUNLARI Nasıl bir rahmet ve merhamet kaynağıdır ki Allah, kendisine eş koşan ve yeniden dirilişi inkâr eden müşrikleri, bu yalanlamaları ile baş başa bırakacak yerde, onlara yeryüzünde kudretinin ve yaratıcılığının çeşitli örneklerini göstermekte, bunları gerçekleştiren varlığın yeniden diriltmeye ve...
BÜYÜK HABERİN SORUSU Adını “haber” anlamına gelen ve ikinci âyette geçen “nebe” kelimesinden alan “Nebe Sûresi”, Kur’ân’ın resmî dizilişine göre 78, iniş sırasına göre ise 80. sırada yer almaktadır. Mekkî bir sûredir ve 40 âyetten meydana gelmiştir. Sûrede üzerinde durulan...
TARTININ/TERCİHİN İKİ KEFESİ “Mevâzin” kelimesi “Mîzân” kelimesinin çoğuludur. Mîzân, sözlükte “bir şeyin ağırlığını tahmin etmek, ölçüye vurmak, tartmak” anlamındaki “vezn” kökünden türemiş bir isim olup “tartı aleti, tartmada kullanılan ağırlık; adalet” mânâlarına gelir. Mîzânın âyet ve hadislerde kullanılışı çerçevesinde terimleşen...
MAYMUNA DÖNÜŞMEK/DÖNÜŞTÜRÜLMEK Kur’ân’da, İsrailoğullarından “Cumartesi yasağına” uymayan bir grubun “maymuna dönüştürülmesi” olayı, “mesh” olarak ifâde edilmektedir. İlgili âyetlerden anlaşıldığı üzere, yapılan uyarıları dikkate almayan bu topluluk, maymuna dönüştürülmüştür. İslâm tefsir geleneğinin ilk döneminden son dönemlerine kadar gerek rivâyet ağırlıklı tefsirler...
TARTININ/TERCİHİN İKİ KEFESİ “Mevâzin” kelimesi “Mîzân” kelimesinin çoğuludur. Mîzân, sözlükte “bir şeyin ağırlığını tahmin etmek, ölçüye vurmak, tartmak” anlamındaki “vezn” kökünden türemiş bir isim olup “tartı aleti, tartmada kullanılan ağırlık; adalet” mânâlarına gelir. Mîzânın âyet ve hadislerde kullanılışı çerçevesinde terimleşen...
KAPIYI ŞİDDETLE ÇALAN FELÂKET Kari’a Sûresi, resmî dizilişe göre 101, iniş sırasına göre 30. sûredir ve 11 âyetten meydana gelmiştir. Mekkî karakterli olan ve Kureyş Sûresi’nden sonra inen bu sûre adını ilk âyetinde geçen “kari’a” kelimesinden almıştır. Sûrede kıyâmet günü...
NİMETİ ANMAK NİMETİ PAYLAŞMAKTIR “Nimet”, Kur’ân’ın önemli kavramlarından biridir ve sözlük anlamıyla “bolluk ve iyi hâl içinde olmak” demektir. Aynı zamanda nimet, insâna refah ve mutluluk sağlayan “maddî ve mânevî imkânlar” anlamına da gelmektedir. Şüphesiz her şeyde olduğu gibi nimetin...
YETİMİ ÖRSELEMEMEK Kur’ân, “yetimi doyurmamayı, itip kakmayı, dini yalanlamakla eşdeğer tutan” bir kitaptır. Yine Kur’ân’ın yirmiyi aşan âyeti yetim haklarıyla ilgili emirler ve yasaklar içermektedir. Bu emirler içerisinde en çok dikkat çekilen ilk nokta, yetimlerin mallarına dokunmamaktır. İkinci nokta...
BEKÂ EN BÜYÜK ZENGİNLİKTİR Yoksulluk ve zenginlik ekonomik anlamda düşünüldüğünde insanların mutlu ve mutsuz oluşlarının iki önemli unsurudur. İnsânlık tarihi bir anlamda yoksulluktan zenginliğe geçişin bir çabası/uğraşıdır. Şüphesiz dünyâya gelen her insânın, insânca yaşamasını sağlayacak imkânlara sahip olması, o insânın...
