KADERLERİYLE BULUŞACAKLARI AN Uyarılmasalardı “biz bilmiyorduk” deme hakkına sahiptiler ama onlar seçme özgürlüklerini inkârdan ve yalanlamadan yana kullandılar. Tevhid yerine şirki tercih ettiler. Ezeldeki kaderleri “seçme” üzerine takdir edilmişti ama tercihleri/seçtikleri şimdi kaderleri oldu. Artık onlar için belirlenmiş olan “azapla...
KÂFİRLER ARASINDA AYRIM YOKTUR Hz. Nûh’tan başlayan ve Hz. Lût’a kadar uzanan ilâhî uyarı çizgisinde hakîkati inkâr eden ve yalanlayan toplumların başlarına nasıl cezaların geldiğini âyetlerden takip ettik. Şimdi ise sırada Firavun halkı vardır ve onların burada özel olarak anılmasının...
ŞAFAK VAKTİNDE KURTULUŞ Ad ve Semûd kavimlerinden sonra sıra Hz. Lût ile kavmi arasındaki tevhid mücadelesine gelmiştir. Hz. Lût bugünkü İsrail ile Ürdün sınırı arasındaki topraklarda yaşayan Sedom şehri halkına gönderilmiş bir peygamberdir. Hz. Lût aynı zamanda Hz. İbrâhim’in döneminde...
İÇLERİNDEN ÇIKAN FÂNÎYE UYMAK Bütün peygamberlerin –ortak kaderleri olarak– toplumlarından duyduğu bir soru şudur: “Biz kendi içimizden çıkan bir fânîye mi uyacağız.” Aynı şeyi Mekke müşrikleri Hz. Peygamber için de söylemişti: “Bu nasıl peygamber ki yiyip içiyor, çarşı-pazar dolaşıyor?” Anlaşılıyor...
YÜZEN GEMİLERDEN DERS ALMAK İrfâni yönden düşündüğümüzde “gemi” selâmette/güvende/esenlikte/kurtuluşta olmanın bir remzidir. Örneğin bir hadiste Hz. Peygamber: “Benim Ehlibeytim Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur, binemeyenler de helak olur” demiştir. Bu hadiste görüldüğü gibi Ehl-i Beyt’e sevgi, saygı, hürmet, muhabbet...
KULLUK EN BÜYÜK MAKAMDIR “Kul/abd” sıfatı insân için en büyük mânevî mertebedir. Bunun en güzel örneği şehâdet cümlesinin sonunda söylediğimiz “abduhu ve resûluhu” ifâdesidir. Dikkat edilirse burada “kulluk” resullüğün önüne geçirilmiştir. Yani önce kulluk vurgulanmıştır. Kul, Allah karşısında “hiçliğini” idrâk...
SAVRULAN ÇEKİRGELER GİBİ Peygamberlerin görevi sadece tebliğ etmek ve hâkikate insânlara çağırmaktır. Onlar tehdit değil teklifle yükümlüdürler ve görev yaptıkları toplum üzerinde zorlayıcı, baskı yapıcı davranışlarda bulunmazlar. Şüphesiz bu davetin/uyarının da bir sınırı vardır. Belli bir noktadan sonra karşı taraf...
GERÇEK MUCİZE OLAĞAN DA SAKLIDIR İnsânlarda olağanüstü olaylara karşı olan ilgi eğilimi daha fazladır. Buna mucize beklentisi demek de mümkündür. Mucize “acz” kelimesinden türetilmiştir ve etimolojik olarak aciz kılan anlamındadır. Bu sözlük anlamının ötesinde, mucize, peygamberler tarafından gösterilen ve buna...
Gayb, duyu organlarına saklı kalan ve insânın bilgisinden gizlenen her şey için kullanılan bir kavramdır. Gaybın karşılığı şuhûd veyâ şehâdettir. Kur’ân, Allah için gayb kabul etmez. Gayb insân için söz konusudur ve her mertebede gayb, aynı anda şuhûd/görünen olmaktadır. Yâni...
Kur’ân’da, üzerinde yaşadığımız yeryüzüne/yerküresine “arz” ve bu arzın çevresini saran/kuşatan gökyüzüne de “semâ” denir. Arz kelimesi Kur’ân’da yaklaşık 460 yerde geçer ve bütün bu âyetlerde arz, bir gerçeklikler alanı olarak “varlıkları, tarihi, kalıntıları ve doğal olayları” ile gezilmesi, incelenmesi, gözlenmesi...
