
Bismillahirrahmanirrahim
Bizleri en güzel kıvamda yaratan yüce Allah’ımıza hamd ederim. Yaratılıştaki yüceliğimizi koruyabilmemiz için muhtaç olduğumuz hayati örnekleri bizlere sunan aziz Peygamberimiz, biricik hayat önderimiz Hz. Muhammed’e kalbi ihtiramlarımı arz ederim. Rabbimden şanını yüceltmesini dilerim.
Bu sohbetimizde Hayata Müslümanca Bakma konusunu işlemeye çalışacağız.
Yahudi, Hristiyan, Budist, Şintoist, Ateist ve Müslüman… Bütün bu insanlar yüce Rabbimiz tarafından en güzel biçimde yaratılmışlardır. Yaratılışlarındaki yüceliği İslam ile koruyup koruyamadıklarından ötürü Rabbimizin huzurunda sorguya çekileceklerdir.
İslam, Hz. Nuh, İbrahim, Musa ve İsa gibi bütün Peygamberlerin ortak tebliğidir. Hz. Muhammed bu din son ve evrensel Peygamberi ve onun ilettiği Kur’ân da son İlahi Kitab’ıdır.
Bizim birinci derecede vazifemiz, inançlar ne olursa olsun insan hakları ve özgürlüklerine saygılı oldukları; canlılara zulmetmedikleri sürece bütün bu insanlara yapılabilecek tüm iyilikleri yapmak, onlara hukuki ve sosyal adalet ilkelerini uygulamaktır.
Evet, inançları ne olursa olsun bu görevimiz Mümtehine suresinin 8. ayetinde şöylece yasalaştırılmaktadır:
“Müslüman olduğunuz için sizlerle savaşmayan ve sizleri yurtlarınızdan çıkarma girişimlerinde bulunmayan insanlara inançları ne olursa olsun yapabileceğimiz iyilikleri yapmada ve onlara adalet uygulamada özgürsünüz ama biliniz ki Allah, hukuki ve sosyal adalet ilkelerini uygulayan kullarını sever.”
İkinci derecede vazifemiz, hayata Müslümanca bakarak diğer inançlılar arasındaki farkımızı / ayrıcalığımızı ortaya koymaktır.
Bütün bu insanlar, yani Yahudi’si, Ateist’i, Hristiyan’ı, Budist’i ve de Müslümanı…bunların her biri yaratılışlarından aldıkları ilhamla güvencede olmak isterler, kazanmak isterler, üstün olmak isterler. Ve bütün bu insanlar tehlikeden, kayba uğramaktan ve aşağılık olmaktan sakınmak isterler.
Bu durumda sormamız gerekir. Müslümanla Yahudi, Müslümanla Hristiyan, Müslümanla Budist, Müslümanla Ateist arasında ne fark vardır veya ne fark olmalıdır.
Müslümanın farkı şudur: Müslüman, güvene, kazanca, üstünlüğe olduğu gibi tehlikeye, kayba ve aşağılığa da İslami ölçüler içerisinde bakar. Bir diğer anlatımla Müslümanca bakar. Müslümanca bakmak da Müslümanca yaşamayı gerektirir ve ayrıcalık oluşturur.
Burada öncelikle şu noktaya dikkatinizi çekmek isterim; güven, kazanç ve üstünlük iç içedir. Biri varsa diğeri, diğeri varsa öteki gelir ve Cennet’e yol açar. Tehlike, kayıp ve aşağılık da iç içedir. Biri diğerini gerektirir. Diğeri de ötekine ulaştırır ve sonuçta Cehennem’e düşürür.
Bu girişimizden sonra konumuza örneklerle açıklık getirmeye başlayalım.
Bütün insanlar güvene, şöyle bakarlar: Taşınır ve taşınmaz mal varlığı, daimi ve emekliliği olan bir iş, sağlık ve de tecavüzlerden korunma. Örnekleri daha da artırabilirsiniz. Evet, bütün insanlar güveni bu şekilde anlarlar. Ama Müslüman bu güven unsurlarıyla yetinemez. Güveni yalnızca bu yapılarda göremez, çünkü bu araçlar gerçek ma’nada güvene ermek için yeterli değildir.
Düşünür insanlar olarak önce şu soruları kendimize yöneltmek konumundayız:
Ben kimim, nereden geldim, nereye gideceğim, hayat nedir, ölüm nedir, ölüm ötesi var mıdır, iradeli sözlerimiz-davranışlarımız ve işlerimizden ötürü sorgulanacak mıyız? Bizleri bekleyen mükâfatlar veya cezalar var mıdır? Hangi inanç ilkelerinin ve hayat kurallarının izini takip edeceğiz?
Bu suallerin cevapları verilmeden bir insanın her an ölebileceği bu yeryüzü hayatında kendisini güvende hissetmesi mümkün müdür? Elbette değildir.
Bu suallerin cevapları ise ancak İslam’ın inanç esaslarıyla verilebilir. İslam’ın öngördüğü ve görev kıldığı hayat kurallarını yaşama ile verilebilir? O halde, iman esaslarımızı özetleyen Amentu esaslarına kısaca bir nazar edelim, nasıl güvene ulaşıldığını örneklendirmeye çalışalım.
Müslüman Allah’a iman ederek nefsini güvene alır. Çünkü O’dur bütün varlıkların yaratıcısı. Allah’tır bizleri yoktan var eden ve bizler için ölümle başlayacak ebedi bir hayat takdir eden. O, her an hayata müdahil olan, Rahman ve Rahim bir Rabdir. Her an bizler üzerinde ilmiyle kudretiyle, rahmetiyle zuhur halinde olan Odur.