HİDÂYET, HAKÎKAT’E ERDİRMEKTİR Hidâyet; “bir hedefe kılavuzlanmak, doğruyu ve güzeli bulmak, fark etmek, bir hedefe giden yolda yürümek” anlamlarındadır. Hidâyeti buldurmaya/göstermeye de “ihtida” veyâ “hüda” denmektedir. Allah’ın isimlerinden biri de “Hâdî”, hidâyet veren, hidâyete erdiren demektir. Hidâyetin karşıtı “delâlet”tir ki,...
YETİMLERİN SIĞINAĞI ALLAH’TIR Kur’ân’ın insânlık ve merhamet adına bir nevi gösterge olarak tanıdığı ve tanıttığı tip yetimdir. İslâm vicdanı, yetimin korunduğu ve saygı gördüğü bir toplumu, bütün insânî değerlere saygı gösteren ve Allah’ın istediği yönde yürüyen bir toplum olarak kabul...
VEDA EDEN/UNUTAN BİZİZ Kur’ân’da, insânın Allah ile olan ilişkisinde “unutma” fiili üç şekilde geçmektedir. Bunlardan biri, insânın Allah’ı unutması, ikincisi Allah’ın insânı unutması1 ve üçüncüsü de Allah’ın insâna kendini unutturmasıdır.2 Bu üç fiil içinde anlıyoruz ki; asıl problem insânın Allah’a...
GECENİN SESSİZLİĞİNDEN GÜNDÜZÜN AYDINLIĞINA İlk vahyin alınışından sonra geceleri kalkması ve ağır ağır duyarak Kur’ân okuması istenmişti Hz. Peygamber’den. Gerekçe olarak da gece vaktinde zihnin daha zinde ve güçlü olacağı söylenmişti. Bütün bu hazırlıkların sebebi Hz. Peygamber’e yüklenecek olan “kavlen...
DUHÂ SÛRESİ Duhâ Sûresi, Kur’ân’ın resmî dizilişe göre 93, iniş sırasına göre ise 11. sûresidir. Mekkî karakterli olan bu sûre 11 âyetten meydana gelmiştir. Adını ilk âyetinde geçen ve “kuşluk vakti” anlamına gelen “duhâ” kelimesinden almıştır. Rivâyet edildiğine göre Fecr...
SON SAAT’İN SON UYARILARI Yazmak, “bir şeyi kaydetmek, onu koruma altına almak” demektir. Kur’ân, hesap gününde insâna, geçmişine ilişkin her şeyin bilgisinin içinde yer aldığı bir “sicil” çıkaracaktır. Üstelik insân, o gün bu yazılanlardan “kendi hesabını çıkaracak” idrâkte olacaktır. Hâtta...
GÖZ KIRPMASI KADAR Bir âyetin içerisinde “kader” kelimesi geçiyorsa, o âyeti tefsir etmek kolay değildir. Çünkü “kader” kavramı tarihsel seyir içerisinde Kur’ân’daki bağlamından/anlamından koparılmış, üzerinde sayısız yorumlar/bilgiler üretilmiş ve sonunda ortaya –bugün de tartışmaları devam eden– “Cebriyye, Kaderiyye, Mutezile” ve...
KADERLERİYLE BULUŞACAKLARI AN Uyarılmasalardı “biz bilmiyorduk” deme hakkına sahiptiler ama onlar seçme özgürlüklerini inkârdan ve yalanlamadan yana kullandılar. Tevhid yerine şirki tercih ettiler. Ezeldeki kaderleri “seçme” üzerine takdir edilmişti ama tercihleri/seçtikleri şimdi kaderleri oldu. Artık onlar için belirlenmiş olan “azapla...
KÂFİRLER ARASINDA AYRIM YOKTUR Hz. Nûh’tan başlayan ve Hz. Lût’a kadar uzanan ilâhî uyarı çizgisinde hakîkati inkâr eden ve yalanlayan toplumların başlarına nasıl cezaların geldiğini âyetlerden takip ettik. Şimdi ise sırada Firavun halkı vardır ve onların burada özel olarak anılmasının...