Haşr Sûresi’nin 22 ve 23. âyetleri “Huvallâhullezî” yâni “O, Allah ki” ifâdesiyle başlamış, âlemde/varlıkta Allah’ın “hüviyyet”inden başka bir gerçeklik olmadığı, görünen/görünmeyen bu “Rububiyet” işleyişinin özünde/kaynağında yalnızca “Hû” olduğu vurgulanmıştı. Şimdi 24. âyette ise “ki” takısı kaldırılmış ifâde “Huvallahu” yâni “O,...
KIYÂMET KAPIYA DAYANDI Kamer Sûresi’nin ilk âyeti “Son saat yaklaştı” uyarısıyla başlamaktadır. Âyette yaklaşma anlamındaki “ıkterebe” fiili, deyimsel olarak “evin yakınına konmak” anlamına gelmekte ve Türkçedeki “kapıya dayanmak” deyimine benzemektedir. Anlaşılıyor ki, son saat beklenen ve mutlak gerçekleşecek olan “Kıyâmet”...
AHAD’TAN AHAD’A/TEK’İN SEYRİ “İhlâs Sûresi”, Allah’ı bize en net/saf/som hâliyle tanıtan ve Tevhid’i en ileri/derin/aşkın derecede anlamamızı sağlayan kısa ama öz bir sûredir. Sûrenin ilk âyeti varlıkta/eşyâda işleyen “Hû”nun aslî kaynağının “Ahad” olduğunu bize vurgulamıştı. Şimdi İhlâs/4. âyette ise bu...
DOĞMAK VE DOĞURMAK BEŞERÎ ALANA ÖZGÜDÜR “Samed” ismi nasıl “Ahad” isminin bir açılımı ise İhlâs Sûresi’nin 3. âyeti de “Samed” isminin bir açılımıdır ve içeriği şöyledir: “O, doğurmamış ve doğmamıştır.” Aslında sûrenin ilk iki âyetinde Mutlak Varlığın Ahadiyyet mertebesindeki bilinmezliği,...
“Kul” ifâdesi Arapça’da “söyle/bildir/açıkla” anlamına gelen bir emir kipidir ve Kur’ân’ın birçok sûre ve âyeti bu kelime ile başlamaktadır. Şüphesiz bu hitabın ilk muhatabı Kur’ân’ın kendisine indiği Hz. Peygamber’dir ve genelde çevresinde bulunanlar tarafından sorulan bir soruya cevap vermesi istenen...
Mekke döneminde inen “İhlâs Sûresi”, iniş sırasına göre 22, Kur’ân’daki resmî diziliş sırasına göre ise 112. sûredir ve 4 âyetten meydana gelmiştir. Sûreye, “samimi olmak, içten bağlanmak” anlamında “İhlâs” adı verilmiştir. Böyle bir seçim şu anlama da gelmektedir. Demek ki;...
Haşr Sûresi’nin 23. âyeti de tıpkı 22. âyetin başlangıcında olduğu gibi “Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve” yâni “O Allah ki; O’ndan başka ilâh yoktur” ifâdesiyle başlamaktadır. Bizler Allah’ı bu âlemi yarattıktan sonra kendi köşesine/tahtına çekilmiş bir varlık gibi algılamanın yanılgısı...
“Allah” ismi, “Ahadiyyet” mertebesindeki “Mutlak Varlık”ın adı değil, “özel” bir vechesidir. Mutlak Varlık, insân aklının kavrayabileceği her türlü sıfat ve bağlardan münezzeh/aşkın olduğundan bize tamamıyla meçhuldür. İnsân, önceden bazı sıfatlarla nitelendirmeksizin ve şu ya da bu sûretle kayıtlandırmaksızın herhangi bir...
KUR’ÂN, İNSÂN DAĞI’NA İNMİŞTİR Misaller/temsiller, Kur’ân dilinin sıkça başvurduğu anlatım şekillerinden biridir. Bunlardan amaç, okuyanları düşünmeye sevk etmek ve ders almaya yöneltmektir. Aynı zamanda anlatılan gerçeği akla yakınlaştırmak, hayalle görünür hâle getirmek, yaşanır bir boyuta indirgemek, kısaca içselleştirmek gibi bir...
