
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda bugün Gazze ve Filistin meselesini yeniden dünya gündemine taşıyacak.
Erdoğan‘ın Birleşmiş Milletler kürsüsünden İsrail’in Gazze’deki uygulamalarını eleştirmesi, Filistin halkının yaşadığı dramı anlatması ve uluslararası topluma çağrıda bulunması elbette önemlidir.
Fakat artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
Daha kaç konuşma yapılacak?
Daha kaç kez “Gazze‘de insanlık dramı yaşanıyor” denilecek?
Daha kaç kez “Uluslararası toplum harekete geçmeli” çağrısı yapılacak?
Daha kaç kez Birleşmiş Milletler kürsüsünden güçlü cümleler kurulacak ve ardından herkes kendi ülkesine dönüp günlük siyasi hayatına devam edecek?
Çünkü bugün Gazze‘nin ihtiyacı artık yalnızca yeni bir konuşma değildir.
Gazze’nin ihtiyacı, konuşulanların uygulanmasıdır.
Uluslararası sistemin en temel sorunlarından biri tam da burada ortaya çıkıyor.
Birleşmiş Milletler, savaşların önlenmesi, uluslararası barışın korunması ve sivillerin korunması amacıyla kurulmuş bir örgüttür. Fakat Gazze örneği, bu mekanizmaların siyasi irade olmadan ne kadar etkisiz kalabileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Uluslararası Adalet Divanı, 26 Ocak 2024’te İsrail’e Gazze’deki Filistinliler bakımından Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki fiillerin önlenmesine yönelik geçici tedbirler uygulanmasına hükmetti. Mahkeme ayrıca acil insani yardım ve temel hizmetlerin ulaştırılabilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını istedi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi ise 21 Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı.
Bütün bunlara rağmen Gazze’deki insani kriz sona ermiş değil.
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin 18 Eylül 2026 tarihli raporuna göre Gazze’de savaşın bıraktığı yıkım hâlâ hayatları tehdit ediyor. Yüzlerce insanın enkaz altında kaldığı, 8 binden fazla kişinin kayıp olabileceği, ağır iş makineleri ve yakıt eksikliğinin kurtarma çalışmalarını engellediği bildiriliyor.
Yaklaşık bir yıl önce ilan edilen ateşkese rağmen dahi Gazze’de insanların hayatını kaybetmeye devam etmesi, sorunun yalnızca “ateşkes ilan edildi mi?” sorusundan ibaret olmadığını gösteriyor.
İşte bugün Erdoğan‘ın Birleşmiş Milletler konuşmasını önemli kılan asıl mesele de budur.
Türkiye’nin ve diğer ülkelerin Gazze konusunda yüksek sesle konuşması önemlidir.
Fakat bundan sonraki aşamada uluslararası toplumun önündeki mesele şudur:
Uluslararası hukuk gerçekten herkes için mi geçerlidir?
Eğer geçerliyse, mahkeme kararlarının uygulanmasını sağlayacak mekanizmalar neden işletilmemektedir?
Eğer Birleşmiş Milletler kararlarının bağlayıcılığı varsa, bu kararların uygulanması için siyasi ve hukuki araçlar neden daha etkin kullanılmamaktadır?
Eğer Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin çıkardığı tutuklama kararları varsa, Roma Statüsü’ne taraf devletlerin yükümlülükleri neden tartışmanın merkezine alınmamaktadır?
Bunlar artık yalnızca Gazze’nin değil, uluslararası sistemin güvenilirliğinin sorularıdır.
Bugün Gazze‘de mesele sadece bombalanan binalar değildir.
Mesele; insanların evlerini, hastanelerini, okullarını, altyapılarını, sağlık sistemlerini ve normal hayatlarını yeniden kurabilecekleri bir ortamın oluşturulmasıdır.
Nitekim Birleşmiş Milletler verileri, Gazze’de sağlık, barınma, su, yakıt ve eğitim alanlarında krizin sürdüğünü gösteriyor. Eylül ayında öğrencilerin yeniden yüz yüze eğitime başlaması bile yaklaşık üç yıl süren savaşın ardından ağır hasarlı bir eğitim altyapısı içerisinde gerçekleşiyor. Reuters’ın aktardığı UNICEF verilerine göre Gazze’deki okulların yaklaşık yüzde 98’i hasar görmüş veya yıkılmış durumda.
Dolayısıyla bugün sorulması gereken soru yalnızca:
“Gazze için ne söyleyeceğiz?”
olmamalıdır.
Asıl soru:
“Gazze için ne yapacağız?”
olmalıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın Birleşmiş Milletler kürsüsünden İsrail’e yönelik sert mesajlar vermesi bekleniyor. Gazze ve Filistin meselesinin konuşmanın önemli başlıklarından biri olması da bekleniyor.
Fakat artık mesele sadece Erdoğan’ın ne söyleyeceği değildir.
Mesele, Erdoğan‘ın konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler’de bulunan devletlerin ne yapacağıdır.
Çünkü Gazze konusunda yıllardır çok şey söylendi.
Şimdi sözlerin karşılığının somut adımlara dönüşüp dönüşmeyeceği sınanıyor.
Birleşmiş Milletler gerçekten birleşmişse, bunun Gazze konusunda görülmesi gerekir.
Uluslararası hukuk gerçekten evrenselse, bunun Gazze konusunda uygulanması gerekir.
Uluslararası mahkemeler gerçekten bağımsızsa, kararlarının yalnızca hukuk metinlerinde kalmaması gerekir.
Ve insan hakları gerçekten herkes için geçerliyse, Filistinli çocukların da bu hakların sahibi olduğu gösterilmelidir.
Artık Gazze için yeni bir kınama cümlesinden daha fazlasına ihtiyaç var.
Artık mesele, sözün yaptırıma; kararın uygulamaya; hukukun gerçek hayata dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
Çünkü Gazze’de zaman sadece geçmiyor.
İnsan hayatları tükeniyor.
Ve tarih, bir gün yalnızca kimin ne söylediğini değil, söylenenlerin ardından kimin ne yaptığını da yazacaktır.
Ve artık yapılması gereken ne varsa tereddüt edilmeden yapılmalıdır….
“Nice az topluluk, Allah’ın izniyle nice çok topluluğa galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.”
(Bakara, 2/249)
İSLAMİ HABER “MİRAT”