ŞAFAK VAKTİNDE KURTULUŞ Ad ve Semûd kavimlerinden sonra sıra Hz. Lût ile kavmi arasındaki tevhid mücadelesine gelmiştir. Hz. Lût bugünkü İsrail ile Ürdün sınırı arasındaki topraklarda yaşayan Sedom şehri halkına gönderilmiş bir peygamberdir. Hz. Lût aynı zamanda Hz. İbrâhim’in döneminde...
İÇLERİNDEN ÇIKAN FÂNÎYE UYMAK Bütün peygamberlerin –ortak kaderleri olarak– toplumlarından duyduğu bir soru şudur: “Biz kendi içimizden çıkan bir fânîye mi uyacağız.” Aynı şeyi Mekke müşrikleri Hz. Peygamber için de söylemişti: “Bu nasıl peygamber ki yiyip içiyor, çarşı-pazar dolaşıyor?” Anlaşılıyor...
YÜZEN GEMİLERDEN DERS ALMAK İrfâni yönden düşündüğümüzde “gemi” selâmette/güvende/esenlikte/kurtuluşta olmanın bir remzidir. Örneğin bir hadiste Hz. Peygamber: “Benim Ehlibeytim Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur, binemeyenler de helak olur” demiştir. Bu hadiste görüldüğü gibi Ehl-i Beyt’e sevgi, saygı, hürmet, muhabbet...
KULLUK EN BÜYÜK MAKAMDIR “Kul/abd” sıfatı insân için en büyük mânevî mertebedir. Bunun en güzel örneği şehâdet cümlesinin sonunda söylediğimiz “abduhu ve resûluhu” ifâdesidir. Dikkat edilirse burada “kulluk” resullüğün önüne geçirilmiştir. Yani önce kulluk vurgulanmıştır. Kul, Allah karşısında “hiçliğini” idrâk...
SAVRULAN ÇEKİRGELER GİBİ Peygamberlerin görevi sadece tebliğ etmek ve hâkikate insânlara çağırmaktır. Onlar tehdit değil teklifle yükümlüdürler ve görev yaptıkları toplum üzerinde zorlayıcı, baskı yapıcı davranışlarda bulunmazlar. Şüphesiz bu davetin/uyarının da bir sınırı vardır. Belli bir noktadan sonra karşı taraf...
GERÇEK MUCİZE OLAĞAN DA SAKLIDIR İnsânlarda olağanüstü olaylara karşı olan ilgi eğilimi daha fazladır. Buna mucize beklentisi demek de mümkündür. Mucize “acz” kelimesinden türetilmiştir ve etimolojik olarak aciz kılan anlamındadır. Bu sözlük anlamının ötesinde, mucize, peygamberler tarafından gösterilen ve buna...
Gayb, duyu organlarına saklı kalan ve insânın bilgisinden gizlenen her şey için kullanılan bir kavramdır. Gaybın karşılığı şuhûd veyâ şehâdettir. Kur’ân, Allah için gayb kabul etmez. Gayb insân için söz konusudur ve her mertebede gayb, aynı anda şuhûd/görünen olmaktadır. Yâni...
Kur’ân’da, üzerinde yaşadığımız yeryüzüne/yerküresine “arz” ve bu arzın çevresini saran/kuşatan gökyüzüne de “semâ” denir. Arz kelimesi Kur’ân’da yaklaşık 460 yerde geçer ve bütün bu âyetlerde arz, bir gerçeklikler alanı olarak “varlıkları, tarihi, kalıntıları ve doğal olayları” ile gezilmesi, incelenmesi, gözlenmesi...
Haşr Sûresi’nin 22 ve 23. âyetleri “Huvallâhullezî” yâni “O, Allah ki” ifâdesiyle başlamış, âlemde/varlıkta Allah’ın “hüviyyet”inden başka bir gerçeklik olmadığı, görünen/görünmeyen bu “Rububiyet” işleyişinin özünde/kaynağında yalnızca “Hû” olduğu vurgulanmıştı. Şimdi 24. âyette ise “ki” takısı kaldırılmış ifâde “Huvallahu” yâni “O,...