Haşr Sûresi, Kur’ân’daki sıralamasıyla 59, iniş sırasına göre ise 101. sûredir ve 24 âyettir. Medine dönemine ait olan bu sûre ismini ikinci âyetinde geçen “Haşr” kelimesinden almıştır: “O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır.” Âyette “ilk toplu...
“Âyet’el Kürsî” adını verilen Bakara/255. âyet Allah’ın iki ismi ile sona ermektedir. Veyâ Allah, “Rubûbiyet”in nasıl işlediğini bu âyette anlattıktan sonra bu iki isme dikkatimizi çekerek noktayı koymaktadır. “El Aliyy”; mutlak/tek yüce, en yüce mertebede olan, üstünde hiçbir derece bulunmayan...
Ra’d Sûresi, Kur’ân’ın resmî sıralanışına göre 13 ve iniş sırasına göre de 96. sûresidir. Mekke döneminde inen bu sûre 43 âyetten oluşmuş, ismini 13. âyette geçen ve “gök gürültüsü” anlamına gelen “Ra’d” kelimesinden almıştır. Muhammed Sûresi’nden sonra ve Rahmân Sûresi’nden...
Yaratılış sahnesine çıkmış tüm varlıklar, bütün yönleriyle hikmetli küllî bir plânla uyumlu olarak belli bir amacı gerçekleştirmek üzere evrende yer almışlardır. Yâni evrende hiçbir şey “tesadüfî” değildir ve soyut ya da somut her şeyin varoluşu bir anlam taşımakta, bir amaca...
“Semâ” ve “Arz” kavramları Kur’ân’da yüzlerce âyette geçmektedir. Bu âyetlerin çoğunda “semâ” kelimesi “semâvat” şeklinde çoğul olarak, “Arz” ise tekil olarak yer almaktadır. Genelde ise bu iki kelime birlikte kullanılmakta, Allah’ın evrenin başlangıcındaki yaratıcılığının ilk unsurları olarak gösterilmektedir. Yani Allah,...
Bakara/255. âyeti, oluşun sürecini/işleyişini “Allah, Hû, Hûve, Hayy, Kayyum” seyri/akışı ile bize gösterdikten sonra şimdi de bu sürecin tek faili olan Allah’ın önemli bir özelliğine vurgu yapmaktadır: “Ne uyuklama tutar O’nu, ne de uyku.” Âyette uyuklama olarak çevrilen “sinetun” kelimesi,...
Bakara Sûresi, 286 âyetle Kur’ân’ın en uzun sûresidir ve aynı zamanda resmî sıralamada ilk başta yer almaktadır. Medenî sûreler kategorisi içinde bulunan bu sûre içerik olarak Kur’ân vahyinin temel amaçları doğrultusunda insâna rehberlik yapmakta, Allah’a karşı sorumluluk bilincine sahip olmanın...
“İsm-i Âzam”, sözlük anlamıyla “En büyük/yüce isim” demektir. Aslında Allah’a nispet edildiğinde Allah’ın bütün isimleri –aralarında bir fark gözetmeksizin– büyüktür. Bütün isimler Allah’ın farklı bir vechesinin/fiilinin tecellîsidir ve hepsi tek bir hakîkate işâret etmektedirler. Ama bu temel gerçekliğe rağmen, bu...
“İsim” ve “Müsemmâ” konusu, klâsik bir kelâm/teoloji problemi olarak gözükse de âlemin varlığı ve Allah ile ilişkisi bağlamında yaratılışın en önemli/temel sorunudur. Önce şunun altını çizelim ki; Hakk, mutlak olarak Hakk kalsaydı, “âlem” diye isimlendirilecek hiçbir şey ortaya çıkmayacaktı ve...
Bir şeyin “isim” alabilmesi için varlık sahnesine çıkması gerekir. İsimler veyâ isim verdiklerimiz yoluyla varlığı tanırız ve onu diğer varlıklardan ayırırız. Âyetlerde gördüğümüz gibi Allah, Âdem’e isim verdikten/öğrettikten sonra melekler onu tanıyabildiler ve kendilerine gizli kalan bu hakîkat yüzünden eksikliklerini...
İnsânın yeryüzü sahnesinde var oluşunun öncesinde Allah ile melekleri arasında bir konuşma geçmektedir. Bu konuşmada Allah meleklere; “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” haberini verir. Melekler ise bu gelişmeye şu sözlerle karşılık verirler: “Seni övgüyle yüceltip takdîs eden bizler dururken,...
