
Ürdünlü Yazar Abdülhâdî Râcî el-Mecâlî’nin Yazısı:
Kassâm Tugayları’ndan bir mücâhidin, bir siyonist araca patlayıcı yerleştirdiği ve ardından infilâk ettirdiği bir videoya dair şu notu kaleme aldı:
“Direnişin videolarının başına koyduğu şu âyeti okuyordum:
‘Bismillâhirrahmânirrahîm
(Onların üzerine kapıdan girin! Kapısından girerseniz muhakkak galip gelirsiniz.)’
Dün, bir direnişçinin o kapıyı açıp patlayıcıyı yerleştirdiğini ve sonra evine döndüğünü izlediğimde, âyetin yeryüzündeki tam karşılığını seyrettiğimi hissettim.
O bir insan mı? Hayret içinde soruyorum: O da bizim gibi bir insan mı? Kimlik belgesinde bir numarası, kan grubu, kardeşleri olan; sıcak altında uyuyan, bizim gibi su içen biri mi?
Siz bana ‘delirdi’ demenizden korkmasaydım, Allah tarafından gönderilmiş bir melek olduğunu söylerdim… Onun yaptığı bir patlayıcı yerleştirmek değildi; o, âyet-i kerimeyi yeryüzüne tercüme ediyordu.
Ben tasavvuf yollarını çok duydum… Mâlik bin Reyb’i okudum, Belhî’yi, İbnü’l-Arabî’yi, Hallâc’ı, Abdülkâdir Geylânî’yi… Ahmediyye’yi, Şâzeliyye’yi okudum, çok okudum…
Ama bugün, ‘Gazze yolu’nu gördüm.
Anlaşılan o ki, bu yolun cennete açılan kapısı en yakın olanıdır… Erkeklik, bu yolda tasavvufun en yüce derecesidir ve cihad bu yolun rûhudur.
Bugün kesinlikle iman ettim ki: Evet, bir ‘Gazze yolu’ var…
Bu yol, Allah’a ulaşmakta kalbi değil, patlayıcıyı, füzeyi ve mermiyi merkeze koyar.
Bu insanlar, namazı cihaddır…
Yiyecekleri cihaddır…
En büyük arzuları ise Rablerinin cemâlidir…
Onlar var ya…
Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
Bu ümmette adâlet olsaydı, senin için savaş sonrası Ezher-i Şerif’te bir zâviye açardık.
Senin yolunda gidenler gelip senden ders alır, bu ‘Gazze yolu’nun usûllerini öğrenirdi…
Sana “Gazze yolunun şeyhi ve kurucusu” derdik…
Tarih ve edebiyat kitaplarına bu yolu bir müfredat olarak koyardık.
Sana birçok tâkipçi kazandırır, sen bir Arap başkentine ya da bir okula girdiğinde seni omuzlarımızda taşırdık…
Ama ben…
Benim sana olan hürmetim şudur ki:
O patlayıcıyı yerleştiren elini öpmek ve o elden bereket dilemek istiyorum.
Zira bu ümmetin şerefini savunan bir elden bereket dilemek câizdir…
Ruhunu, ailesini ve dünyadaki her şeyi Allah’ın rızâsı için satan bir elden bereket dilemek câizdir.
Neredesin şimdi ey ‘Gazze yolunun şeyhi’?
Şucâiyye sokaklarında bir zırhlı personel taşıyıcısını mı gözlüyorsun?
Ben ve benim gibiler, şu an bir ‘klimanın’ altında oturuyoruz…
Ne kudretimiz kaldı, ne kuvvetimiz…
Sadece ağıt, dövünme ve utanç…
Utanç bile bizden kaçtı…
Çünkü bu ümmet artık tastamam soyundu.
Söyle bana, neredesin?
Bir tünelde sıcağa karşı mı mücadele ediyorsun?
Seninle aynı gün doğmuş Arap gençleri ise, elektrik kesintisinden, yazın cilt kuruluğu yapmasından şikâyet ediyorlar…
Bu, izzetin kuruduğu, vicdanın yok olduğu bir ümmettir ama cildin kurumaması mühimdir…
Râğıb Alame’nin bu yaz Tunus’a dönmesi mühimdir…
Ahlâm’ın kuzey sahillerinde şarkı söylemesi mühimdir…
Amr Diab’a halkın kızmaması da pek mühimdir…
Biz yollarımızı kendi rızâmızla seçtik…
Biz ‘Amr Diab yolu’nu seçtik…
Sen ise, tüm heybetinle geldin; tanklarını patlatmak için değil, bizi tokatlamak için.
Ben her saat yeniden o videoyu izliyorum…
Yalnızca patlayıcıyı taşıyarak ve ince bir gömlek ile Gazze malı bir ayakkabı giyerek çıktığın kapıyı hatırlıyorum…
Karşındakiler ise demir kalelerin ardında…
Kurşun geçirmez yelekler giyiyorlar…
Onları uçaklar koruyor ve tüm dünya arkalarında…
Ama sen, hepsini soyup teşhir ettin.
Eğer İsrail’de bu videoyu izledikten sonra zerre kadar bir şeref kalmış olsaydı, bütün generallerini hapse atardı.
Eğer İsrail’de gerçekten vicdan ve devlet ahlâkı olsaydı, bu videodan sonra ordusunu dağıtır ya da tümden göç ederdi.
Ama onlar biliyor…
Senin yalnız olmadığını biliyorlar…
Filistin’in zeytin ağaçlarının bile senin izinden yürüdüğünü biliyorlar…
Rahimlerdeki çocukların senin yolunu takip edeceğini biliyorlar…
Geleceğin, onların başına yağan cehennem ateşi olacağını fark ediyorlar…
Ben doğrusu, ne Selâhaddin’i, ne Kutuz’u, ne Nûreddin Zengî’yi gördüm…
Ama kahramanlıklarını okudum…
Arap başkentlerinde onların heykellerini dikmeden önce, bir de Şuvâz patlayıcısının heykelini dikelim…
Ra‘dîye patlayıcısının heykelini dikelim…
‘Gazze yolu’nun kurucusunun heykelini dikelim…
“Bu adam, Allah’ın şu âyetini okudu:
(Onların üzerine kapıdan girin! Kapısından girerseniz muhakkak galip gelirsiniz.)
Ben sanıyordum ki Allah’ın kitabı yalnızca imamların, vaizlerin ve şeyhlerin elinde tefsir olunur.
Oysa bu hayatımda ilk defa bir âyetin Gazze’de, detaylarıyla, mutlak imanı ve cihâdî anlamlarıyla yeryüzünde tatbik edildiğini gördüm.”
Bugünden itibaren…
Bütün kitapları bıraktım…
Şafiîliği ve Hanefîliği bıraktım…
İbn Arabî’yi ve Hallâc’ı bıraktım…
Bütün tefsir mekteplerini bıraktım…
Ve ‘Gazze yolunu’ tâkip etmeye karar verdim.
Abdülhâdî Râcî el-Mecâlî
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-