KIYÂMET KAPIYA DAYANDI Kamer Sûresi’nin ilk âyeti “Son saat yaklaştı” uyarısıyla başlamaktadır. Âyette yaklaşma anlamındaki “ıkterebe” fiili, deyimsel olarak “evin yakınına konmak” anlamına gelmekte ve Türkçedeki “kapıya dayanmak” deyimine benzemektedir. Anlaşılıyor ki, son saat beklenen ve mutlak gerçekleşecek olan “Kıyâmet”...
AHAD’TAN AHAD’A/TEK’İN SEYRİ “İhlâs Sûresi”, Allah’ı bize en net/saf/som hâliyle tanıtan ve Tevhid’i en ileri/derin/aşkın derecede anlamamızı sağlayan kısa ama öz bir sûredir. Sûrenin ilk âyeti varlıkta/eşyâda işleyen “Hû”nun aslî kaynağının “Ahad” olduğunu bize vurgulamıştı. Şimdi İhlâs/4. âyette ise bu...
DOĞMAK VE DOĞURMAK BEŞERÎ ALANA ÖZGÜDÜR “Samed” ismi nasıl “Ahad” isminin bir açılımı ise İhlâs Sûresi’nin 3. âyeti de “Samed” isminin bir açılımıdır ve içeriği şöyledir: “O, doğurmamış ve doğmamıştır.” Aslında sûrenin ilk iki âyetinde Mutlak Varlığın Ahadiyyet mertebesindeki bilinmezliği,...
“Kul” ifâdesi Arapça’da “söyle/bildir/açıkla” anlamına gelen bir emir kipidir ve Kur’ân’ın birçok sûre ve âyeti bu kelime ile başlamaktadır. Şüphesiz bu hitabın ilk muhatabı Kur’ân’ın kendisine indiği Hz. Peygamber’dir ve genelde çevresinde bulunanlar tarafından sorulan bir soruya cevap vermesi istenen...
Mekke döneminde inen “İhlâs Sûresi”, iniş sırasına göre 22, Kur’ân’daki resmî diziliş sırasına göre ise 112. sûredir ve 4 âyetten meydana gelmiştir. Sûreye, “samimi olmak, içten bağlanmak” anlamında “İhlâs” adı verilmiştir. Böyle bir seçim şu anlama da gelmektedir. Demek ki;...
Haşr Sûresi’nin 23. âyeti de tıpkı 22. âyetin başlangıcında olduğu gibi “Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve” yâni “O Allah ki; O’ndan başka ilâh yoktur” ifâdesiyle başlamaktadır. Bizler Allah’ı bu âlemi yarattıktan sonra kendi köşesine/tahtına çekilmiş bir varlık gibi algılamanın yanılgısı...
“Allah” ismi, “Ahadiyyet” mertebesindeki “Mutlak Varlık”ın adı değil, “özel” bir vechesidir. Mutlak Varlık, insân aklının kavrayabileceği her türlü sıfat ve bağlardan münezzeh/aşkın olduğundan bize tamamıyla meçhuldür. İnsân, önceden bazı sıfatlarla nitelendirmeksizin ve şu ya da bu sûretle kayıtlandırmaksızın herhangi bir...
KUR’ÂN, İNSÂN DAĞI’NA İNMİŞTİR Misaller/temsiller, Kur’ân dilinin sıkça başvurduğu anlatım şekillerinden biridir. Bunlardan amaç, okuyanları düşünmeye sevk etmek ve ders almaya yöneltmektir. Aynı zamanda anlatılan gerçeği akla yakınlaştırmak, hayalle görünür hâle getirmek, yaşanır bir boyuta indirgemek, kısaca içselleştirmek gibi bir...
Haşr Sûresi, Kur’ân’daki sıralamasıyla 59, iniş sırasına göre ise 101. sûredir ve 24 âyettir. Medine dönemine ait olan bu sûre ismini ikinci âyetinde geçen “Haşr” kelimesinden almıştır: “O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır.” Âyette “ilk toplu...
