
HİKÂYELERLE TERAPİ
Elimde “Doğu Hikayeleriyle Psikoterapi” adında Nossrat Peseschkian tarafından yazılmış bir kitap var. Adından da anlaşılacağı gibi hikâyelerin iyileştirici gücünü, yani terapötik etkisini ele alıyor. Yazar, tecrübeli bir psikiyatrist, hasta ile arasında bağlantı kurmasını sağlayan hikayelerin önemli bir yardım kaynağı olabileceğini söylüyor. Ancak yanlış dozda, içtenliksiz bir biçimde ahlak dersi verir gibi anlatılan hikâyelerin tehlikeli sonuçlara yol açabileceği uyarısında da bulunuyor. Hikayeler, uygun şekilde ve yeri geldiğinde kullanıldığında tutum ve davranışlarda beklenen değişim gerçekleşebiliyor..
Yazar, sekiz yıl tekrar tekrar hastalarında uygulamasını yaptığı metodun sonuçlarını gözlemlemiş, hikâyelerin ilaçla tedaviyle ortak yönlerinin olduğu konusundaki görüşü netleşmiş. O, hikayelerde maceracı ve derinliklerine varılması güç bir yön vardır, tanıdık düşünceler, fikir ve istekler birden yeni bir ışık altında görünür; daha önce yabancı gelen düşünceler de artık bildik gelmeye başlar, diyerek farklı bakış açılarının anlaşılıp kabullenilmesinde hikâyelerin rolünü açıklıyor. Bir hikâye, bazen bir reçeteden daha kalıcı olabiliyor; çünkü davranışı içerden değiştirebiliyor..
Kısaca söylemek gerekirse hikayelerdeki kahramanlarla özdeşleştiğimizde, kendi iç dünyamızın sınırlarını aşar, farklı karakterlerin farklı deneyimlerini ve duygularını yaşarız, onlarla empati kurarız, hem kendi duygularımızı hem de başkalarını daha iyi anlarız. Bununla da kalmaz farklı dünyalara, maceralara dalmanın keyfini hissederiz. Başka biri oluruz. Hayatın zorluklarına tahammülümüz artar. Sâdî’nin dediği gibi:
“Bazen bilimden, matematikten ve insan bilincinin gelişmesine yardımcı olan bilgiye dayalı tartışmalardan uzak duramayız. Fakat bazen de ruhumuzun haz duyup canlanması için şiire ve hikâyelere gereksinimimiz olur.”
Hikâyelerin insanın dönüşüp gelişimine katkısını örnekleyen bir hikayemiz var: Binbir Gece Masalları. Hikâyenin nasıl oluştuğunu bilmeyenimiz yoktur. Hikâyeye göre Sultan Şehriyar, karısının kendisini aldattığını öğrenince tüm kadınların sadakatsiz ve nankör olduğuna inanmaya başlar. İntikam hislerini ve öfkesini tüm kadınlara yöneltir. Önce karısını daha sonra tek geceliğine evlendiği kadınları şafak vakti öldürtür. Bu zulüm Şehrazat’la evleninceye kadar sürer.
Vezirin akıllı kızı Şehrazad, evlendikleri geceden başlayarak çok güzel ve heyecanlı hikâyeler anlatmaya başar; ama tam şafak vakti geldiğinde, hikâyenin en heyecanlı yerinde, hikâyeyi anlatmayı keser. Hikâyenin sonunu merak eden Şehriyar, Şehrazad’ın hikâyeye ertesi gece devam edebilmesi için, o gecelik Şehrazad’ın idamını erteler. Her gece bir önceki masalın devamını anlatıp yeni bir hikâyeye başlar ve yine tam tan vakti hikâyenin en heyecanlı yerinde anlatmayı bırakır. Bir çerçeve hikayenin içinde birbirine bağlı hikayeler anlatıldığı için ana hikayenin sonuna gelmek seneler süre. Sona gelindiğinde, Şehrazad üç erkek çocuğu doğurmuştur ve evliliklerinden uzunca bir süre geçmiştir. Kralın kadınlara olan öfkesi dinmiş ve saplantılı düşüncelerinden kurtulmuştur.
Yazara göre, Şehrazad’ın hikâyelerini sultan dinlerken bir terapi süreci yaşamış ve ruh sağlığına kavuşmuştur.
Günümüzde hikâye ve masalların hatta mitolojilerin terapide kullanıldığı biliniyor. Biz de terapi amacı gütmeden, Sait Faik Abasıyanık’ın “Karanfiller ve Domates Suyu” hikayesinin ikliminden bize gelen duygu ve düşüncelerin özünü vererek tahlilini yapmaya çalışalım.
