Gündem

Hasta toplumun hasta insanları olmayalım

Yazar Yaşar Değirmenci’nin kaleme aldığı “Hasta toplumun hasta insanları olmayalım” yazısını siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz..

İmkânlar arttıkça, o imkânlarla bir şeyler yapabilme heyecanı-şuuru zayıflıyor. Konfor ve rehavet bizleri dünyevileştiriyor. Öyle bir noktaya geliniyor ki bütün imkânlar önüne serilse kendi nefsinin prangalarından kurtulmadığı için insanoğlu o imkânların birini bile kullanamıyor. Nefse esaret, insanı önce nefsine köle eder, sonra hürriyetini verir. Hadiseye biz nasıl bakmalıyız, kendimiz ne haldeyiz, insanlığa beklediğini verebilecek miyiz, böyle bir mükellefiyetimizin olduğunun farkında mıyız? Fikren kalben-fiilen yürüyecek gücü olmayana, ne yapacağını düşünemeyene-bilmeyene ilmin açtığı ufuklar hiçbir şey ifade etmez/etmemiştir. Âlimlerimiz de, mezheb imamlarımız da, tasavvuf büyüklerimiz de hep ‘ilim/amel/ihlas’ demişler, ‘ihsan’nı da ilave etmişlerdir.

İslâm, bütün zamanların ve mekânların hakikatidir. ‘Evrensel’ tâbiri yetmez. Bir tarih dönemi gösterilemez ki İslâm’sız izah edilebilsin. Bir değişim gösterilemeyecektir ki İslâm’sız açıklanabilsin. Manevi müeyyidesi olmayan bir sistemi hiçbir maddi müeyyide ile işletemezsiniz. Cezayı sadece maddi olarak görüp değeri/mukaddesi hiç kaale almayan bir yapı/sistem hiçbir zaman ferdi de, toplumu da düzeltemez. Teşhis yanlıştır, tedavi de yanlış olacaktır. Aslında “manevi müeyyide”yi insanlar, tanısalar da tanımasalar da, uygunluk gösterseler de göstermeseler de, manevi müeyyide iyi bilinirse, iyi ifade edilirse, hayata yansıyan icapları iyi belirlenirse, olumlu bir yol açılmış olur. İhmal edilirse, yanlış yorumlanırsa, inkâr edilirse, olumsuz sonuçlar yaşanmaya başlar. Sonuçları görenler hiçbir zaman sebebi oldukları olaylardan kendilerini sorumlu tutup ibret almazlar. ‘Kıyafetime karışma!’ sloganının altına da ‘Kadınlar için adalet’ yazıp toplantılar yapanlara ‘içgüdüsel hayvani hayat’ı yaymaya çalışanlara insani hangi meseleyi anlatabilirsiniz? Asli sebep, manevidir; maddi değil. Genel görüş (belli çevrelerde) şu:

Bırakın canım, insanlar istediğini yapsın, istediğine inansın, istediği müziği dinlesin, istediğini okusun, istediği gibi düşünsün, istediği gibi konuşsun, istediği gibi giyinsin, istediği gibi yaşasın, vs. Peki ama ölçüler yok mu? Akıl ölçüleri, ilim ölçüleri, inanç ölçüleri, sorumluluk ölçüleri, sanat ölçüleri? Ölçü yokluğu demek, değer yokluğu demektir. Ayıp kalksın, günah kalksın, yasak kalksın, sınır kalksın, disiplin kalksın, yönlendirme kalksın, ölçü kalksın, âdab kalksın, ceza kalksın, sorumluluk kalksın… Hoşgörü olsun, sevgi olsun! Şimdi hep bunlar işleniyor. Peki, yapılan bir işe başlarken veya başlamışken şu sualler sorulamaz mı? ‘Günah mı, sevap mı? Helâl mı, haram mı? Meşrû mu, gayrı meşrû mu?’