Bir çöl ortasında yer alan Mekke şehri için suyun ne denli hayâtî bir unsur olduğunu ve zaten az/sınırlı olan bu kaynakların/kuyuların suyunun çekilmesiyle hayatın nasıl duracağını bilmiyor değiliz. Ama bunun yanında “hakîkate olan susuzluğun” da en az bu su kadar önemli...
Dâvet ve uyarı ucu açık bir eylem değildir. Onun da bir sınırı ve sonu vardır. Eğer çağrı karşılık bulmuyorsa, gereksiz tartışmalar ile zemininden kayıp uzuyorsa, fayda verme amacını yitirmişse, alaya dönüşmüşse artık sürdürmenin bir anlamı kalmamış demektir. Kur’ân Hz. Peygamber’in görevinden...
Müşrikler “Vaad ne zaman gerçekleşecek” derken aslında kibrin ve gururun beslediği alaylı bir dil kullanıyorlardı. Peygamberlerin yabancısı oldukları bir dil değildi bu. Çünkü her gönderilen elçiyle o devrin inkârcıları önce alay yoluyla mücâdeleye başlamışlar ve sonra dozu gittikçe artan düşmanlıklarıyla...
Kulaklarının, gözlerinin ve kalplerinin kıymetini bilmeyen ve tercihlerini hakîkati örtmekten yana kullanan müşrikler şimdi de konuyu değiştirip bir başka alana kaydırıyorlar ve kendilerine hidâyetin delillerini gösteren Hz. Peygamber’e gelecekten bir haber soruyorlar: “Ama onlar soruyorlar: ‘Bu vaad ne zaman gerçekleşecek?...
Semâya, arza, kuşlara, yola derken âyetlerde sıra insânın kendisine bakmasına gelmiştir. Çünkü insân varlık sahnesinin en büyük âyetidir. Hem âyettir hem de âyetleri en iyi okuyucu olandır. Mülk/23-24. âyetleri diğer âyetlerden farklı olarak “De ki” ifâdesiyle başlamaktadır: “De ki: O, sizi...
Kur’ân, insânın önüne “iki yolun” konulduğunu söyler. Artık tercih insâna kalmıştır. Ya şükredici olacaktır ya da nankör. Şüphesiz herkes kendi seçtiği yolun sorumluluğunu yüklenecektir ve bu konuda kimseye de haksızlık yapılmayacaktır. Çünkü Allāh insânı sadece doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edecek...
HAKÎKATİ ÖRTMEK EN BÜYÜK ALDANIŞTIR Hakîkat bir kuşun kanadı gibi insâna yakın olsa da nasibi ve hesabı yüzünden bu hakîkati görmek istemeyenler, Allāh’ın mülkünde yaşadıkları hâlde O’na teslim olmaktan ve gönderdiği vahy ile yaşamlarını düzenlemekten kaçınmışlardır. Çünkü mülke ortak olmanın ve yönetmenin...
Tayr/Kuşlar, Allāh’ın yaratılış işâretlerini anlatırken mülkünün semâsından bize sıkça örnek verdiği uçan canlılardır ve Kur’ân’da kuşlardan yaklaşık on sekiz yerde bahsedilmektedir. Fakat âyetlerde yer alan şekliyle “tayr” kelimesi her zaman kuş anlamına gelmez. Bu kelime bazen hem İslâm’dan önceki kullanımında...
“Celâl” ve “Cemâl”, kemâlin iki kutbudur. Tıpkı umut ve korku, müjde ve uyarı, tatlı ve acı, hayat ve ölüm gibi. Bütün bu zıtlıklar insânın olgunlaşması için Allāh’ın, hayatın içine koyduğu değişmez kānunlardır. “İnsânın ikizi olan” Kur’ân’da da bu yönteme tanık...
Çalışmamızın başlarında mülkün, semâvât ve arz olmak üzere görünen iki yönünün olduğuna değinmiştik. Mülkün yegâne sâhibi olan Allāh bize önce semâvâttan bahsetmişti. Şimdi ise yaşamımızı üzerinde sürdürdüğümüz “Arz”a sıra gelmiş olacak ki Mülk/15. âyet bize şöyle seslenmektedir: “O, yeryüzünü yaşanması kolay bir yer...
