Gündem

FETÖ’nün Devlet İçindeki Yapılanması

FETÖ’nün Devlet İçindeki Yapılanması(2): Bir Yapı Nasıl Büyüdü, Nerede Kırıldı, Hangi Dersler Çıkarılmalı?

İlk bölümde FETÖ yapılanmasının yalnızca AK Parti döneminde ortaya çıkmadığını, köklerinin 1960’lı ve 1970’li yıllara kadar uzandığını, farklı hükümetler ve siyasi aktörler döneminde meşruiyet kazandığını tarihî süreç içerisinde ele almıştık.

Ancak asıl cevaplanması gereken soru şudur:

Bu yapı nasıl oldu da devletin en kritik kurumlarına kadar ulaşabildi?

Bu sorunun cevabı, yalnızca FETÖ‘yü değil, gelecekte benzer yapılanmaların önünü kesebilmek açısından da büyük önem taşımaktadır.

Soğuk Savaş’ın oluşturduğu zemin

1960’lı ve 1970’li yıllar, dünyada ideolojik kamplaşmanın en sert yaşandığı dönemlerdi.

Bir tarafta Sovyetler Birliği…

Diğer tarafta Amerika Birleşik Devletleri…

Türkiye ise NATO üyesi olarak Batı blokunun önemli ülkelerinden biriydi.

Bu süreçte komünizmin yayılmasını önlemek amacıyla milliyetçi ve muhafazakâr çevrelerin desteklenmesi yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde uygulanan politikalardan biri oldu.

İşte Fethullah Gülen hareketi de bu atmosfer içerisinde büyüyen dini yapılardan biri hâline geldi.

Bu durum, daha sonraki yıllarda hareketin uluslararası bağlantıları konusunda pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi.

Devlet neden fark edemedi?

Belki de daha doğru soru şudur:

Gerçekten fark edemedi mi?

Uzun yıllar boyunca açılan okullar…

Dershaneler…

Yurtlar…

Şirketler…

Medya kuruluşları…

Bankalar…

Yurt dışındaki yüzlerce eğitim kurumu…

Bütün bunlar kamuoyunun gözleri önünde faaliyet gösteriyordu.

O dönemlerde birçok siyasetçi, bürokrat ve kanaat önderi bu faaliyetleri Türkiye’nin dünyadaki etkisini artıran çalışmalar olarak değerlendirdi.

Hiç kimse yıllar sonra bu yapının devlet içerisinde gizli bir hiyerarşi oluşturacağını öngöremedi ya da öngörmek istemedi.

28 Şubat’ın en dikkat çekici çelişkisi

28 Şubat süreci denildiğinde akla başörtüsü yasakları, imam hatiplerin önünün kesilmesi ve dindar kesime yönelik baskılar gelir.

Ancak aynı dönemde Fethullah Gülen hareketinin izlediği politika da dikkat çekicidir.

Refah Partisi kapatılırken…

Başörtülü öğrenciler üniversite kapılarında bekletilirken…

İmam hatip mezunlarının önü kesilirken…

Fethullah Gülen‘in askerî bürokrasiyle açık bir çatışmaya girmemesi ve uzlaşmacı açıklamalar yapması kamuoyunda yoğun şekilde tartışılmıştır.

Bu durum, ilerleyen yıllarda örgütün devlet içerisindeki kadrolaşmasını daha rahat sürdürebildiği yönünde değerlendirmelere neden olmuştur.

Ortaklıktan çatışmaya

2002 sonrasında ise Türkiye yeni bir döneme girdi.

AK Parti iktidarıyla birlikte vesayet sistemi gerilemeye başladı.

Bu süreçte FETÖ mensuplarının özellikle emniyet, yargı ve bürokraside etkilerini artırdığı yönündeki tartışmalar da yoğunlaştı.

Ancak asıl kırılma noktaları peş peşe yaşandı.

7 Şubat 2012 MİT krizi…

Dershanelerin kapatılması tartışmaları…

17-25 Aralık yargı ve emniyet operasyonları…

Ve nihayet 15 Temmuz darbe girişimi…

Bu olaylar, yıllarca aynı hedef doğrultusunda hareket ettiği düşünülen iki yapının artık karşı karşıya geldiğini ortaya koydu.

Uluslararası boyut neden hâlâ tartışılıyor?

FETÖ‘nün yalnızca Türkiye’de değil, çok sayıda ülkede okul, dernek ve ticari ağ kurabilmiş olması yıllardır tartışma konusu olmaktadır.

Özellikle Fethullah Gülen‘in ABD‘de uzun yıllar yaşamış olması, bazı eski Amerikan istihbarat mensuplarının oturma izni sürecinde destek vermesi ve hareketin küresel faaliyetleri, bu tartışmaları daha da artırmıştır.

Bu nedenle örgütün uluslararası ilişkileri konusunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Ancak bu alanda değerlendirme yapılırken, doğrulanmış bilgiler ile yorum ve iddiaların birbirinden ayrılması büyük önem taşımaktadır.

Asıl ders ne olmalı?

15 Temmuz yalnızca bastırılmış bir darbe girişimi değildir.

Aynı zamanda devlet yönetimine ilişkin çok önemli bir uyarıdır.

Bir devlet, kadrolarını liyakat yerine aidiyet esasına göre şekillendirmeye başladığında, benzer yapıların yeniden ortaya çıkması kaçınılmaz hâle gelir.

İsimler değişebilir…

Yapılar değişebilir…

Sloganlar değişebilir…

Ancak sistem değişmezse tehlike de değişmez.

Devletin gücü, herhangi bir gruba, cemaate ya da ideolojik yapıya değil; hukuka, şeffaflığa ve liyakate dayanmalıdır.

Son söz

FETÖ meselesini yalnızca bir örgütün hikâyesi olarak okumak eksik kalacaktır.

Bu olay, aynı zamanda Türkiye’nin devlet yönetimi, bürokrasi anlayışı ve kurumsal yapısı açısından çıkarılması gereken önemli dersleri de içinde barındırmaktadır.

Geçmişi doğru okumayan toplumlar, benzer hataları farklı isimler altında tekrar yaşamaya mahkûm olurlar.

15 Temmuz‘un gerçek anlamda unutulmaması, yalnızca o gece yaşananları hatırlamakla değil; o geceyi mümkün kılan şartları doğru analiz etmekle mümkündür.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Recent Posts

  • Gündem

Avrupa Sokaklarında Öfke: Siyonist Etki İhtimali Göz Ardı Edilebilir mi?

Avrupa Sokaklarında Öfke: Kendiliğinden mi, Yönlendirilen Bir Dalga mı? Avrupa'nın farklı ülkelerinde yükselen toplumsal tepkiler,…

3 saat ago
  • Gündem

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası Emine Şenlikoğlu’nun eserinden sinemaya…

4 saat ago
  • Genel

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor?

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor? MAKALENİN SESLİ ANLATIMI Mekke Anlaşması'nı Türkiye'nin milli çıkarları açısından…

9 saat ago
  • Genel

Türkiye’nin Petrol Üretimi Arttı!

Türkiye’nin Petrol Üretiminde Güçlü Adım Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin enerji üretimine ilişkin sevindirici gelişmeleri…

12 saat ago
  • Genel

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri: Hakkından Fazlasını İstiyor Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, Yunanistan’ın deniz…

13 saat ago
  • Genel

İsrail’i Protesto Ederken Saldırıya Uğradı

Kemal Sağlam’dan Adalet Çağrısı: “Biz Adalet Arıyoruz!” Rize’de “Kahrolsun İsrail” sloganı attıktan sonra darbedilen Dr.…

14 saat ago