Agâh olalım Agâh !
Evet, Rasulullah Efendimiz -sallallahu aleyhi vesellem- de bizim gibi bir beşerdi ama, O’nun meth-u Senasını bizatihi Rabbimizin yaptığı bir beşerdi ! (Taşlar içinde Yakut, Zümrüt, Zeberced de bir taştır, Çakıl taşı da bir taştır) ve Yani, bir insan düşünün.:. O’nu öven ve bizatihi kendi ism-i şeriflerini (Aziz, Rauf, Rahîm) O’na da atfeden Cenab-ı Zu’l Celâl Hazretleridir !.. (Bakınız Tevbe Sûresi 128. ayet)
“Gül denir her güle amma, gül-i zibâ başka,
Aşk denir her aşka ammâ, Allah aşkı başka.”
O’nun insanlığa gönderilmiş bir NÛR olduğunu da bizatihi Rabbimiz Âyet-i kerime’de:
“Allah’tan size bir nûr gelmiştir.” buyurarak belirtiyor. (Mâide: 15)
Bu öyle bir nûr ki, bu nûr Allah-u Teâlâ’nın nûrudur. Ve fakat biz bunu zannımıza göre anlıyoruz.
Gerçek budur. Aslı nûrdur, görünüşü beşerdir.
Mübarek vücudları da sırf nûrdur.
Ashab-ı Kiram’ın ileri gelenlerinden Câbir -radiyallahu anh- Hazretleri “Ya Resulellah! Allah-u Teâlâ en evvela neyi halketti?” diye sorduğunda Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurdular ki:
“Allah-u Teâlâ her şeyden evvel senin peygamberinin nûrunu kendi nûrundan yarattı. O nûr, Allah’ın izniyle dilediği yerde dolaşırdı. O zaman Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Melekler, yerler, gökler, insanlar ve cinler daha yaratılmamıştı.
Allah-u Teâlâ âlemleri yaratmayı murad edince, o nûru dört parçaya ayırdı.
Birinci parçadan Kalem’i, ikincisinden Levh-i mahfuz’u, üçüncüsünden Arş-ı rahman’ı halketti.
Dördüncü parçayı tekrar dörde böldü. Birinci parçasından Arş’ı taşıyan melekleri, ikincisinden Kürsi’yi, üçüncüsünden diğer melekleri yarattı.
Diğer parçayı da yine dörde böldü. Birincisinden gökleri, ikincisinden yerleri, üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı.
Kalan parçayı da dörde böldü. Birinci parçasından müminlerin gözlerinin nûrunu, ikinci parçasından ilâhi mârifet yuvası olan kalplerinin nûrunu, üçüncüsünden de dillerindeki nûru yarattı. Bu da ‘Lâ ilâhe illallah Muhammed’ür-resulullah’ tevhid nûrudur.” (El-Mevâhib’ül-Ledüniyye)
Allah-u Teâlâ bir Hadis-i kudsî’de:
“Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” buyuruyor. (K. Hafâ)
Demek ki o feleklerden değil, felekler onun nûrundan yaratılmış. O Sebeb-i mevcudat’tır, hem de Ebul-ervah’tır. Aynı zamanda âlemlere rahmettir.
Yine bir başka ayet-i celilede :
Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiyâ Suresi – 107 . Ayet)
Onun varlığı bütün varlıklara bir rahmettir. Kim bu rahmeti kabul eder, bu nimete şükrederse, dünya saadetine, ahiret selâmetine erer.
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri diğer bir Âyet-i kerime’sinde:
“Allah göklerin ve yerin nûrudur.” buyurmuyor mu? (Nûr: 35)
Bu nasıl olur? Görüyoruz, fakat başka şey görüyoruz. Allah-u Teâlâ kendi nûrundan Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin nûrunu yarattı, o nûrdan mükevvenâtı donattı. İşte bütün bu sır bunun içindedir. Fakat ben bunları açık açık söylediğim halde anlamanıza hiç imkân yok. Anlamanız için mânevî tekâmüliyete ihtiyaç var. Senin gözün bu nûru görmüyorsa, körse güneşin suçu nedir?
Hazret-i Allah bilinen bir varlıktır, her şey O’nun ile kaimdir. Muhammed Aleyhisselâm ise bilinmeyen bir varlıktır.