Mülk/13-14. âyetleri üzerinde düşünürken gönlümüze ünlü şair İbnü’l-Fârız’ın “Biz sarhoş olduğumuzda üzüm daha yaratılmamıştı” sözü düştü. Rivâyet edilir ki bu âyetler, müşriklerin birbirleriyle konuşurken alay yollu olarak “Sessiz konuşun da Muhammed’in Rabb’i duymasın” şeklindeki sözleri üzerine inmiştir: “Sözünüzü ister gizleyin,...
Hakîkati inkâr edenlerin yakıcı ateşe mahkûm olduklarını anlatan Mülk/11. âyetten sonra sıra inananları bekleyen güzelliklerin tasvirine gelmiştir: “ kendi kavrayışlarının ötesinde olsa da Allāh’tan korku ve ürperti duyanlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.” Âyetten anlaşılan odur ki, bağışlanma ve...
“Dinle neyden! Bak neler söyler sana” diyor Mevlâna Mesnevî’sinin hemen başında. Dinlemek tüm duygulardan hatta görmekten bile önemli ve önceliklidir. Eğer öyle olmasaydı Allāh, Kur’ân’da kendini bize tanıtırken “O, işitici ve görücüdür” buyurmazdı. Îman da bir işitme olayıdır. Kurtuluşa, esenliğe ulaşan mü’minler Allāh’a...
Sâhibi olduğu mülkünde dilediğini yapmaya gücü yeten Allāh, ölümü ve hayatı insân nasıl davranacak diye bir sınama/imtihan olarak yaratmış, bunun yanında da insânın yaşadığı arzı birbiriyle uyumlu yedi katmanlı semâ ile kuşatmış/korumuş ve bize yakın semâyı yıldızlarla süslemişti. Semâvâtın yaratılışında bir...
Önceki âyette semânın yedi katlı olarak düzenlendiği bize anlatılmıştı. Fakat biz bu katlar hakkında ne yazık ki yeterli bilgiye sâhip değiliz ve belki de hiçbir zaman olamayacağız. Çünkü mesele sadece bu katmanlarla sınırlı değildir. Kur’ân, bu katmanların üstünde, bunları kuşatan...
Allāh ilk âyette kendini melekûtun tek sâhibi ve her dilediğini yapmaya gücü yeten varlık olarak tanıtmıştı. İkinci âyette de insânın yaratılış amacına ölüm ve yaşam gerçeği noktasından yaklaşmış, yüceliğini ve bağışını dile getirmişti. Şimdi ise Mülk/3. âyette semâvâtın yapısını dile getiren Allāh,...
Ölüm ve hayat veya yokluk ve varlık her an gözümüzün önünde yaşadığımız/yüzleştiğimiz kaçınılmaz bir gerçekliktir. Ölüm bir yok oluş değil, bir boyut değiştirme olayıdır. Bizler, ölümü bir bitiş, bir karanlığa ve hiçliğe geçiş olarak görmek gibi bir yanılsama içerisindeyiz. Oysaki ölüm...
Mülk Sûresi’nin ilk âyeti “tebâreke” kelimesiyle başlamaktadır: “Hükümranlığın sâhibi olan Allāh kutludur, yücedir; O her dilediğini yapmaya kādirdir.” Tebâreke, “bereket” kelimesinden türetilmiştir ve sadece Allāh için kullanılan bir sıfattır. Anlam yönünden çok katmanlı olan bu sıfatı “her türlü hayır, lutuf ve...
“Beledü’l-Emîn” yani “Emin/güvenli belde/topraklar” tanımlaması Tîn/3. âyette geçmekte ve üzerine yemin edilen “incir, zeytin ve Tûr Dağı”ndan sonra anılmaktadır. Allāh, Kur’ân’da canlı veya cansız bir şey üzerine yemin etmişse, bu yemin edilen şeyin varlık ve oluş bünyesinde çok büyük ve önemli bir...
Göklerin ve yerin mülkiyetinin/egemenliğinin yalnızca Allāh’ın olması, bu ikisi arasında insânın hizmetine verilen her varlığın birer emânet olduğu gerçeğini bize vurgulamaktadır. Bu noktadan bakıldığında Rûh’un taşıyıcısı olan beden de diğer varlıklar içerisinde insâna verilmiş en anlamlı mülktür. Çünkü Allāh’ın tasarruf ve...
