
HİCRET: ZULMÜN KARANLIĞINDAN DİRİLİŞE AÇILAN KAPI
Bugün 16 Temmuz…
Bu tarih, dünya takvimlerinde sıradan bir gün olabilir ama Müslümanlar için çok ama çok önemli bir gün…
Müslümanlar bu gün, Hicretle yeni bir çağın ve medeniyetin kapılarını araladılar….
Cehaletin dehlizlerinden kurtulup, Medeniyet gemisinde yol almaya başladılar…
Çünkü 16 Temmuz 622’de Resûlullah (sav) ve ashâbı, Mekke’deki zulmü geride bırakarak Medine’ye hicret ettiler.
Bu yolculuk, hiç şüphesiz sadece bir göç değil, insanlığın karanlıktan aydınlığa yürüyüşünün diğer adıydı…
Mekke’de İslam tebliği başladığında, müşriklerin öfkesi de büyümüştü…
İşkenceler artmış, Müslümanlar boykot edilmiş, malları ellerinden alınmıştı…
Bazıları işkencede şehit oldu, bazıları gizlice imanını korumak zorunda kaldı.
Fakat Allah’ın Rasulü Hz. Muhammed (sav) bütün baskılara rağmen, İslam davasını anlatmaktan hiç ama hiç vazgeçmedi…
Akabe biatlarıyla başlayan ve Mekke’de atılan bu tohumlar, bir direnişin ve sabrın simgesi oldu.
Allah’ın izniyle hicret kapısı açıldığında, Medine’de İslam’a gönül veren Ensar, muhacir kardeşlerini bağırlarına bastı…
İşte bu birliktelik, İslam devletinin temellerini attı ve İslam ümmetinin birlik ve beraberlik içinde olduğunu tüm dünyaya haykırmış oldu.
Artık Müslümanlar, Kur’an’ın rehberliğinde Peygamberimizin (sav) önderliğinde, Medine’de bir güç olduklarını devletlerini kurarak duyuruyorlardı…
Zira, Sahabe efendilerimiz için Hicret, Müslümanların yaşamak için değil, İslam’ı yaşatmak için gerçekleştirdikleri bir yolculuktu.
Mekke’deki İslam tebliği sessiz bir direniş iken, Hicret sayesinde Medine’de kurulan İslam devleti, adaletin, hukukun ve kardeşliğin merkezi oldu.
Çünkü Hicret, zulmü reddetmek, hakikate tutunmak ve Allah’a teslimiyetle yürümek demekti.
Hadi gelin Bugün, Hicreti anlayabilmek yüreklerimizde anlamlandırabilmek adına, Hicret’in yıl dönümünde kendimize bir soru soralım!
Sahabe-i Kiramın, İslam’ı yaşayabilmek ve yaşatabilmek adına Mekke’de bıraktığı malını mülkünü, çoluğunu çocuğunu düşünelim ve kendimize soralım:
Biz, İslam adına, inandığımız değerler adına neyi geride bırakmaya hazırız?
Günahlarımızı mı, çoluğumuzu çocuğumuzu mu, nefsani arzularımızı mı? Hangisini?
Unutmayalım ki Hicret, sadece Mekke’den Medine’ye yapılan bir yolculuk değil; kalbimizi arındırma, toplumda adaleti savunma ve zulme karşı durma yolculuğudur.
Hicret’in yıldönümünde, Müslümanlar olarak bir kez daha kendimize dönmemiz gerektiğini hatırlayalım artık.
Gazze’yi hatırlayalım… Doğu Türkistan’ı hatırlayalım… “Müslümanları kardeş ilan eden” bir dinin mensubu olduğumuz lütfen ama lütfen hatırlayalım…
Hicreti referans alan Müslümanların, tarih sahnesinde, Adaletin, merhametin ve tevhidin hakim olduğu toplumlar kurduğunu da hatırlayalım…
Ve en önemlisi, Hicret’in sadece bir göç olmadığını, karanlığı yarıp ışığa ulaşmanın diğer adı olduğunu hatırlayalım…
Hadi şimdi son bir soru daha soralım:
Çağlar ötesinden gelen bu ışıktan, günümüz Müslüman’ı ne kadar istifade ediyor ya da ne kadarından istifade etmeyi başarabiliyor?
“….”
“İman edip hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve (onları) barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir.” (Enfal 72)
ŞABAN DOĞAN
Erbakan'ın Yakın Koruması Abdurrahman Akyüz: "Hocamız AK Parti'yi Destekliyordu" Merhum Başbakan Necmettin Erbakan'ın uzun…
Yunan Siyasetçi Kyrtsos'tan Atina'ya Sert İsrail Uyarısı: "Katillerle Savunma İttifakı Olamaz" Yunanistan siyasetinin deneyimli isimlerinden…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
Ramallahlı Kadından Arap Liderlere ve Abbas Yönetimine Sert Tepki: "Bizi Gazze’deki Mücahitler Temsil Ediyor" Batı…
Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…
250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…