
Önce sermaye, sonra nüfus, ardından kalıcı yerleşim… Filistin’in yüz yıl önceki hikâyesini hatırlatan gelişmeler Güney Kıbrıs’ta neden yaşanıyor?
Bazı gelişmeler vardır ki insanın aklına ister istemez tarihi getirir.
Bugün Güney Kıbrıs’ta yaşananlara baktığımızda da Filistin’in yaklaşık bir asır önceki hikâyesini hatırlamamak gerçekten zor.
Yeni Şafak’ın haberine göre İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ndeki büyükelçiliği, Güney Kıbrıs’ta yaşayan İsraillilerin sayısının 15 ila 20 bine ulaştığını açıkladı. Büyükelçiliğin dikkat çeken ifadesi ise şu: Bu insanların önemli bir bölümü Güney Kıbrıs’ı artık “evi” olarak görüyor.
Üstelik mesele yalnızca nüfus artışından ibaret değil.
İsrail ile Güney Kıbrıs arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 600 milyon avroyu aşmış durumda. İsrail sermayesi özellikle enerji, gayrimenkul, teknoloji ve turizm alanlarında büyüyor. Tarım ve su teknolojileri de yeni işbirliği alanları arasında gösteriliyor.
İsrailli turistler ise 2025 yılında Güney Kıbrıs’a gelen toplam turistlerin yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturmuş.
Şimdi durup düşünelim:
Bu sadece turizm ve yatırım mı?
Elbette başka bir ülkede yatırım yapmak veya yaşamak tek başına olağanüstü bir durum değildir. Fakat ekonomik güçlenme ile nüfus hareketi aynı anda ve sürekli biçimde büyüyorsa, bunun gelecekte doğurabileceği siyasi ve demografik sonuçları sorgulamak da son derece tabiidir.
Çünkü Filistin bize bunun acı bir örneğini zaten gösterdi.
Filistin’de yaşananlar bir gecede ortaya çıkmadı.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan süreçte göçler, toprak alımları, ekonomik yapılanmalar ve zamanla artan nüfus hareketleri birbirini takip etti.
1922’de İngiliz Mandası altındaki Filistin’de yapılan nüfus sayımında yaklaşık 757 bin kişilik nüfusun yüzde 78’i Müslüman, yüzde 11’i Yahudi ve yüzde 9,6’sı Hristiyan olarak kayda geçmişti.
Sonraki yıllarda Yahudi nüfusu büyük bir hızla arttı. Yeni Şafak’ın aktardığı verilere göre yaklaşık 70 bin seviyesindeki Yahudi nüfusu, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında 630 bin seviyesine kadar yükseldi.
Sonrası ise hepimizin bildiği büyük felaket…
İşgal, yerinden edilme, toprak kaybı ve nihayetinde Filistinlilerin kendi vatanlarında mülteci durumuna düşürülmesi.
Şimdi Güney Kıbrıs’ta yaşanan gelişmelere bakınca insanın zihninde şu soru beliriyor:
Tarih gerçekten tekerrür mü ediyor?
Bugün Güney Kıbrıs’ta İsrail sermayesi büyüyor.
İsrailli şirketler adayı yalnızca bir pazar olarak değil, uluslararası faaliyetlerini yürüttükleri bir merkez olarak görüyor.
Gayrimenkul yatırımları artıyor.
İsrailli nüfus büyüyor.
Turizm bağlantıları güçleniyor.
Enerji ve teknoloji alanındaki işbirlikleri derinleşiyor.
Daha da önemlisi, İsraillilere yönelik okulların, ibadet yerlerinin, işletmelerin ve çeşitli altyapıların kurulması, Rum basınında dahi tartışma konusu oluyor. Bazı yorumlarda bunun İsrail varlığını turizm ve yatırım boyutundan çıkarıp kalıcı yerleşim niteliğine dönüştürdüğü ifade ediliyor.
İşte insanı düşündüren nokta tam olarak burası.
Çünkü bir yere sadece yatırım yapılması başka şeydir; orada giderek büyüyen, kendi ekonomik ve sosyal altyapısını oluşturan kalıcı bir nüfus meydana gelmesi başka şey.
Burada dikkatli olmak gerekiyor.
Güney Kıbrıs ile Filistin’in tarihî, siyasi ve hukuki şartları birebir aynı değildir..
Dolayısıyla “Kıbrıs kesinlikle Filistin olacak” demek, bugünden kesinleşmiş bir sonuç ilan etmek olur.
Fakat “Filistin ile Kıbrıs arasında hiçbir benzerlik yok” demek de yaşanan gelişmeleri görmezden gelmek olur.
