islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,5816
EURO
18,4532
ALTIN
1.021,30
BIST
3.490,21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
21°C
Cumartesi Az Bulutlu
21°C
Pazar Az Bulutlu
21°C

Hocam Siz Hangi Tarikattan veya Hangi Cemaattensiniz?

Hocam Siz Hangi Tarikattan veya Hangi Cemaattensiniz?
21.11.2017
A+
A-

Konferanslarımın birinin ardından bazıları yanıma geldi, memnuniyetlerini dile getirip tebriklerini ifade ettiler. Nedendir bilmem, yanıma gelenlerden biri sordu:

-Hocam, siz, hangi tarikattan veya hangi cemaattensiniz?

O gün bu soruya verdiğim cevabı çok önemli bulmuş ve kaleme almamı istemişlerdi. Ben de inşaallah, demiştim. Müslümanların ittifakına, barış ve kardeşliğine katkı sağlaması ümidiyle o gün söylediklerimi kaleme aldım. Önemine binaen makalemi bugün sizlere takdim ediyorum:

-Ben, “tarikatların en hayırlısı”[1]olan son peygamber Hz. Muhammed (sav) Efendimizin tarikatından ve cemaatindenim.

Şimdi bağlı bulunduğum tarikatın özelliklerini arz ediyorum:

Bu tarikatın ve cemaatin lideri,önderi, reisi Fahr-i Âlem Hz. Muhammed’dir (sav).

Andı ve yemini,imanın altı esasıdır.

Üyeleri,bütün müminler ve Müslümanlardır.

Görevleri,kelime-i şehadetten sonra namaz, oruç, hac ve zekât gibi İslâm’ın yükldiği ana vazifelerdir.

Evradı ve ezkârı,namazların sonundaki tesbihâttır, Kur’an tilaveti ve duadır.

Yayınları,Kur’ân-ı Kerîm ve Sahih Hadis’tir. Bir de bu iki kaynağı esas alarak yazılan, sapmayan ve saptırmayan kitaplar ve makalelerdir.

Çalışma ofisleri,Allah’ın anıldığı, anlatıldığı, din eğitiminin verildiği camiler, okullar, laboratuvarlar, mekânlar ve kurumlardır.

Merkezi,Haremeyn-i Şerifeyn denilen mübarek ve mukaddes Mekke ve Medine’dir.

Bu tarikatın mensubu olarak en büyük düşmanımız,nefsimiz ve şeytanımızdır.

Mesleğimiz,nefsimizle cihaddır. Yani Hz. Muhammed (sav) Efendimizin ahlâkı ile ahlaklanmak, sünnetini ve ahlakını ihya etmek, herkese, özellikle Müslüman kardeşlerimize, çevreye ve her varlığa hürmet, muhabbet, şefkat göstermek, tevazu ve mahviyet içinde muhtaçlara yumuşak bir dille nasihat etmektir.

Yönetmeliğimiz,Peygamberimizin (sav) sünneti; sözleri, fiilleri ve takrirleri yani beğenip takdir ettiği faaliyetler hallerdirr. Buna O’nun güzel ahlakı ve yaşama biçimi de diyebiliriz.

Kanunnâmemiz,Kur’ân ve Sahih Hadis kaynaklı İslâm’ın emir ve yasaklarıdır.

Baş ucu kitabımız, geçmiş ve geleceğin ilmini içinde toplayan, Kur’ân’dır. O hem bir bilim kitabı hem bir kanun kitabı hem bir zikir kitabı hem bir fikir kitabı hem bir hukuk kitabı hem bir ahlak kitabı hem bir dua kitabı hem bir ibadet ve davet kitabıdır.

Silahımız,ilimdir; ikna edici aklî ve naklî bilgilerle, kesin delillerle donanımlı olmaktır.

Gayemiz,Allah’ın rızasını tahsil, Allah’ın kelimesini ve davasını yüceltmek, onunla yücelmektir.

Hedefimiz, Allah’ın razı olduğu yolda dünya ve ahiret saadetine kavuşmak ve bütün insanlığı o saadete ve huzura kavuşturmaktır.

Düşmanlarımıza karşı hilemiz,hileyi ve aldatmayı terk etmektir. Çünkü Müslüman merttir; hileye ve cinayete tenezzül etmez. Müslüman aldanabilir belki ama aldatmaz. Bu yolun yolcusu olan Müslüman, zulmetmez, zulme onay vermez, zalime cesaret vermez. Düşmanı Müslümansa, ona acır, pişman olup istiğfara, özür dileyip helallik istemeye yöneleceğini bekler. Düşmanı Müslüman değil ise saldırganlığı da yoksa ona dokunmaz, zarar vermez. Hatta elinden geldiğince iyilikte bulunur. Nebevî bir ifade ile söyleyecek olursak, gelmeyene gider, vermeyene verir, yanlış yapanı affeder.

Karakterimiz,göründüğümüz gibi olmak, olduğumuz gibi görünmek, öfkeyi yutmak, kötülük yapanları affetmek, affederek gönülleri fethetmektir.

Dikkat ettiyseniz, istifade ettiğim kaynaklara[2]dayanarak bütün Müslümanların mensup olduğu ve mensup olması gerektiği tarikat ve cemaatin tanımını ana hatlarıyla ortaya koymaya çalıştım. Yani “Hz. Muhammed’in (sav) tarikatı, yolu ve cemaati varken başka tarikat ve cemaat aranır mı?”demek istedim.

