
Eyüp Sultan Camii, İstanbul’un fethinden 5 yıl sonra Fatih Sultan Mehmed’in emriyle 1458’de inşa edilmiştir. Camiden önce yanında inşa edilmiş olan Eyüp Sultan Hazretleri’nin Türbesi’nin varlığı bu caminin önemini vurgulamaktadır. Külliye yapısı olarak inşa edilen camii, İstanbul’un Haliç kıyısının ucundaki Eyüp semtinde bulunmaktadır. Ayrıca Arapların İstanbul’u kuşatması sırasında şehit olan ve İslamiyeti ilk kabul edenlerden Hz. Eyyub El-Ensari’nin kabrinin bulunduğu yerdedir. Külliye; cami, medrese, aşhane, hamam ve türbe gibi birimlerinin olduğu, büyük bir tarihi eserdir. Zaman içerisinde iyice harap olan camiyi III. Selim minareleri ve temelleri hariç tamamen yıktırmış ve ardından yeniden yaptırmıştır. 1798’de başlayıp 2 sene süren yapım çalışmaları sonunda ise cami günümüzdeki halini almıştır.
Eyüp Sultan Camii; son onarımını Adnan Menderes’in talimatıyla görmüştür. Cami, sekizgen bir kasnağa oturan 17,5 m çapındaki bir kubbeyle örtülüdür. Bu kasnak birbirlerine kemerlerle bağlanmış altı serbest sütunala mihrap duvarının içinde kalan iki ayağa oturmaktadır. Ana kubbe kasnağın sekiz yanından birer yarım kubbeyle çevrilmiştir. 1 ana kubbe olmak üzere toplam 21 adet kubbesi bulunmaktadır.
Eyüp Sultan Camii’nin Eyüp Meydanı yönündeki dış avlusu barok tarzında yapılmıştır. Batıda ve güneyde bulunan iki kapıdan giriş sağlanmaktadır.
Dış avlunun kuzeyinde, içinde birçok ünlü kişinin mezarının bulunduğu hazire vardı. Ortasındaysa, üzeri sekiz sütuna oturan kubbeli bir saçakla örtülü mermer şadırvan yer alır. Yapının ortasındaki iki ulu çınarın, mezarı bulduğu sırada yerini belirtmek için Akşemseddin’in diktiği iki çınar dalından yetiştiğine inanılmaktadır. Bu ağaçların üstünde bulunduğu set alçak bir taş duvarla çevrilidir. Duvarın üstünde bir metal şebeke dolanmakta ve yapının dört köşesinde zarif birer barok çeşme bulunmaktadır.
Caminin son cemaat yeri revakları avlunun doğu ve batı duvarları boyunca da devam etmektedir, dördüncü (kuzey) duvarın hemen arkasında, tam ortada Eyüp Sultan Türbesi yer almaktadır.
Revak: Sırtı bağlı bulunduğu binaya dayalı, ön cephesi açık, üstü örtülü ve örtüsü sütunlarla ya da payelerle taşınan yarı açık mekanlara verilen addır.
Antik Yunan ve Roma kentlerinde kamu binalarına ve tapınaklara girişte sıklıkla rastlanan revaklar, Türk mimarisinde oldukça yaygın bir mimari öge olmuştur. Revaklar cami girişlerinde estetik amaçlı kullanılırken, caminin kalabalıktan taştığı zamanlarda namaz kılanların yağmurdan, kardan ya da güneşten korunmasını da sağlamaktadır.
Ramallahlı Kadından Arap Liderlere ve Abbas Yönetimine Sert Tepki: "Bizi Gazze’deki Mücahitler Temsil Ediyor" Batı…
Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…
250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…
ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2) 3. TOPLUM…
Gençler Arasında Sessiz Tehlike: "Apateizm" Akımı Yayılıyor! Eğitimci ve yazar Dilek Temirhan, son dönemde gençler…
KURBAN İBADETİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ? Soru 5: Kurban için bütçemizi zorlamalı mıyız? Nasıl kurban kesmeliyiz? İslâm…