Rabbimizin kalın kafalı Mekke Müşriklarine O’nun sizin gibi bir beşer olduğunu söylemesi, onlara hakikati talim ve öğretmek içindir. Yoksa, diğer taraftan O’nun kendi nûrundan yaratılan bir nûr olduğunu ve beşeriyete de bir nûr olarak gönderildiğini başka ayetlerinde beyan buyurmuştur.
Rasulullah Efendimizin buraya sığdıramayacağımız daha nice yüce vasıfları olduğu gerçeği ile bir Müslümanın “Peygamberimiz de bir beşerdi” sözünü ederken en azından 40 kez yutkunması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü, bu sözü yoldan çıkmış sapık “Kuraniyyun-Yalnız Kurnacılar” tayfas, Rasulullah Efendimizi devreden çıkarmak ve küçümsemek için sürekli dillerine dolamaktadırlar ! Bu itibarla biz Müslümanlar gözlerini dört değil, dörtbin açarak çok uyanık olmak ve böyle bir vaziyette hayat sürmek zorundayız diye düşünüyorum.
Ve Efendimize olan sonsuz hürmet ve saygımızın gereği aşağıdaki naat-i şerifi teberruken naklediyoruz.
Rabbimiz şefaatlarına ulaştıra ve kavuştura !
Senin aşkın kamu derde devâdır yâ Rasûlallah
Senin katında hâcetler revâdır yâ Rasûlallah
Senin nûrun gören gözler ne ay gözler ne yıldızlar
Nûrundan gece gündüzler ziyâdır yâ Rasûlallah
Terinden açılır güller sözünden şehd ü şekkerler
Seninle hasta gönüller şifâdır yâ Rasûlallah
Agâh olalım Agâh !
Evet, Rasulullah Efendimiz -sallallahu aleyhi vesellem- de bizim gibi bir beşerdi ama, O’nun meth-u Senasını bizatihi Rabbimizin yaptığı bir beşerdi ! (Taşlar içinde Yakut, Zümrüt, Zeberced de bir taştır, Çakıl taşı da bir taştır) ve Yani, bir insan düşünün.:. O’nu öven ve bizatihi kendi ism-i şeriflerini (Aziz, Rauf, Rahîm) O’na da atfeden Cenab-ı Zu’l Celâl Hazretleridir !.. (Bakınız Tevbe Sûresi 128. ayet)
“Gül denir her güle amma, gül-i zibâ başka,
Aşk denir her aşka ammâ, Allah aşkı başka.”
O’nun insanlığa gönderilmiş bir NÛR olduğunu da bizatihi Rabbimiz Âyet-i kerime’de:
“Allah’tan size bir nûr gelmiştir.” buyurarak belirtiyor. (Mâide: 15)
Bu öyle bir nûr ki, bu nûr Allah-u Teâlâ’nın nûrudur. Ve fakat biz bunu zannımıza göre anlıyoruz.
Gerçek budur. Aslı nûrdur, görünüşü beşerdir.
Mübarek vücudları da sırf nûrdur.
Ashab-ı Kiram’ın ileri gelenlerinden Câbir -radiyallahu anh- Hazretleri “Ya Resulellah! Allah-u Teâlâ en evvela neyi halketti?” diye sorduğunda Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurdular ki:
“Allah-u Teâlâ her şeyden evvel senin peygamberinin nûrunu kendi nûrundan yarattı. O nûr, Allah’ın izniyle dilediği yerde dolaşırdı. O zaman Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Melekler, yerler, gökler, insanlar ve cinler daha yaratılmamıştı.
Allah-u Teâlâ âlemleri yaratmayı murad edince, o nûru dört parçaya ayırdı.
Birinci parçadan Kalem’i, ikincisinden Levh-i mahfuz’u, üçüncüsünden Arş-ı rahman’ı halketti.
Dördüncü parçayı tekrar dörde böldü. Birinci parçasından Arş’ı taşıyan melekleri, ikincisinden Kürsi’yi, üçüncüsünden diğer melekleri yarattı.
Diğer parçayı da yine dörde böldü. Birincisinden gökleri, ikincisinden yerleri, üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı.