“Âyet’el Kürsî” adını verilen Bakara/255. âyet Allah’ın iki ismi ile sona ermektedir. Veyâ Allah, “Rubûbiyet”in nasıl işlediğini bu âyette anlattıktan sonra bu iki isme dikkatimizi çekerek noktayı koymaktadır. “El Aliyy”; mutlak/tek yüce, en yüce mertebede olan, üstünde hiçbir derece bulunmayan...
Ra’d Sûresi, Kur’ân’ın resmî sıralanışına göre 13 ve iniş sırasına göre de 96. sûresidir. Mekke döneminde inen bu sûre 43 âyetten oluşmuş, ismini 13. âyette geçen ve “gök gürültüsü” anlamına gelen “Ra’d” kelimesinden almıştır. Muhammed Sûresi’nden sonra ve Rahmân Sûresi’nden...
Yaratılış sahnesine çıkmış tüm varlıklar, bütün yönleriyle hikmetli küllî bir plânla uyumlu olarak belli bir amacı gerçekleştirmek üzere evrende yer almışlardır. Yâni evrende hiçbir şey “tesadüfî” değildir ve soyut ya da somut her şeyin varoluşu bir anlam taşımakta, bir amaca...
“Semâ” ve “Arz” kavramları Kur’ân’da yüzlerce âyette geçmektedir. Bu âyetlerin çoğunda “semâ” kelimesi “semâvat” şeklinde çoğul olarak, “Arz” ise tekil olarak yer almaktadır. Genelde ise bu iki kelime birlikte kullanılmakta, Allah’ın evrenin başlangıcındaki yaratıcılığının ilk unsurları olarak gösterilmektedir. Yani Allah,...
Bakara/255. âyeti, oluşun sürecini/işleyişini “Allah, Hû, Hûve, Hayy, Kayyum” seyri/akışı ile bize gösterdikten sonra şimdi de bu sürecin tek faili olan Allah’ın önemli bir özelliğine vurgu yapmaktadır: “Ne uyuklama tutar O’nu, ne de uyku.” Âyette uyuklama olarak çevrilen “sinetun” kelimesi,...
Bakara Sûresi, 286 âyetle Kur’ân’ın en uzun sûresidir ve aynı zamanda resmî sıralamada ilk başta yer almaktadır. Medenî sûreler kategorisi içinde bulunan bu sûre içerik olarak Kur’ân vahyinin temel amaçları doğrultusunda insâna rehberlik yapmakta, Allah’a karşı sorumluluk bilincine sahip olmanın...
“İsm-i Âzam”, sözlük anlamıyla “En büyük/yüce isim” demektir. Aslında Allah’a nispet edildiğinde Allah’ın bütün isimleri –aralarında bir fark gözetmeksizin– büyüktür. Bütün isimler Allah’ın farklı bir vechesinin/fiilinin tecellîsidir ve hepsi tek bir hakîkate işâret etmektedirler. Ama bu temel gerçekliğe rağmen, bu...
“İsim” ve “Müsemmâ” konusu, klâsik bir kelâm/teoloji problemi olarak gözükse de âlemin varlığı ve Allah ile ilişkisi bağlamında yaratılışın en önemli/temel sorunudur. Önce şunun altını çizelim ki; Hakk, mutlak olarak Hakk kalsaydı, “âlem” diye isimlendirilecek hiçbir şey ortaya çıkmayacaktı ve...
Bir şeyin “isim” alabilmesi için varlık sahnesine çıkması gerekir. İsimler veyâ isim verdiklerimiz yoluyla varlığı tanırız ve onu diğer varlıklardan ayırırız. Âyetlerde gördüğümüz gibi Allah, Âdem’e isim verdikten/öğrettikten sonra melekler onu tanıyabildiler ve kendilerine gizli kalan bu hakîkat yüzünden eksikliklerini...
İnsânın yeryüzü sahnesinde var oluşunun öncesinde Allah ile melekleri arasında bir konuşma geçmektedir. Bu konuşmada Allah meleklere; “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” haberini verir. Melekler ise bu gelişmeye şu sözlerle karşılık verirler: “Seni övgüyle yüceltip takdîs eden bizler dururken,...