Mesele zaten tam olarak burada.
Bir coğrafyada önce ekonomik nüfuzun artması, ardından nüfus hareketinin hızlanması ve zaman içerisinde kalıcı yerleşimlerin ortaya çıkması, gelecekte nasıl bir tablo oluşabileceği konusunda ciddi biçimde düşünmeyi gerektirir.
Bugün 15-20 bin olan nüfusun yarın ne olacağını kim biliyor?
Bugün yüzde 13 olan turizm payının gelecekte hangi seviyeye çıkacağını kim biliyor?
Bugün yüz milyonlarca avroluk olan ekonomik ilişkilerin yarın milyarlara ulaşmayacağını kim söyleyebilir?
Devletler zaten geleceği bu soruları sorarak planlar.
Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in ortasında sıradan bir ada değildir.
Enerji yolları açısından önemlidir.
Deniz ulaşımı açısından önemlidir.
Ortadoğu’ya yakınlığı açısından önemlidir.
Türkiye’nin güvenliği açısından önemlidir.
Ve elbette Türk milletinin tarihî hafızasında ayrı bir yeri vardır.
Bu nedenle Güney Kıbrıs’ta meydana gelen demografik ve ekonomik değişimleri yalnızca “Rumların iç meselesi” olarak görmek doğru değildir.
Kıbrıs’ın geleceği Türkiye’yi de yakından ilgilendirir.
Bugün yapılması gereken korku üretmek değil; gelişmeleri dikkatle takip etmektir.
Kimler toprak satın alıyor?
Sermaye hangi sektörlerde yoğunlaşıyor?
Nüfus hangi hızla artıyor?
Hangi bölgelerde yoğunlaşma yaşanıyor?
Kalıcı sosyal ve ekonomik yapılar kuruluyor mu?
Bunların tamamı takip edilmelidir.
Filistin bize çok acı bir ders verdi:
Bir coğrafyanın kaderi sadece savaş meydanlarında değişmez.
Bazen ekonomiyle değişir.
Bazen nüfus hareketleriyle değişir.
Bazen toprak mülkiyetiyle değişir.
Bazen uluslararası siyasetle değişir.
Bazen de bütün bunların aynı anda devreye sokulmasıyla…
Bu nedenle Güney Kıbrıs’taki gelişmeleri yalnızca bugünün rakamlarıyla değerlendirmek büyük hata olur.
Çünkü bugün küçük görünen değişimler, yarının büyük gerçeklerine dönüşebilir.
Bizim söylediğimiz şudur:
Filistin’de yaşananların aynısının Kıbrıs’ta kesinlikle yaşanacağını söylemek için henüz erken olabilir.
Ama Filistin tecrübesini yaşamış bir dünyanın, Kıbrıs’taki benzer işaretleri görmezden gelmesi de kabul edilemez.
Çünkü tarih, kendisini birebir tekrar etmese bile aynı hataları yapanlara aynı bedelleri ödetecek kadar acımasızdır.
Bugün Güney Kıbrıs’ta artan İsrailli nüfus, büyüyen sermaye ve kalıcı yerleşim tartışmaları önümüzde duruyor.
Gözümüzü kapatıp “Bunda ne var?” demek kolay.
Zor olan, geleceği bugünden okuyabilmek.
Filistin’de geç kaldık.
Kıbrıs’ta da mı geç kalacağız?
İSLAMİ HABER “MİRAT”
HÜDA PAR TÜRKİYE VE İSLAM COĞRAFYASI İÇİN NE SÖYLÜYOR? HÜDA PAR’ın İstanbul 5. Olağan İl…
KÜRESEL ŞİRKETLER,NEDEN'KADININ ÇALIŞMASINI TEŞVİK EDİYORLAR Büyük şirketlerin ve küresel sermayenin kadın istihdamını destekleyen projelerinin arkasında…
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE BİTMEYEN BUHRAN: “KAHT-I RİCAL” VE LİYAKAT SANCISI Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. yüzyıldan itibaren askeri,…
BU KADAR MI ACIMASIZSIN EY İNSANOĞLU? VİDEO YORUM Bir çocuk düşünün… Elindeki un çuvalı neredeyse…
MODERN DÜNYANIN GİZLİ MİMARİSİ: HAPİSHANENİN DOĞUŞU VE BEDENİN EVRİMİ İnsanlık tarihi, suç ve ceza kavramları…
BATILILAŞMA SAVUNUCULARININ ÇELİŞKİLERİ (1) Batılılaşma düşüncesi, modern dünyada bilim, özgürlük, demokrasi, çoğulculuk, insan hakları, laiklik,…