“Yalancı–sahtekâr–ahlâksız” birine saygı duymayız. Vatan, millet, devlet, ümmet düşmanlarına da… Fakat onlarla bir arada aynı cemiyette yaşamaya, tahammül ediyoruz. Zaten put haline getirilen, muhafazakârların bile İslam ile beraber konuştuğu demokrasi de tahammül rejimi değil mi? Karşılaşabiliriz, yan yana oturabiliriz, görüşmeler yapabiliriz. Sevgi ve saygıya dayanmayan zaruret halinden başka bir şey değil. Bilhassa TV programlarında değerlerimize düşman olan etiketli adamlara ‘düşüncelerinize saygı duyuyorum’ denilmesi doğru mu? Tahammül sınırlarını aşan meseleler. Bunun adının, ‘saygı duymak ve hoş görmek’ olarak konulması da ayrı bir dert.

Belli ölçüleri aşarsanız; farklılık şuuru kaybolur, asliyetler tanınmaz hale gelir. İstismar, modalaşır. ‘Ben zalime de, mazluma da, salih’e de, şaki’ye de, haine de, kahramana da, kâfire de, mümine de, kâzibe de sıddık’a da, rezile de, izzet’e de, saygıyla, sevgiyle, hoşgörüyle bakarım’ denilebilir mi? ‘Herkese adil davranırım’ denilebilir. Çünkü adalet, zaten farklı davranmayı gerektirir ve farkların ters mantıkla yok sayılması bizatihi adalete aykırıdır. Kendi düşünce ve ideolojisinin, zihin yapısının dışındaki her karar, her görüş bunlara göre yanlıştır. ‘Ölçümleri yanlış olanın ölçtükleri de yanlıştır’ sözü boşuna söylenmemiştir. Dünya nimetlerini elde etmek için sınır tanımayanlara tavır koymayacak mıyız? Lüks-israf ve debdebe içindeki hayat tarzlarının ‘dünyevîleşme hastalığı’ olduğunu söylemeyecek miyiz? Ümmetin bugünkü halinin sancısını taşımayacak mıyız?

Kavramları iyi öğrenmeyen iyi kullanamaz, iyi kullanamayan iyi düşünemez. Sadece onlarla oynar. Nasıl oynar? İstismar yoluyla çarpıtarak oynar. ‘Modalaşmış istismar’ iyi niyetlileri de etkisi altına alabilir. Bu hatırlatmaları, bilhassa önümüzdeki seneler için, bizden sonraki nesiller için yapmalı ve bunun görevimiz olduğunu düşünmeliyiz. Bugün, hoşgörü ile değil tahammülle karşılanabilir ama yarın, tahammül hudutlarını dahi aşan sıkıntılar getirebilir. Kavramlarla bu kadar oynanması, düşünce fırsatlarının böylesine israf edilmesi hiç de hayra alamet değil. Farkında olmadığımız fırsatlar çok büyük. Çileli birikimimiz çok güçlü. Bunları bilen kültür emperyalizmi, karanlık tarihinin en hain saldırısını kullanmaya müsait adamlarla, değeri, kutsalı olmayanlarla, en gelişmiş tekniklerle bizi gaflette tutabilmek için seferber olmuş durumdalar. Bir başka tehlike de; devletimize/milletimize/vatanımıza/bayrağımıza düşman olanların bunlara kılavuzluk yapmaları. Emperyalist devletlerin emrine de girerek yurt dışına kaçmaları. Böyle anormal yapılanlar dahi normalleşir hale getirilmeye çalışılıyor. O kadar büyük temel yanlışlar içindeyiz ki, bu temel yanlışlar üzerine hiçbir doğru bina edilemez.