Kalan parçayı da dörde böldü. Birinci parçasından müminlerin gözlerinin nûrunu, ikinci parçasından ilâhi mârifet yuvası olan kalplerinin nûrunu, üçüncüsünden de dillerindeki nûru yarattı. Bu da ‘Lâ ilâhe illallah Muhammed’ür-resulullah’ tevhid nûrudur.” (El-Mevâhib’ül-Ledüniyye)
Allah-u Teâlâ bir Hadis-i kudsî’de:
“Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” buyuruyor. (K. Hafâ)
Demek ki o feleklerden değil, felekler onun nûrundan yaratılmış. O Sebeb-i mevcudat’tır, hem de Ebul-ervah’tır. Aynı zamanda âlemlere rahmettir.
Yine bir başka ayet-i celilede :
Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiyâ Suresi – 107 . Ayet)
Onun varlığı bütün varlıklara bir rahmettir. Kim bu rahmeti kabul eder, bu nimete şükrederse, dünya saadetine, ahiret selâmetine erer.
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri diğer bir Âyet-i kerime’sinde:
“Allah göklerin ve yerin nûrudur.” buyurmuyor mu? (Nûr: 35)
Bu nasıl olur? Görüyoruz, fakat başka şey görüyoruz. Allah-u Teâlâ kendi nûrundan Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin nûrunu yarattı, o nûrdan mükevvenâtı donattı. İşte bütün bu sır bunun içindedir. Fakat ben bunları açık açık söylediğim halde anlamanıza hiç imkân yok. Anlamanız için mânevî tekâmüliyete ihtiyaç var. Senin gözün bu nûru görmüyorsa, körse güneşin suçu nedir?
Hazret-i Allah bilinen bir varlıktır, her şey O’nun ile kaimdir. Muhammed Aleyhisselâm ise bilinmeyen bir varlıktır.
Rabbimizin kalın kafalı Mekke Müşriklarine O’nun sizin gibi bir beşer olduğunu söylemesi, onlara hakikati talim ve öğretmek içindir. Yoksa, diğer taraftan O’nun kendi nûrundan yaratılan bir nûr olduğunu ve beşeriyete de bir nûr olarak gönderildiğini başka ayetlerinde beyan buyurmuştur.
Rasulullah Efendimizin buraya sığdıramayacağımız daha nice yüce vasıfları olduğu gerçeği ile bir Müslümanın “Peygamberimiz de bir beşerdi” sözünü ederken en azından 40 kez yutkunması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü, bu sözü yoldan çıkmış sapık “Kuraniyyun-Yalnız Kurnacılar” tayfas, Rasulullah Efendimizi devreden çıkarmak ve küçümsemek için sürekli dillerine dolamaktadırlar ! Bu itibarla biz Müslümanlar gözlerini dört değil, dörtbin açarak çok uyanık olmak ve böyle bir vaziyette hayat sürmek zorundayız diye düşünüyorum.
Ve Efendimize olan sonsuz hürmet ve saygımızın gereği aşağıdaki naat-i şerifi teberruken naklediyoruz.
Rabbimiz şefaatlarına ulaştıra ve kavuştura !
Senin aşkın kamu derde devâdır yâ Rasûlallah
Senin katında hâcetler revâdır yâ Rasûlallah
Senin nûrun gören gözler ne ay gözler ne yıldızlar
Nûrundan gece gündüzler ziyâdır yâ Rasûlallah
Terinden açılır güller sözünden şehd ü şekkerler
Seninle hasta gönüller şifâdır yâ Rasûlallah
Habîbsin pâdişâhlara tabîbsin dertli âhlara
Şefâatin günahkâra afâdır yâ Rasûlallâh
Ay u güneş yedi yıldız seni över kamu düpdüz
Senin sözünden ayruk söz hatâdır yâ Rasûlallah
Haset kılar sana iblîs zehî ahmak olur telbîs
Seni sevdiğiçün İdrîs alâdır yâ Rasûlallah
Vururlar nevbetin dâim beş vakt sünnetin kâim
Gelirse hânına her kim salâdır yâ Rasûlallah
Şeyyâd u Hamza ol şâhtan diler kim kurtula âhtan
Seni medhetmek Allâh’tan atâdır yâ Rasûlallah[7]