İrfânî yaklaşım cehennemin bekçisinin adının “Mâlik” olmasından yola çıkarak şöyle der: “Neye sâhip olmak istersen veya neyi tutkuyla sâhiblenirsen, o senin cehennemin olur.” Gerçekten de insânlık ve dinler tarihi incelendiğinde yakıcı azab ve derin pişmanlığa giden yolun hep sâhip olma ve...
Kur’ân’ın en önemli kavramlarından biri olan “Mülk” kelimesi, türevleriyle birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 150 âyette geçmektedir. M-l-k fiili, sözlük anlamıyla “güç yetirmek, hâkimiyet kurmak, sâhip olmak, tasarrufta bulunmak” demektir. İsim olarak mülk kelimesi, “duyular âlemindeki bütün cisimleri kuşatan varlık alanı ve bunların...
KELÂM EN BÜYÜK KERAMETTİR Yeni din dilinin mesajı “kerameti” değil “kelâm”ı ön plana çıkaran bir içerik taşımalıdır. Bu nedenle Kur’ân, kelâmı en büyük mucize ilan eden kitaptır. Kelâm hem düşünmeyi hem de okumayı içeren bir kelimedir. Bu şekliyle de kelâm,...
VAHİY DİLİNİN ÜCRETİ OLMAZ Vahyin son kitabı olan Kur’ân’ı okuyanlar şunu hemen göreceklerdir ki; vahyin dilini insanlığa ulaştırmakla yükümlü olan bütün peygamberlerin toplumlarına söylediği ortak bir cümle şudur: “Üstelik ben sizden bir karşılık da beklemiyorum; benim hak ettiğim karşılığı vermek...
EVRENSEL VAHYİN/DİLİN KİSVESİ OLMAZ Evrene baktığımızda bu güzellikler geçidinde yer alan her varlığın bulunduğu ortama uygun olarak çeşitli renklerden oluşmuş, kendilerine özel fıtrî giysilerle yaratılmış olduğunu görüyoruz. Böcekten çiçeğe, balıktan kuşa, küçükten büyüğe, ehlîden vahşiye kısaca tüm canlılar olağan üstü...
Yeni din dilinin çağrısı özel anlamda vahyin yani Kur’ân’ın, evrenin vahyi ile aynı kaynaktan geldiğini tüm insanlığa idrak ettirmekten ve imana yer açmak için varlığın bilgisini/ilmini inkâr etmemekten geçmektedir. İnsanlık dünyasına vahiy aracılığı ile indirilen âyetler olduğu gibi, yaratılış/varlık yoluyla çıkarılan...
Allah ile varlık arasındaki –buna insan da dâhil– iletişimin, Allah’tan varlığa olan seyrine “vahiy” denilmektedir. Bu kelime sözlük anlamıyla “bir bilgiyi, bir işareti muhatabına en hızlı ve kestirme yoldan ulaştırmak” demektir. Vahyin dinî anlamına gelince; Allah’ın bütün varlıklara, yaratılış düzenine uygun...
“Kitap” kavramı, –en temel ve önemli kavramlardan biri olarak– Kur’ân’da yaklaşık 250 yerde geçmektedir. Ayrıca bu kavram “Kitap’lara iman” adı altında bir akide konusu olarak da inanmamız gereken umdeler arasındadır. Acaba “Kitap” denilince ne anlatılmak istenmektedir ve “Kitap’lara iman” ile...
İslâm’ın temel/ana özelliklerinden biri de kolaylıktır. Kolaylık Arapça’da “semeha” fiiliyle karşılanmıştır. Türkçe’deki “müsâmaha” kelimesi de bu kökten gelmektedir. Kendisini fıtratın ve hayatın dini olarak tanıtan bir sistemin insan için en kolay ve ahenkli olanı sunduğu kuşkusuzdur. Çünkü yaratılış düzenine ait...
Allah’ın Kur’ân’da geçen isimlerinden yalnızca iki tanesinin “gazap” ve “intikam” mânâları taşımasının yanında diğer tüm isimlerinin hemen hepsinin ya doğrudan veya dolaylı olarak “bağış, af, kerem, cömertlik” ifade etmeleri bize Allah’ın ve O’nun bize indirdiği dinin özünün merhamet olduğunu çok net...