Hikâye, kahramanın yaşadığı köyün tasviriyle başlıyor, bu bölümler de güzel ancak bizim odak noktamız hikâyenin kahramanı etrafında dönecek. Yazar kahramanı tanıtmadan önce kendinde bahsediyor:
“Kitaplar, bir zaman bana, insanları sevmek lazım geldiğini, insanları sevince tabiatın, tabiatı sevince dünyanın sevileceğini oradan yaşama sevinci duyulacağını öğretmişlerdi. Hayır, şimdi insanları kitapların öğrettiği şekilde sevmiyorum… Şiirler, romanlar, hikayeler, masallar bana bu ilmi tahsil ettirmişlerdi…” Bu paragraftan sonra ara verip düşünebiliriz. Burada sözü edilen sevgi nasıl bir sevgidir? Belli ki 45-50’li yılların romantik sevgileri kastediliyor, hümanistik bir sevgi değil, kastedilen. Yaşama sevincinin çekirdeğinde sevgiden başka duygular olamaz mı? Umut duymak, başarmak kazanmak…gibi?
“Şimdi artık kimi sevdiğimi, kime saygı duyduğumu biliyorum. Günlerden beri kafamı bir adam kaplıyor” diyor, yazar. Biz de bu arada duygularımız yoklayalım, bizler kimi, kimleri hangi özelliklerinden dolayı neden seviyoruz acaba?
Yazarın sevdiği kişi, hikâyenin kahramanı Kör Mustafa’dır. Kör Mustafa’nın fiziksel yapısı hakkında detaylı bilgimiz yok, bütün detaylar göz üzerinden veriliyor:” Bir gözü sola doğru biraz kaymıştı. Sağ tarafının beyazı ile gözkapağı arasına ciğer kırmızısı bir et parçası oturmuştu…Bu arızalı göz, öteki gözden daha parlaktır, daha siyah, daha canlı, daha zekidir…şıkır şıkır, pırıl pırıl, sevimli, çapkın, canlı bir gözdür.” Demek ki Kör Mustafa’nın bakışlarında kin ve nefret sezilmiyor. Yazar da zaten çirkin ve engelli bile olsa iyi yürekli, sevimli, arkadaş canlısı, şen insanlara yakınlık duyuyor.
Mustafa gündüzleri bahçelerde çalışır gündeliğe gider sarnıç sıvar, dam aktarır, kuyu kazar. Onun asıl kahramanlığı tabiatla, insanlarla amansız mücadelesinde. “Akşam olunca kazmasını alıyor, gün ağarıncaya kadar söküyor, koparıyor, kazıyordu. Kazdıkça kaya, kazdıkça taş. Bütün bir yaz, bütün bir kış… çalı, palamut, defne, kocayemiş, diken, ot, kök ona karşı koyuyor”. Bu korkunç mücadeleye üç evlek toprak için Mustafa’dan başka köyde kimse girişemezdi, diyor yazar. “Kazma iş görmediği zaman yumruğu, yumruğu yetmediği zaman parmakları, parmakları kalın geldiği zaman tırnakları ile toprağı tırmalıyor” Sonunda Mustafa dişiyle tırnağıyla sabır ve sebatıyla fundalık araziyi tarıma müsait bir toprak parçası olarak ortaya çıkarmayı başarıyor.
Yazar Mustafa’nın başından beri mücadelesine şahit olduğu için hayranlığını gizleyemiyor:
“Onu gördüm mü toparlanıyor; hayret, sevgi ve saygı ile bakıyorum. Koca yaylamızın üzerinde böyle milyonlarca insan bulunduğunu düşünüyorum. Yine dünya yuvarlağı üzerinde böyle milyonlarca insanın tımakları, nasırları, çirkinlikleri, tek gözleri, tek kollarıyla bir ejderha ile kavga etmek için bekleştiklerini düşünüyorum.” Bu ifadeden anlıyoruz ki yazar, Mustafa gibi yılmayan bir gayretle gücünü, enerjisini karşısına çıkan zorlukları yenmek için kullanan, nice insanların yeryüzünde bulunduklarını düşünerek geleceğe dönük umutlanıyor.
Hikâyenin son paragrafı şöyle bitiyor :“Küçük hanımlar! Bugünlerde bir gün nişanlınız size koyu al renkli karanfiller gönderecektir. Dikkat edin, belki Mustafa’nınkilerdir. Küçük beyler! Domatesler göreceksiniz çarşıda. Elmalar, ferik elmaları gibi kokulu, şekerli, tatlıdır. Keserseniz içinde çekirdekleri altın gibi parlar. Belki de lokantada bir gün şişelere doldurulmuş bir domates suyu içersiniz ve tadını fevkalade bulursunuz…emin olun ki Mustafa’nın domateslerinden bir tanesi içtiğiniz suya katılmıştır.”
Yazar, Mustafa’nın karakterini zihnine öyle nakşetmiş ki topraktan alınan her güzel üründe Mustafa’nın emeğinin eserini görüyor.
