Haziran 2023 sonrası uygulamaya konulan ve yüksek faiz üzerine kurulan enflasyonla mücadele programı, hedeflenen sonuçları vermekte başarısız oldu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından açıklanan Orta Vadeli Program’da enflasyonun 2026’da yüzde 8,5’e düşürüleceği öngörülmesine rağmen, gerçekleşen ve beklenen oranlar bu hedefin oldukça üzerinde kaldı. Faizlerin sert şekilde artırılmasına rağmen enflasyonun kalıcı olarak düşürülememesi, üretim ve yatırımın daralması, programın sahada karşılık bulamadığını ortaya koydu.
YÜKSEK FAİZ, ENFLASYONU DÜŞÜREMEDİ
Ekonomi yönetimi, enflasyonu düşürmek için faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye kadar yükseltti. Ancak buna rağmen enflasyon kalıcı şekilde düşürülemedi, aksine hedeflerle gerçekleşmeler arasındaki fark giderek açıldı.
İslami açıdan bakıldığında bu durum şaşırtıcı değil. Çünkü faiz, üretimi değil paradan para kazanmayı teşvik eder. Kur’an’da bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir:
“Allah faizi yok eder, sadakaları ise artırır…” (Bakara 2:276)
Faizle büyüyen bir sistemin bereket üretmemesi, bu ilahi uyarının ekonomik hayattaki yansımasıdır.
SERMAYE ÜRETİMDEN FAİZE KAYDI
Yüksek faiz politikası, yatırımcıyı üretimden uzaklaştırdı. Sanayiye, tarıma ve ihracata gitmesi gereken sermaye, risksiz kazanç için bankalara yöneldi.
Nitekim imalat sektörünün kârlılığı düşerken, birçok firma konkordato ilan etti, fabrikalar kapandı veya üretimini azalttı.
İslam ekonomisi ise tam tersine, emeği ve üretimi merkeze alır. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur:
“Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir.” (Buhari)
Bu perspektiften bakıldığında, üretimi cezalandıran, faizi ödüllendiren bir sistemin sürdürülebilir olması mümkün değildir.
FAİZ EKONOMİYİ DARALTTI, ÜRETİMİ ÇÖKERTTİ
Yüksek kredi maliyetleri nedeniyle yatırım yapmak zorlaştı. Ticari kredi faizleri yüzde 70’e kadar yükselirken, reel sektör ciddi darbe aldı.
Bu durum, İslam’ın “zarar vermeme” ilkesine de aykırıdır.
“Zarar verme de yoktur, zarara zararla karşılık verme de yoktur.” (İbn Mace)
Faiz sistemi, geniş kesimleri zarara uğratarak azınlığı kazançlı çıkaran bir yapı oluşturur.
KUR ARTIŞI VE ENFLASYON KISIR DÖNGÜYE GİRDİ
Kur artışları, enflasyonu beslemeye devam etti. Türk Lirası son yıllarda ciddi değer kaybı yaşarken, ithalata bağımlı sektörlerde maliyetler hızla yükseldi.
İslam iktisadı, spekülasyon ve belirsizlik (garar) içeren işlemleri yasaklayarak ekonomik istikrarı hedefler. Ancak mevcut sistemde kur ve faiz üzerinden oluşan dalgalanmalar, ekonomiyi kırılgan hale getirdi.
CARİ AÇIK VE DIŞA BAĞIMLILIK ARTTI
Yüksek faiz politikası kısa vadeli sermaye girişini teşvik etse de uzun vadede üretimi zayıflattığı için cari açık yeniden büyümeye başladı.
Bu da ekonominin dışa bağımlılığını artırdı. Oysa İslam, ekonomik bağımsızlığı ve adil paylaşımı esas alır.
FAİZ SİSTEMİ: EKONOMİK DEĞİL AHLAKİ BİR KRİZ
Ortaya çıkan tablo, sadece bir politika hatası değil; aynı zamanda bir sistem sorunudur.
Faize dayalı ekonomi modeli;
üretimi zayıflatır,
gelir dağılımını bozar,
toplumsal adaleti sarsar.
Kur’an’da bu konuda çok net bir uyarı vardır:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve eğer gerçekten iman etmişseniz faizden kalanı bırakın. Eğer bunu yapmazsanız, Allah ve Resulü ile savaş halinde olduğunuzu bilin…” (Bakara 2:278-279)
Peygamber Efendimiz (sav) ise şöyle buyurur:
“Faiz yiyen, yediren, yazan ve şahitlik edenler lanetlenmiştir.” (Müslim)
SONUÇ: ÇIKIŞ YOLU FAİZSİZ VE ÜRETİM ODAKLI MODEL
Bugün yaşananlar, faizin ekonomik sistemi nasıl çıkmaza soktuğunu açıkça gösteriyor.
Çözüm;
üretimi önceleyen,
emeği koruyan,
adaleti esas alan,
faizsiz bir ekonomik modele yönelmektir.
Aksi halde, faizle büyüyen bu sistemin bedelini sadece ekonomi değil, tüm toplum ödemeye devam edecektir.