Allah bize bizden yakındır. O’na imanla biz güven kazanırız. Ona imanla karşılaşabileceğimiz, bütün problemlerimizi çözümleyecek, bütün dertlerimizi giderebilecek büyükler büyüğü bir Rabbimiz olduğunu biliriz. O da bizi bilir. Nerede olursak olalım O bizimle beraber olup bizi kuşatıcıdır. O bize yeter. Talak suresinin 3. ayetinde Rabbimiz bize bu müjdeyi şöylece veriyor:
“… Kim Allah’a güvenir, yüreğini O’na açarsa Allah ona yeter…”
İnancımızın gücü ölçüsünde Rabbimizin yeterliğini ruhumuzun derinliklerinde kavrayabiliyoruz. Zumer suresinin 30. ayetinde Rabbimiz her birimize Peygamberimiz üzerinden şöylece güven veriyor:
“Allah kuluna yetmez mi? Evet Onlar seni Allah’ın dışındaki güçlerle korkutuyorlar…”
Allah’a iman güven unsurudur. Güven vesilesidir.
Meleklere, Peygamberlere ve Kitaplara İmanla Güvene Ermek
Biz mümnler Allah’ın meleklerine imanla da güven kazanırız. Bu evreni izliyorsunuz, yerküresini izliyorsunuz. Yüzlerce tabiat, binlerce doğal olaylarla karşı karşıyayız. Biz meleklere imanla biliriz ki yüce Yaratıcımız, evrenle, yerküremizle ve bizlerin hayatıyla ilgili melekleri görevlendirmiştir. Hayat, tam bir düzen içindedir. Tesadüfe yer yoktur.
Şefkatli bir ana gibi bize ısısını ve ışığını gönderen ve kendi yörüngesinde seyreden güneşin bizlerle olan ilişkisi tesadüf müdür? Muhtaç olduğumuz kadar yağmurların indirilmesi tesadüf müdür? Geçirilen bazı büyük kazalardan yara almadan kurtulmamız bir rastlantı olayı mıdır?
Bilmeliyiz ki Müslümanın sözlüğünde tesadüf yoktur. Planlama vardır. Yaradan’ın planlamasına göre görevlendirilmiş melekler vardır. Onlar görevlerini üstlenmekte ve yapmaktadırlar. Bunun için yaşadığımız bu hayatta daha bir güvence hissederiz.
Müslüman sonuncusu Kur’an olan bütün kitaplara ve sonuncusu Muhammed olan bütün peygamberlere inanır. Kur’an’ı rehber, Hz. Muhammed’i -salat üzerine olsun- önder edinerek yeryüzü hayatında kendisini güvene alır. Bir diğer anlatımla hangi kuralları takip edeceğini, hangi önderi izleyeceğini, böylece bilmiş olur.
Ahirete İmanla Güven Kazanmak
Müslüman hele hele ahirete imanla öylesine bir güven içine girer ki, kelimelerle anlatılabilir gibi değildir. Çünkü Müslüman ölümle başlayacak ahiret hayatına imanla ölümü yani yokluğu öldürür.
Hiç düşündük mü bizler ölümü öldüren insanlarız. Yok oluş anlamına ölüm yok. Ruhumuzun bedenden ayrılarak yeni hayatına başlaması anlamına ölüm vardır.
Ölüm her an gelebilir. Ömür takviminin son yaprağı her an düşebilir.
Eğer ölümü öldüremiyorsanız, ölümü Yaradan’ımızın bizler için hazırladığı güzelliklere erme vesilesi olarak göremiyor isek bu hayatta güvence bulmak mümkün müdür?
Her an sevdiklerinizden ayrılabiliriz. Yokluk düşüncesi bile mustarip olmak için yeter.
Kadere İmanla Güven
Mümin kadere imanla da nefsini güvene erdirir. Tesadüf yok. Her varlık ve her oluş planlıdır, korkuya gerek yok.
Soralım, Mümin ne demektir. Mümin Allah’ın sıfatlarından biridir. Allah el-Mümin’dir. İnanan insan da el-Mümindir. Allah el-Mümin’dir, güven verendir İman eden insan el-Mümindir; İslam dininin inanç esaslarıyla kendisini güvene alır.
İslam dininin inanç esaslarına iman eden ve hele hele de bu iman çizgisinde yaşayarak İslam’ın gerektirdiği emirler ve yasaklara uyarsa kendisini tam anlamıyla güvene almış olur.
Fazlaca korktuğumuz ölüm bizden ne alacak. Biz zaten yokluk anlamına ölümü öldürmüş değil miyiz? Aziz Peygamberimizin açıklaması da şöyle:
“Ölüm mümine Allah’ın hediyesidir. Mümin ölür. Bu dünya hayatının elemlerinden, kederlerinden, ıstıraplarından kurtulur, Rabbinin nimetlerine kanat çırpar.”
Evet, bu noktada bir özet verirsek En’am suresinin 8. ayeti ile güven konusunu hülasa edebiliriz. Rabbimiz şöyle buyurur:
“İman edenler ve imanlarını Allah’a ortak koşma ile karanlıklara gömmeyenler / İslam dışı inançlara yönelişle İslami iman esaslarına gölge düşürmeyenler yok mu? İşte güven onlarındır. Dosdoğru yol üzerinde olanlar da onlardır.
Ve Rabbimiz Nahl suresinde (97) de şöylece güvence müjdesi verir:
“Erkek ve kadın, mümin olarak kim İslami çizgide güzel ameller yaparsa biz ona hoş bir hayat / güven dolu bir hayat yaşatırız. Ve onların yaptıklarını, yaptıklarından daha güzeli ile armağanlandırırız. ”
Devam edecek
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-