Hikâyemiz bitti, ama biz üzerine biraz daha düşünüp fikir üretebiliriz. Mesela Kör Mustafa tek gözü gördüğü için hayata, insanlara küsebilir, kurban psikolojisine girip her şeyden şikayet eden biri olabilirdi. O, tüm enerjisini yoksunluklarını gidermek; umudunu, inancını yeşertmek için kullandı. Sonuçta ilham veren bir kahraman olarak hafızalarda yer etti. Aslında herkesin bir hikayesi vardır, herkes kendi hikayesinin kahramanıdır. Hatalarımızla sevaplarımızla hepimiz insan olmanın hakkını vermeye çalışıyoruz.
Yazımızı bitirirken başlarda söylediğimiz Şeyh Sâdî’nin sözlerini yeniden hatırlayalım: bazen ruhumuzun haz duyup canlanması için şiire ve hikâyelere gereksinimimiz olduğunu unutmayalım.
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Sanayi üretim endeksi haziranda yıllık yüzde 1,4 azaldı, aylık yüzde 0,1 arttı. Bu değişim, ekonomik…
Ligde 68 sezonda 6 şampiyon çıktı hakkında son gelişmeler. Ligde 68 sezonda toplamda 6 farklı…
Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusu için gök gürültülü sağanak uyarısı hakkında son gelişmeler. Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda gök…
UEFA, AFC ve CONCACAF, FIFA Başkanı Infantino'ya yönelik eleştirilerini ortak bir açıklama ile duyurdu. Bu…
Fransa'nın güneydoğusunda yangınlarla mücadele hakkında son gelişmeler. Fransa'nın güneydoğusunda, yaz aylarının gelmesiyle birlikte yangınlarla mücadele…
İngilterenin bazı bölgeleri 54 gündür kayda değer yağış görmedi. Bu durum, tarım ve su kaynakları…
View Comments
Çok teşekkür ederim yazılarınız ilham verici Ayşegül Hanım severek ve beğenerek okuduğumu söylemek isterim çok çok teşekkür ederim
Resimle, Müzikle Terapileri duymuştum. Yani Sanatla Terapiyi. Hikaye ve Masallar ile Terapiyi anlatan güzel ve anlamlı bir yazı.
Emeginize saglık hocam çok güzel bir yazı begenerek okuyorum yazılarınızı
Bir çırpıda okudum heyecanla elinize sağlık.
Yazılarınızı takip ediyorum.
Yüreğine kalemine sağlık. Her hikayenin şiirin bestenin zaman içerisinde Yaşanılmisligi vardır diye düşünüyorum.
Yine Ayşegül Ünal Hanım'dan aktüel ve güzel bir yazı okudum.Gönlüne,kalemine bereket...
Şeyh Sadi i Şîrâzî'den bahsedince O'nun meşhur beyti hatırıma geldi:''...selâmet der kenârest.''...Her ne kadar denizin derinliklerinde zenginlikler,kıymetli şeyler olsa da; selâmet kenarda/sâhildedir.
Hikayelerle terapi/ tedavî konusu ise bana Kur'an-ı Kerim'deki ''kıssalar''ı hatırlattı.Her biri ayrı ibret ve insanlar için öğüt ve ders olan ''kıssalar''...
Yazılarının devamı dileğiyle tebrik ve teşekkürler...
Ayşegül hanım yazınız yine çok güzel insan ne okursa ne dinlerse ne izlerse onlardan etkilenir. Kur'an da bu üslubu güzel kullanmış ve geçmiş kavimlerin hikayeleri üzerinden insanlara ders alması için olayları anlatmıştır.Gelecek yazınızı merak ve ilgiyle bekliyorum selamlar.
Yazıyı okuyunca aklıma, ortaokula başladığım yıllarda okuduğum Kemalettin Tuğcu’nun seri kitapları ve daha sonra Ömer Seyfettin’in hikayeleri geldi. Hikayenin kahramanının yerine kendimi koyar bir solukta kitabı bitiriverirdim.
Hep bir kahraman olarak neler yapabileceğimi hayal ederek bir müddet tesirinde kalırdım. Yeni bir kitabı-hikayeyi okuyana kadar.
Gönlüne sağlık,
Kalemine kuvvet.
İçimizi ısıtmaya devamet.
Bereketli olsun.
Çok güzel bir yazı olmuş
Ayşegül hanım.cok beğenerek okuyorum.paylasıyorum.emeginize kaleminize sağlık🌹
Bazen insanı iyileştiren şey, doğru zamanda anlatılan bir hikâyedir. Kaleminize sağlık 💐
Bazen insanı iyileştiren şey, doğru zamanda anlatılan bir hikâyedir. Kaleminize sağlık 💐...
Ayşegül hanım gıne cok guzel bır yazı olmuş
Devamını sabırsızlıkla bekliyorum