
GERÇEK HÜKÜMDAR KİMDİR?
Müslümanların kahir ekseriyetiyle Kur’anı yüzünden okumakla veya dinlemekle işin biteceğini, maksadın hasıl olacağını düşünüyorlar.
Şüphesiz Kur’an-ı Kerim, okunduğunda onu dinlemek farz, okumak da sevaptır, bunda en ufak bir tereddüt yok, lakin bizim kastımız bu değil
Kur’an’ı okumanın hakiki maksadı, verdiği bilgileri, haberleri ve vaz’ettiği hükümleri doğru anlamak ve bu doğrultuda yaşamaya çalışmaktır. Kur’an bu amaçla okunacak olursa hergün cebelleşmekte olduğumuz nice problem ve sıkıntının hiç de uğruna bunca zahmeti çekmeye değer olmadıklarını anlar, bizi içten içe yıkan stres, çatışma ve kaygıdan kurtuluruz.
Yüce Allah, Maide (5) Suresi 20. Ayetinde İsrailoğullarına “içlerinden peygaberler gönderdiğini ve melikler (yöneticiler) kıldığını hatırlatır. Buradaki “müluk”, İsrailoğullarının bütün alemlere hükmeden hükümdar bir kavim olduklarını mı ima ediyor, yoksa “Ey İsrailoğulları, siz Mısır’da köle iken, yüce Allah sizi esaretten kurtardı, nimetler verdi ve bu sayede kendi kendinizin efendileri oldunuz” mu demek istiyor?
Muhammed Eset, ikinci anlamın ayetin ruhuna daha uygun düştüğünü söyler. Bu dikkate değer bir açıklamadır. Öyledir, zira İsrailoğulları, kısa süren Hz. Davut ve Hz. Süleyman hükumdarlıkları hariç, hiçbir zaman gerçek manada dört başı mamur ve geniş kapsamda hükumdarlıklar kuramadılar, aksine binlerce sene diyasporalarda yaşama cezasına çarptırıldılar.
Tarihsel olarak bildiğimiz gibi İsrailoğulları Mısır esaretinden kurtulmuşlardı, şimdi bir yurda yerleşip ilahi emirleri yaşayabilecekleri, doğru bilgi ve hikmeti öğretebilecekleri düzenli bir hayata geçmelerine sıra gelmişti. Hz. Musa’ya onlara ilahi nimetleri hatırlattı. Saydığı nimetlerin dışında, Yakup’tan kendisine kadar gelen peygamberleri zikretti. Mısır’da uzun yıllar yaşadıkları kölelik dönemi sona ermişti. Şimdi, kendilerine bahşedilen nimetlere karşı şükredip efendiler olarak yaşamaları beklenirdi. Onlardan istenen buydu.
Köle bedenine ve şahsi hayatına malik (sahip) olmayan kimseye denir. 430 sene süren Mısır hayatında bir dönemden sonra firavunlar onları köleleştirmişlerdi. Şimdi ise özgürdüler. Artık bedenlerine ve hayatlarına sahiptiler, “müluk ehli”ydiler. Mısır esaretiyle tarihlerinde trajik bir kesinti vuku bulmuştu ama bu sona ermişti artık. Her biri hükümdar değildi ama birer hükümdar mertebesinde idiler, kuracakları temiz hayatla birer hükümdar olmaya adaydılar. Melik kelimesinin bu kullanımı ilginçtir, bu anlamı destekleyici bilgiler vardır.
Araplar kendi evine ve geçimine sahip birine “hükümdar” der. Hadis ve sahabe kavli de bunu teyit etmektedir. İbn-i Abbas, bir kimse izni olmaksızın girilmeyen bir eve sahipse, o kişi hükümdardır, der. Hadiste şöyle buyrulmuştur: “Kimin barınacağı bir evi, hanımı ve kendisine hizmet edecek bir hizmetçisi varsa, o hükümdardır” (Ebu Davud, Merasil, 181). “Kim çoluk çocuğuyla güvenlik içindeyse, bedeni afiyetle sabahı eder ve günlük yiyeceğine sahip bulunuyorsa, ona dünya adeta her şeyiyle verilmiş gibidir” (Tirmizi, Zühd, 34; İbn-i Mace, Zühd, 9).
