
Türkiye günlerdir yalnızca bir finans soruşturmasını değil, aynı zamanda vatandaşın parasına, finans sistemine ve adalete duyduğu güveni tartışıyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fon soruşturması büyürken dosyanın kapsamı da genişliyor. Adalet Bakanlığı‘nın açıklamalarına göre soruşturma kapsamında çok sayıda şüpheli hakkında adli işlem yapılırken, tutuklamalar ve malvarlığı tedbirleri uygulanıyor. SPK ise soruşturmayla bağlantılı olarak bazı fonların tasfiyesine karar verdi.
Fakat rakamların ötesinde daha büyük bir mesele var:
Vatandaşın alın teriyle biriktirdiği para gerçekten güvende mi?
Bir vatandaş parasını fona yatırdığında aslında yalnızca finansal bir işlem yapmaz.
Parasını bir sisteme emanet eder.
Çocuğunun eğitimini, geleceğini, emekliliğini veya yıllarca biriktirdiği tasarrufunu profesyonel bir yapıya teslim eder.
Bu nedenle fon soruşturması, yalnızca finans dünyasının teknik bir meselesi değildir..
Bu aynı zamanda bir güven meselesidir.
SPK’nın açıklamasına göre tasfiye kapsamına alınan 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Bu rakam, meselenin boyutunu anlamak için yeterli.
Burada söz konusu olan sadece şirketlerin bilançolarındaki rakamlar değil.
Yüz binlerce insanın emeği var.
Soruşturmanın dikkat çekici taraflarından biri de savcılığın fonların geçmişe dönük para hareketlerini incelemesi.
Savcılık, 7 yatırım şirketine ait fonların kuruluşundan tasfiye tarihine kadar yatırımcı bazındaki alım-satım hareketlerinin incelenmesini istedi. Özellikle son aylarda fonlardan çıkış yapan yatırımcıların işlemlerinin de ayrıntılı şekilde araştırıldığı bildirildi.
İşte burada soruşturmanın asıl düğüm noktası ortaya çıkıyor:
Para ne zaman hareket etti?
Kim, ne kadar para çekti?
Hangi işlemler normal yatırım faaliyeti, hangileri şüpheli?
Ve daha önemlisi:
Sistemdeki olağan dışı hareketler zamanında fark edildi mi?
Bunların cevabını söylentiler değil, belgeler ve yargı süreci ortaya koymalı.
Çünkü soruşturma kapsamında adı geçen herkesin suçlu ilan edilmesi de hukukla bağdaşmaz.
Şüphe başka şeydir, kesinleşmiş suç başka.
Dosyanın siyasi boyutu da kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Bazı siyasetçilerin ve kamuoyunca tanınan kişilerin isimleri çeşitli iddialarla gündeme getiriliyor.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Siyasetçi olmak suç değildir.
Borsada yatırım yapmak suç değildir.
Fon sahibi olmak da suç değildir.
Bir kişinin suçlu olup olmadığı, kim olduğuna göre değil, ne yaptığına ve bunun hukuk karşısındaki delillerine göre belirlenir.
Bu nedenle soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi için herkes açısından aynı ölçünün uygulanması gerekir.
Aynı hukuk.
Aynı delil standardı.
Aynı hesap verebilirlik.
Belki de bu soruşturmanın en önemli tarafı burada.
Hepimiz “Kim tutuklandı?” diye soruyoruz.
Oysa bunun yanında başka sorular da sormalıyız:
Bu yapı nasıl ortaya çıktı?
Denetim mekanizmaları nasıl çalıştı?
Olağan dışı işlemler varsa neden daha önce fark edilmedi?
Vatandaşın parasını korumakla görevli mekanizmalar görevlerini zamanında yaptı mı?
Bunlar herhangi bir kişiyi suçlamak için değil, sistemin nerede aksadığını anlamak için sorulması gereken sorular.
Çünkü bir finans sisteminin güvenilirliği yalnızca suç işleyenlerin cezalandırılmasıyla sağlanmaz.
Suçun ortaya çıkmasını sağlayacak denetim mekanizmasının güçlü olmasıyla da sağlanır.
Vatandaşın beklentisi aslında çok basit:
Parasını yatırdığı sistemin şeffaf olması.
Denetimin gerçekten yapılması.
Siyasi veya ekonomik gücü olanlarla olmayanlar arasında hukuk açısından fark bulunmaması.
Ve mağdur olan vatandaşın hakkının korunması.
Adalet Bakanlığı da soruşturmayla ilgili açıklamalarında vatandaşların birikimlerinin korunmasının ve mağduriyetlerin giderilmesinin öncelikli olduğunu vurguluyor.
İşte devletin sınavı da burada.
Bir tarafta suç şüphesi bulunan yapılar bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalı.
Diğer tarafta soruşturmayla ilgisi olmayan yatırımcıların mağdur edilmemesi sağlanmalı.
Çünkü adalet yalnızca suçluyu bulmak değildir; masumun hakkını da korumaktır.
Fon soruşturmasının sonunda kim suçlu, kim suçsuz; hangi işlemler hukuka aykırı, hangileri değil; kim ne kadar sorumlu…
Bunların tamamına yargı karar verecek.
Bugünden kesin hüküm vermek doğru değil.
Fakat bugünden görünen bir gerçek var:
Mesele yalnızca para değil.
Mesele güven.
Vatandaş parasını bankaya, fona veya başka bir yatırım aracına koyarken aslında devlete ve finans sistemine de güveniyor.
Bu güven zedelenirse kaybedilen yalnızca para olmaz.
Sisteme duyulan güven de kaybolur.
Yıllarca çalışarak biriktirilen para; bir annenin çocuğunun geleceğidir, bir babanın emeklilik hayalidir, bir gencin ev kurma umududur.
Bu nedenle fon dosyasının gerçek sınavı sadece şüphelilerin ortaya çıkarılması değildir.
Sistemdeki açıkların da ortaya çıkarılmasıdır.
Çünkü vatandaşın ihtiyacı yalnızca “suçlular bulundu” cümlesi değildir.
Vatandaş, yarın parasını yeniden güvenle emanet edebileceği bir sistem görmek istiyor.
Ve belki de bu dosyanın Türkiye’ye bırakacağı en önemli ders şudur:
İSLAMİ HABER “MİRAT”
İSTİFA YETMEZ Fatma Betül Sayan Kaya Açıklamalıdır: 63 MİLYONU NEREDEN BULDU? DÖRT AYDA BİR MİLYAR….KAZANDI…
HÜDA PAR’DAN SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANI İÇİN İSİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇAĞRISI HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir,…
VAHYİN İNŞA ETTİĞİ ŞAHSİYET Vahiy, insana yalnızca neye inanması gerektiğini bildirmek için gelmez; nasıl bir…
İKTİDARI ELE GEÇİRMEK Mİ, İNSANI İNŞA ETMEK Mİ? İslam’ın hayata geçirilmesinin yöntemi üzerinde yaklaşık 150…
NECİP FAZIL’IN GELİŞİM VE DÖNÜŞÜM YOLCULUĞUNA BİR BAKIŞ 1983 yılının 25 Mayıs’ında Üstat Necip Fazıl…
EVLATLARIMI KAYBETMEM VE YAPTIĞIM FEDAKÂRLIKLAR, HALKIMIN EVLATLARININ YAŞADIKLARINDAN FARKLI DEĞİLDİR Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil…