
Fatih Altaylı’ya Verilen Ceza: Gazetecilik mi, Yoksa Tetikçilik mi?
İstanbul, 26 Kasım 2025 – Uzun yıllardır Türk medyasının tartışmalı figürlerinden biri olan gazeteci Fatih Altaylı, “Cumhurbaşkanını tehdit” suçlamasıyla yargılandığı davada bugün 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, iyi hal indirimi uygulayarak cezayı 5 yıldan 4 yıl 2 aya indirse de, Altaylı’nın tahliyesini reddederek tutukluluğun devamına hükmetti. Bu karar, Altaylı’nın 22 Haziran’dan beri Silivri Cezaevi’nde geçirdiği 158 günü de hesaba katınca, cezasını yaklaşık 2 yıl 2 aya indirecek gibi görünüyor. Ancak duruşma salonunda yaşananlar, adaletin değil, öfkenin hüküm sürdüğünü gösteriyor: Karar açıklandığında Altaylı, elindeki dosyaları havaya fırlatarak protesto etti; izleyiciler ise heyeti yuhalayarak salonu terk etmeye zorladı.
Altaylı, YouTube kanalındaki bir yayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözleri nedeniyle bu cezayı aldı. Savcılık, 5 yıldan az olmamak üzere hapis talep ederken, mahkeme “tehdit içerikli ifadeler” gerekçesiyle hükmü verdi. Altaylı savunmasında, “Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi’ne sordum, programında değişiklik bile olmamış. Benim öyle bir etkim yok” diyerek beraat talep etmişti. Ancak mahkeme, adli kontrolün yetersiz olacağını belirterek tahliyeyi reddetti.
Fatih Altaylı geçmişte neler söylemiş bir hatırlayalım : Hakaretler, İftiralar ve Dindar İnsanların Karalamaları vs Adamda Ne Ararsanız Var
Bu ceza, Altaylı’nın kariyerindeki ilk skandal değil. 1998’de, 28 Şubat postmodern darbe sürecinde Radyo D’deki programında başörtülü öğrencilere yönelik ağza alınmayacak hakaretler yağdırmıştı. Marmara Üniversitesi önünde protesto yapan örtülü kadınları “fahişe, şerefsiz, satanist” diye nitelendirerek, “Yanımda olsalardı döverdim” demişti. Bu sözler, deprem sonrası “7.4 yetmedi” pankartı taşıyan bir gruba öfkesini gerekçe gösterse de, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda bile savunulacak bir ifade değildi. O dönemki bu nefret dolu üslup, Altaylı’nın gazeteciliği değil, tetikçiliği ön plana çıkaran bir profil çizdiğini gösteriyor.
Altaylı’nın sicili, dindar kesimleri karalamakla dolu. Yıllarca köşe yazılarında ve yayınlarında, muhafazakâr değerleri “gericilik” diye yaftalayıp, iftira ve yalanları meslek edinmiş bir isim olarak anıldı. 2021’de Twitter’da bir kadın kullanıcıya “Yaratık, şerefsiz, utanmaz” diye hakaret etmesi, geçmişteki benzer vakaları hatırlattı. İşine geldiği zaman “hukuk” diye bağıran, ama kendi tehditkar üslubunu gizleyen bu yaklaşım, şimdi ironik bir şekilde kendi kuyusunu kazmış görünüyor.
Dindar insanları hedef almakta beis görmeyen Altaylı, yayınlarında sıkça “kin ve düşmanlık” tohumları ekti. Başörtüsü tartışmalarında bile, “Türban şart mı?” diye sorduğu yazılarda örtülü kadınları önyargıyla damgaladı; psikoterapist örneğinde bile muhafazakâr kesimleri “objektif olamaz” diye karaladı. Bu tetikçi tavır, gazetecilik kisvesi altında yıllarca sürdürüldü ve şimdi aldığı ceza, belki de bu birikimin bir faturası.
Altaylı’nın avukatları temyize gideceklerini açıkladı. Bu dava, Türkiye’de gazeteciliğin sınırlarını bir kez daha sorgulatıyor: Gerçek bir tehdit mi, yoksa yılların birikmiş öfkesinin hesabı mı? Kamuoyu, Altaylı’nın “tetikçi” geçmişini hatırlatarak, cezanın “üzülecek bir şey olmadığını” dile getiriyor. Zira, dindar kesimleri karalamak ve tehdit olarak kullanmaktan çekinmeyen birinin, şimdi aynı suçlamayla yüzleşmesi, adaletin ironik bir tecellisi olsa gerek..
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube