
Giriş
İnsan zihni, hakikati arama istidadıyla yaratılmıştır. Ne var ki bu arayış, çoğu zaman tarafgirlik ve karşıtlık duygularının gölgesinde kalır. Sevdiğini yüceltme, karşı çıktığını ise eksiltme eğilimi, çoğu zaman fark edilmeden derin bir zaafiyet doğurur.
Bu yazı, taraftarlık ve karşıtlığın mahiyetini sorgularken şu temel meselenin izini sürmektedir:
Zaafiyet, taraftar olmakta mı yoksa karşı olmakta mı gizlidir? Yoksa asıl mesele, bu duyguların yöneldiği yerde -failde mi, fiilde mi- aranmalıdır?
1. Taraftarlık ve Karşıtlık: Tabiî Hâl mi, Zaaf mı?
İnsan, tabiatı gereği bir şeye meyleder veya ondan uzak durur. Bu yönüyle taraftarlık ve karşıtlık, bütünüyle ortadan kaldırılması gereken hâller değildir. Bir topluluğa bağlılık dayanışmayı kuvvetlendirir; yanlış görülen bir şeye karşı durmak ise adalet duygusunun tabiî bir tezahürüdür.
Ancak mesele şu noktada düğümlenir:
Bu duygular hakikatin önüne geçtiğinde, tabiî olan zaafa dönüşür.
Modern psikolojide “onaylama eğilimi” olarak bilinen hâl, insanın yalnızca kendi kanaatini destekleyen bilgileri seçmesi; aykırı olanı ise görmezden gelmesi yahut değersiz saymasıdır.[1] Bu eğilim, insanın hakikati değil, kendi tarafını tahkim etmesine yol açar.
Bu sebeple ölçü açık olmalıdır:
Hakikat, şahıslara göre değil; fiillere ve ilkelere göre tayin edilir.
2. Esas Ayrım: Fiile mi, Faile mi Taraftarız?
İnsanın en çetin imtihanlarından biri, değerlendirmeyi fail üzerinden değil, fiil üzerinden yapabilmesidir.
Sevdiğimiz kimsenin:
• Kusurunu örtmeye,
• Hatasını tevil etmeye,
• Yanlışını dahi doğru görmeye meylederiz.
Karşı olduğumuz kimsenin ise:
• Doğrusunu inkâr eder,
• Sözünü çarpıtır,
• Hakkını teslim etmekte zorlanırız.
Oysa adaletin temel kaidesi şudur:
“Söz kime ait olursa olsun, doğru doğru; yanlış yanlıştır.”[2]
Bu ayrım kaybolduğunda, hem taraftarlık hem karşıtlık zihni sakatlar; muhakeme zayıflar, hüküm isabetini kaybeder.
3. Taraftarlık ve Karşıtlık Adaleti Zedeler mi?
Fail merkezli bakış, adalet duygusunu aşındırır.
Bu hâl, kadim düşüncede “heva” ve “taassup” olarak isimlendirilmiş; günümüzde önyargı kavramıyla ifade edilmiştir.[3]
• Tarihçi, karşı olduğu bir idarenin icraatlarını hakkıyla tartamaz; ya küçümser ya görmezden gelir.
• Yazar ve okuyucu, karşı olduğu kişinin sözünü maksadına uygun kavramakta zorlanır; metni kendi zihninin kalıbına göre eğip büker.
• Hâkim, zihninde hüküm verdiği kimseyi adil biçimde değerlendirmekte güçlük çeker.
Bu hâl, ilmin en büyük afetlerinden biridir. Çünkü bilgi, hakikatin hizmetinden çıkar; eğilimin aracı hâline gelir.
4. Günümüzden Misaller: İlke mi, Kimlik mi?
Bugünün dünyasında ayrışmalar derinleşmiş, taraflar keskinleşmiştir. Bu zeminde sıkça şu hataya düşülür:
• Bir topluluk, kimliği sebebiyle bütünüyle reddedilir.
• Bir yapı, sırf karşı cephede yer aldığı için bütünüyle benimsenir.
Hâlbuki hakikat, kimlikler üzerinden değil, ilkeler üzerinden anlaşılır.
Bir kimse, mezhebî veya siyasi sebeplerle bir devlete karşı olabilir. Ancak o devletin belirli bir meselede isabetli bir duruşu varsa bunu inkâr etmek, hakikate değil taassuba hizmet eder.
Aynı şekilde, sırf karşı olduğu bir güce muhalefet ediyor diye bir yapıyı bütünüyle desteklemek de aynı zaafiyetin ters yüz edilmiş hâlidir.
Bu noktada ölçü nettir:
Destek veya reddiye, faile değil fiile yönelmelidir.
5. İnsana Bakış: Red mi, Islah mı?
Yanlış yapan kimseye yaklaşım da bu çerçevede ele alınmalıdır.
İslam düşüncesinde denge açıktır:
• Fiil reddedilir,
• Fail bütünüyle yok sayılmaz.
Zira insan hataya açıktır. Bu sebeple:
Yanlışı reddetmek başka, insanı bütünüyle mahkûm etmek başkadır.
Bu denge kaybolduğunda ya yanlış meşrulaştırılır ya da insan bütünüyle dışlanır. Her iki hâl de adalet çizgisinden sapmadır.
6. Hakikatin Ölçüsü: İlke Merkezli Duruş
Sağlam bir duruş şu esaslara dayanır:
• Kişiye göre hak değil, hakka göre kişi belirlenir
• Doğruyu söyleyen hasım da olsa doğru kabul edilir
• Yanlışı yapan dost da olsa yanlış denir
Kur’an-ı Kerim bu ölçüyü şöyle vazeder:
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”[4]
Ali bin Ebu Talib’e nispet edilen şu söz de aynı hakikati ifade eder:
“Hakkı tanıyın ki, onun ehlini tanıyasınız.”[2]
Bu yaklaşım, insanı hem kör bağlılıktan hem kör karşıtlıktan kurtarır; ölçüyü şahıstan alır, hakikate verir.
Sonuç: Zaafiyet Nerede Başlar?
Taraftarlık da karşıtlık da tek başına zaafiyet değildir.
Asıl zaafiyet:
• Taraftarlık hakikatin yerine geçtiğinde,
• Karşıtlık adaletin önüne geçtiğinde,
• Fail, fiilin önüne konulduğunda başlar.
Bu durumda insan:
• Adaletini kaybeder,
• Muhakemesini zayıflatır,
• Hakikate yabancılaşır.
Çözüm ise açıktır:
Fail ile fiili ayırmak, kanaat yerine delile dayanmak ve zihni önyargının esaretinden kurtarmak.
Doğruya taraftar, yanlışa karşı olmak… fakat bunu tarafın değil, hakikatin yanında durarak yapmak.
İşte görünmeyen fakat hissedilen zaafiyeti aşmanın yolu budur. Bu yol, insana basiret, denge ve hür bir idrak kazandırır.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
Dipnotlar
[1] Onaylama yanlılığı üzerine yapılan araştırmalar; özellikle Peter H. Ditto ve arkadaşlarının çalışmaları.
[2] Ali bin Ebu Talib’e nispet edilen hikmetli söz.
[3] İmam Gazali, ilimde tarafgirlik ve hevanın zararlarını eserlerinde tafsilatlı biçimde ele alır.
[4] Kur’an-ı Kerim, Mâide Suresi 8. ayet.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Rus e-ticaret platformu Wildberries, saldırılar sonucu yabancı girişimcilerin de zarar gördüğünü ortaya koydu. Bu durum,…
İsrailin Lübnanın güneyinde patlayıcılarla hedef aldığı bölgedeki büyük tahribat hakkında son gelişmeler. İsrailin Lübnanın güneyinde…
Fastan İspanyanın Sebte şehrine geçen düzensiz göçmenlerin yarıdan fazlası geri döndü. Bu durum, göçmenlerin yaşadığı…
İngiliz müzik grubu Massive Attacke, konserde Filistin bayrağı açtıkları gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Olayın arka planı…
Kuveyt, İrandan gönderilen İHAların hava sahasında imha edildiğini açıkladı. Bu gelişme, bölgedeki güvenlik endişelerini artırdı.
Kerküklü maket ustası, yaptığı maketlerle kentin tarihini yeni nesle tanıtıyor. Bu eserler, kültürel mirasın korunmasına…