Efendimiz (s.a.)’in terbiyesi altında yetişen sahabe, bunun bilincinde idiler: Ebu Abdurrahman el Hubuli, Amr b. el As’ın oğlu Abdullah’ın birinin sorusu üzerine şöyle konuştuğunu rivayet etmektedir: “Bizler yoksul muhacirlerden değil miyiz? Abdullah ‘Yanında yattığın bir hanımın var mı?’ diye sordu. Adam ‘Evet’ dedi. Mesken olarak kullandığın bir evin var mı? Yine ‘Evet’ dedi. Abdullah ‘O halde sen zenginlerdensin’ dedi. Adam ‘Bir de hizmetçim var’ deyince, Abdullah b. Amr ‘Sen hükümdarlardansın da’ dedi” (Müslim, Zühd, 37). Letaifu’l işarat’ın sahibi Kuşeyri, konuyla ilgili şöyle der: “Yaratılmışlar içinde melik (hükumdar o kimse ki) Hakiki Melik’e (Allah’a) ibadet ve kulluk edendir. Denir ki melik hevasına hükmeden abd (köle) ise şehvetine esir olandır” (Letaifü’l İşarat, I, 410).
Kur’an-ı Kerim’in ikinci ve en uzun suresi (286 ayet) olan Bakara, girişte peşpeşe üç insan tipini ele alır: Mü’minler, kafirler ve münafıklar. Ademin yaratılışı, cennet, isimlerin öğretilmesinden sonra İsrailoğullarına geçer. İsrailoğulları hem Bakara, hem diğer surelerde uzun uzun anlatılır, tahminime göre Kur’an’ın toplamda 1/12’ni teşkil eder. Kur’an’la hemhal olduğum küçük yaştan beri bu benim dikkatimi çekiyordu, İsrailoğullarına niçin bu kadar geniş yer verilmiştir.
Sonraları vardığım kanaate göre aslında girişte profilleri çizilen üç insan tipinin toplumsal açılımı İsrailoğullarında kendini bulur. İçlerinde çok azı müstesna bu kavmin genel karakteri inkarcı/Allah’a karşı nankör ve başkalarına karşı iki yüzlü, sinsi ve hesabidir. Kur’an-ı Kerim, İsriloğullarından çokça bahsediyorsa, aslında biz müslümanlara ve elbette beşeriyetin tamamına öğretici mesaj vermektedir. Bize demektedir ki, sakın İsrailoğulları gibi olmayın; inkardan ve münafıklıktan uzak durun, ilahi mesaj, emir ve nehiyler dairesinde yaşamaya çalışın, kurtuluşunuz burdadır.
İsrailoğullarıyla ilgil bu ayetten çıkarılacak ders evrenseldir:
Yüce Allah insandan kendi kendisinin efendisini olmasını ister, eğer haramlara, israfa, kenze, sömürüye, hırs ve ihtiraslara karşı korunaklı yaşarsa, tıpkı yukarıda örneklerini verdiğimiz Sahabe-i kiram gibi kendi kendisinin efendisini olur. Efendilik, meliklik, hükumdarlık, mü’minin vasfıdır ve bu vasfı sadece ve sadece şanı yüce Allah’ı tek Melik kabul etmesiyle kazanabilir. Mülk O’nundur, El Malik’tir ve hakiki hükumdar O’dur.
Ali Bulaç
MİRATHABER.COM –YOUTUBE-
Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…
KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…
Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…
‘‘YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ!’’ CENAZE ORTA YERDE VE ARTIK HİÇBİRİMİZ MASUM…
SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!” Öncelikle şu hususun altını kalın çizgilerle çizeyim:…
“Titanic’ten Yapay Zekâya: İnsanın Bitmeyen Yenilmezlik Yanılgısı” 1912 yılında ilk seferine çıkan RMS Titanic, dönemin…