islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1930
EURO
50,5631
ALTIN
7.133,73
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

FELAKET ASRI VE AKİF

FELAKET ASRI VE AKİF
29/12/2024 11:00
A+
A-

Albert Kamus, 20. yüzyılı ‘Korku Asrı’ olarak niteliyor. Ona göre, Bu asırda insan güven duygusunu kaybetti. Bunda savaşların yıldırıcı etkisi elbette önemlidir. İki büyük ‘Cihan Harbi’ yaşandı. 1. ve 2.  Dünya Savaşları, milyonlarca insanın ne uğruna öldüğünü bilmeden hayatını kaybedip gitti. Onun için de bunun devamında, “Resmi tarih katillerin tarihidir” diyor.

Kuşkusuz aynı korkuyu bu katillerin gölgesinde bizim dedelerimiz ve babalarımız daha derinden hissetti. Çünkü “Devlet-i Ali Osman”, dediğimiz bir ‘Cihan Devleti’ önce kurtlar sofrasında, arkasından onların organizasyonu sonucu iç ayaklanmalarla parçalanıp yok edildi. Belki bunun acısı, Batılılarınkinden daha ağırdı.  Batılı aydın hiç olmazsa kendi ülkesinde bir kuşku dağının gölgesinde korkuyla yaşıyordu, biz ise etimizden, tırnağımızdan, hatta kalbimizden ediliyorduk. Yedi asırlık hâkimiyetin birkaç yılda kaybedilmesi, bir devlet için, devletini seven insanlar için küçük olay mıdır? Bu bakımdan 20. asır bizim için “Felaket Asrı”dır!

Böyle bir sonucu oluşturan sebepler nelerdi?

Bu konuda elbette çok şeyler yazılıp söylendi. Bizim de ortaya konulan görüşlerden farklı şeyler söylememiz mümkün değil. Ancak, ben bir hususa dikkatimizi çekmenin geleceğimiz açısından da önem taşıdığına inanıyorum:

O dönemin aydınının hemen tamamına yakını Padişah’ın çok ciddi bir kontrol sistemi uyguladığında müttefiktirler. Birçokları bunu ‘istibdat’ olarak yorumlamıştır. Aslına bakılırsa, devletin parçalanmaya yüz tuttuğu bir dönemde içerdeki çalkantılar Osmanlı’yı dışta daha güçsüz hale getiriyordu. İçtekiler Sultanı devirmek suretiyle, her şeyin düze çıkacağını sanıyorlardı. Nitekim devirdiler, ama hiç de bekledikleri olmadı ve ülke daha hızlı bir şekilde parçalanmaya sürüklendi ve bildiğimiz o meşum olaylar yaşandı. Sultan, böyle bir ortamda içte kendi aydınıyla dışarıda ise, düşmanlarıyla boğuşmak zorundaydı. Osmanlı bayrağına ‘Haç’ı da ekleyenlerin hedefi içteki azınlıkları memnun etmek miydi, yoksa daha sonra arkalarından gelecek takipçilerinin yaptığı gibi, ‘Dinimiz Hıristiyanlık olsun’ demek için miydi? Düşünebiliyor musunuz, Tevfik Fikret, Abdülhamit’e suikast girişiminde bulunan Ermeni militan için “Şahin Avcı”, iltifatında bulunabiliyordu. Daha sonra bunların birçoğu yaptıklarının pişmanlığını duyacaklardır. ‘Otuz bir Mart Vakası’nı düzenleyenlerden Filozof Rıza Tevfik Bölükbaşı, “Abdülhamit’in Ruhaniyetinden İstimdat (Abdülhamit’in Ruhaniyetinden özür)” şiirini yazacaktır, ama yıkılan Osmanlı’nın devlet binası yeniden inşa edilmeyecektir. Şimdi böylesine bir kaos dönemini iyi tahlil etmeden yeni neslin Osmanlı’nın son dönemi için karamsar, hatta küçültücü ifadeler kullanması doğru değildir.

21 Yüzyıla gelince; Osmanlı döneminin aydınlarındaki o çökertici ruhi buhranın devam ettiğini görüyoruz. Bir kısım aydın, politikacı ve bürokrat farkında olarak ya da olmayarak, Türkiye’nin geleceğini dış güçlerin ihtiraslarına teslime sürüklemektedirler. Maksatları ne?

Burada ihanet mi, ahmaklık mı söz konusu bilemiyorsunuz. Gördüğümüz kadarıyla içimizdekilerin birçoğu beyinleriyle dışa bağlı çalışıyorlar. Bunu dışardaki vakıfların bir kısmı açıktan itiraf bile ediyor:  ‘Türkiye bazı yayın kuruluşlarına dünya kadar para akıtıyoruz, yine istediğimiz kamuoyu oluşmuyor’, diye de açıktan söylüyorlar. Bunları biz biliyoruz da devletin istihbaratı bilmiyor mu? ‘Demokrasi, Uluslararası Hukuk, İnsan Hakları’ gibi sığınma odacıklarını savunma kalkanı yapanlara karşı, devletin darbe indiren gücünün görünmesi gerekiyor. Değilse, bu kiralık insanlar daha etkin hale gelecektir.

Devlet, bu sorunların üzerine yürüdüğü gün, önündeki karalık ufuk aydınlığa dönebilecektir!

Akif, böyle buhranlı bir dönemin kurtarıcı aydın rolünü üstlenmiş bir fedaimizdi. Bakın bir asırdır onun ruhumuzu yıkayan şiiriyle varlığımızın rengini veriyoruz. İstiklal Marşı, kurtuluşumuzun dili ve ufkudur. Bunu milletine armağan eden bir Dehanın, iyi anlaşılması, hatta yürekten kabullenilmesi gerekir. Ona minnet ve şükran borçluyuz. 90. ölüm yıldönümünün  (27 Aralık 1936)   hüznü üzerimize düşerken; Ruhu ad, mekânı cennet olsun.

MUHSİN İLYASSUBAŞI

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

 

ETİKETLER: Manşet
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.