Bir çöl ortasında yer alan Mekke şehri için suyun ne denli hayâtî bir unsur olduğunu ve zaten az/sınırlı olan bu kaynakların/kuyuların suyunun çekilmesiyle hayatın nasıl duracağını bilmiyor değiliz. Ama bunun yanında “hakîkate olan susuzluğun” da en az bu su kadar önemli...
Dâvet ve uyarı ucu açık bir eylem değildir. Onun da bir sınırı ve sonu vardır. Eğer çağrı karşılık bulmuyorsa, gereksiz tartışmalar ile zemininden kayıp uzuyorsa, fayda verme amacını yitirmişse, alaya dönüşmüşse artık sürdürmenin bir anlamı kalmamış demektir. Kur’ân Hz. Peygamber’in görevinden...
Müşrikler “Vaad ne zaman gerçekleşecek” derken aslında kibrin ve gururun beslediği alaylı bir dil kullanıyorlardı. Peygamberlerin yabancısı oldukları bir dil değildi bu. Çünkü her gönderilen elçiyle o devrin inkârcıları önce alay yoluyla mücâdeleye başlamışlar ve sonra dozu gittikçe artan düşmanlıklarıyla...
Kulaklarının, gözlerinin ve kalplerinin kıymetini bilmeyen ve tercihlerini hakîkati örtmekten yana kullanan müşrikler şimdi de konuyu değiştirip bir başka alana kaydırıyorlar ve kendilerine hidâyetin delillerini gösteren Hz. Peygamber’e gelecekten bir haber soruyorlar: “Ama onlar soruyorlar: ‘Bu vaad ne zaman gerçekleşecek?...
Semâya, arza, kuşlara, yola derken âyetlerde sıra insânın kendisine bakmasına gelmiştir. Çünkü insân varlık sahnesinin en büyük âyetidir. Hem âyettir hem de âyetleri en iyi okuyucu olandır. Mülk/23-24. âyetleri diğer âyetlerden farklı olarak “De ki” ifâdesiyle başlamaktadır: “De ki: O, sizi...
Kur’ân, insânın önüne “iki yolun” konulduğunu söyler. Artık tercih insâna kalmıştır. Ya şükredici olacaktır ya da nankör. Şüphesiz herkes kendi seçtiği yolun sorumluluğunu yüklenecektir ve bu konuda kimseye de haksızlık yapılmayacaktır. Çünkü Allāh insânı sadece doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edecek...
HAKÎKATİ ÖRTMEK EN BÜYÜK ALDANIŞTIR Hakîkat bir kuşun kanadı gibi insâna yakın olsa da nasibi ve hesabı yüzünden bu hakîkati görmek istemeyenler, Allāh’ın mülkünde yaşadıkları hâlde O’na teslim olmaktan ve gönderdiği vahy ile yaşamlarını düzenlemekten kaçınmışlardır. Çünkü mülke ortak olmanın ve yönetmenin...
Tayr/Kuşlar, Allāh’ın yaratılış işâretlerini anlatırken mülkünün semâsından bize sıkça örnek verdiği uçan canlılardır ve Kur’ân’da kuşlardan yaklaşık on sekiz yerde bahsedilmektedir. Fakat âyetlerde yer alan şekliyle “tayr” kelimesi her zaman kuş anlamına gelmez. Bu kelime bazen hem İslâm’dan önceki kullanımında...
“Celâl” ve “Cemâl”, kemâlin iki kutbudur. Tıpkı umut ve korku, müjde ve uyarı, tatlı ve acı, hayat ve ölüm gibi. Bütün bu zıtlıklar insânın olgunlaşması için Allāh’ın, hayatın içine koyduğu değişmez kānunlardır. “İnsânın ikizi olan” Kur’ân’da da bu yönteme tanık...
Çalışmamızın başlarında mülkün, semâvât ve arz olmak üzere görünen iki yönünün olduğuna değinmiştik. Mülkün yegâne sâhibi olan Allāh bize önce semâvâttan bahsetmişti. Şimdi ise yaşamımızı üzerinde sürdürdüğümüz “Arz”a sıra gelmiş olacak ki Mülk/15. âyet bize şöyle seslenmektedir: “O, yeryüzünü yaşanması kolay bir yer...