Önce, düşüncelerimizi/anlayış ve idrakimizi yoklamamız, istikamet sapmalarını tesbit etmemiz şart. Bu sapmaları doğru ölçüye göre yeniden kontrol etmemiz ve düzeltmemiz gerekiyor. Bunu yapması gerekenler elbette kitleler değil. Sokaktaki adamdan bunu bekleyemeyiz. Âlimlerden, entelektüellerden ve önder konumundaki insanlardan bekleyeceğiz bunu. Milleti millet yapan değerleri bilmeyen, kutsalı olmayan ‘Ümmet’ deyince korkan, ‘cihat’ kelimesinden rahatsız olan, ‘nikahı müftünün kıyması’ keyfini kaçıran, ‘namaz ibadeti’ne zemin hazırlanmasını kabullenemeyen bu insanlarla hangi fikri konuşup/tartışabiliriz? Dinin o kadar cahililer ki, kavramları dahi bilmiyorlar. Kafalarındaki slogan üç-beş cümleyi fikirlerinin temeli olarak kullanıyorlar. Asla unutulmamalıdır ki hayır ile şer arasında, doğru ile yanlış arasında, ihanet ile sadakat arasında, nur ile zulmet arasında, gaflet ile basiret arasında, istikamet ile dalalet arasında, hak ile batıl arasında, izzet ile zillet arasında, maruf ile münker arasında tarafsız olunamaz. Tarafsızlığı mesuliyetten kaçışın vasıtası olarak kullanmak mesuliyet hükmünün en ağırına müstehak olmaktır. Fikren halledilemeyen meselelerin; fiilen halledilemeyeceğini unutmayalım!

İbadeti ve kulluğu kalplere gömüp, siyaseti ve ticareti dinin dışında gören anlayışa karşı sessizliğimizin akıbetini başkalarına yüklememiz doğru mudur? ‘Emri bilmaruf ve nehyi anilmünker’i hocaların vazifesi olarak gören tutumumuzun vebali yok mu? Bu din, sadece camilerin dini değil, hayatın dinidir. İçimize sızan liberalizm ve onun yavruları olan bencillik, ‘ben’ eksenli hayat anlayışı, putlaşan dünya nimetleri, zevklerin ilahlaştırılması, insanımızı inandığı gibi yaşayan değil, yaşadığı gibi inanan bir yapıya götürmüştür. Demokrasinin İslâm’a üstünlüğü/kıyasını ‘fikir tartışması’ olarak lanse eden sapıklığı ‘fikir hürriyeti’ olarak mı kabul edeceğiz Bütün bunlar küfre giden yolun adımlarıdır. Demokrasi, özgürlük kelimelerini besmele haline getirenlerin, ‘sorumluluk ve görev şuuru, değer ölçüleri’ gibi hiçbir dertleri yok. Korunmayan gelişemez. Aileyi korumazsanız milleti millet yapan değerleri korumazsanız, insanın ve hayatın bütünlüğünü korumazsanız; neyi nasıl geliştireceksiniz? Rahatlarının kaçacağını düşünenler de inandığı gibi yaşamak yerine ‘yaşadığı gibi inanmak’ yoluna girerek yozlaşmayı ve dünyevileşmeyi ‘hayat tarzı’ haline getiriyorlar. Hasta toplumun hasta insanlarının tedavisi: Her hal ve şartta yaşanan İslâm!

 

View Comments

Recent Posts

  • Gündem

Avrupa Sokaklarında Öfke: Siyonist Etki İhtimali Göz Ardı Edilebilir mi?

Avrupa Sokaklarında Öfke: Kendiliğinden mi, Yönlendirilen Bir Dalga mı? Avrupa'nın farklı ülkelerinde yükselen toplumsal tepkiler,…

4 saat ago
  • Gündem

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası Emine Şenlikoğlu’nun eserinden sinemaya…

5 saat ago
  • Genel

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor?

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor? MAKALENİN SESLİ ANLATIMI Mekke Anlaşması'nı Türkiye'nin milli çıkarları açısından…

10 saat ago
  • Genel

Türkiye’nin Petrol Üretimi Arttı!

Türkiye’nin Petrol Üretiminde Güçlü Adım Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin enerji üretimine ilişkin sevindirici gelişmeleri…

12 saat ago
  • Genel

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri: Hakkından Fazlasını İstiyor Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, Yunanistan’ın deniz…

14 saat ago
  • Genel

İsrail’i Protesto Ederken Saldırıya Uğradı

Kemal Sağlam’dan Adalet Çağrısı: “Biz Adalet Arıyoruz!” Rize’de “Kahrolsun İsrail” sloganı attıktan sonra darbedilen Dr.…

14 saat ago