Bu tanıma göre “Müslümanım” diyen herkes, Hz. Muhammed’in (sav) tarikatından ve cemaatindendir. Şu halde ey Müslümanlar! Hepimiz aynı tarikatın üyeleriyiz. Madem böyleyiz, madem;

Rabbimiz birdir,
Peygamberimiz birdir,
Kitabımız birdir,
Kıblemiz birdir,
Camimiz birdir,
Okulumuz birdir,
Kışlamız birdir,
Bayrağımız birdir,
Devletimiz birdir,

Vatanımız birdir; öyleyse gelin bu birlere uygun işler yapalım, birbirimizi bağrımıza basalım, dost olalım, kardeş olalım, arkadaş olalım.

Bütün tarikat ve cemaatler, bu tarikata feda ve kurban olmalı, ayna olmalı, onu göstermeli, ona hizmet etmeli ve onun yerine geçmemelidir.

Bütün tarikat ve cemaatler aralarındaki duvarları kaldırmalı, herkes Hz. Muhammed (sav) Efendimizin yolunda buluşmalı, böylece herkes herkesi bu yolun bir neferi, bir hizmetkârı görmelidir. Herkes bir buz parçası türünden olan enaniyetini, tarikatını, büyük bir okyanus olan Hz. Muhammed (sav) yoluna atmalı, eritmeli, benim tarikatım Onun yoludur, demeli, damla iken umman olmalı, katre iken okyanusa düşmeli, okyanuslaşmalıdır.

Böyle olan şahsiyetlere, tarikat ve cemaaetlere can kurban…

“Ene”yi yırtıp “nahnü”yü gösterenlere can kurban…

“Ben”yok, “biz varız”diyenlere can kurban…

Herkese şiddetle değil, şefkatle bakanlara can kurban…

“Ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum”[3]diyen, insanların takdir ve alkışından kaçan, kendine değil, Kur’an’a ve Hz. Muhammed’e (sav) çıkaran fedakârlara, fazilet erbabına can kurban…

Hanefîleşenlere, Şafiîleşenlere, Malikîleşenlere, Hanbelîleşenlere, Kadirîleşenlere, Nakşîleşenlere, Rabbanîleşenlere can kurban, Mevlevileşenlere, Yunuslaşanlara ve nihayet sahabeleşip Hz. Muhammed’in (sav) yoluna canlarını feda edenlere, “Canım kurban olsun Senin yoluna/ Adı güzel, kendi güzel Muhammed” diyenlere, bize bu yolu tavsiye eden şeriat, hakikat, tarikat ve tasavvuf erbabına, erkanına can kurban…

İşte ben, cadde-i kübrâ denilen bu en büyük yolun, Hz. Muhammed’in (sav) yolunun yolcusuyum. İstifade ettiğim kaynaklara bakarak beni, sadece bir yerden, bir gruptan göstermeye çalışanlara, yolumu daraltanlara, Müslümanların bütününden koparıp bir gruba bağlayanlara hakkımı helal etmem.

Ben okuyan, düşünen, düşündüklerini yazan ve konuşan bir insanım, din eğitimcisiyim, ilahiyatçı bir tefsir uzmanı ve tefsir bilim doktoruyum. Kitaba ve Sünnete aykırı olmayan her güzel fikri, her yerden alırım. Bu taassup ehli olmamanın ve bilim adamı olmanın gereği ve namusudur. Otuzu aşkın kitabım, bir o kadar da dökümanım ve sayısını bilmediğim makalem bulunmaktadır. Yazmadığım ve herhangi bir etkinliğe katılmadığım gün yok gibidir.

Bunları yaparken türlü türlü kaynaklardan istifade etmekteyim. İstifade ayrıdır, intisap ayrıdır. Biz intisaplıyız. Allah’a, intisaplıyız, Peygamberine intisaplıyız ve Kur’an’ına intisaplıyız. Bu intisap, bizi, intisaplı olduklarımızla intisaplı olan herkesle ve yukarda saydığım ekollerin hepsiyle irtıbatlı hale getirmektedir.

Böyle düşünen herkesle meşrebi ne olursa olsun beraberiz, beraber olmaya hazırız. Bu düşünceye kuvvet veren herkesi bağrımıza basmaya ve baş tacı etmeye hazırız. Ve bugün bu şuura çok ihtiyacımız var.

Bu yola henüz girmemiş olanlarla da barış içinde yaşama kararlılığı içindeyiz. İnsanların bir kısmıyla imanda kardeşiz, bir kısmıyla da insanlıkta kardeşiz. Nihayet hepimiz kardeşiz. Çünkü hepimiz Adem baba ve Havva annenin çocuklarıyız.

Sevgili kardeşlerim,

Ayrılığa-gayrılığa düşmüş herkesi Hz. Muhammed’in (sav) yoluna, bu yolda buluşmaya davet ediyorum. Bütün Müslümanları, birbirlerini affetmeye davet ediyorum. Bu yol, bütün Müslümanların, hatta bütün insanlığın ortak yoludur. Lütfen meşrebimiz ne olursa olsun, Peygamberimizin yolu, buluştuğumuz, birleştiğimiz yol olsun. O yol, birbirimizi sevmeye, bağrımıza basmaya kâfi gelsin. Allah’ın rızası, sonra Peygamberinin rızası buna bağlıdır.

Peygamberimiz, alemlere rahmettir. Güneş gibi, toprak gibi, su gibi, hava gibi… Bunlardan inanan-inanmayan herkes istifade ettiği gibi, Peygamberimizden ve onun rahmetinden mümin-kâfir herkes istifade etmiştir ve etmektedir. O’nun nuru, kâinatın ruhu, O’nun Kur’an’ı yaşadığımız kürenin aklıdır. O’nun hürmetine, O’nun yaşayan nuru ve ruhu hürmetine varız ve yaşamaya devam etmekteyiz.

O’nun ümmeti olmamız hasebiyle biz de böyle olmalıyız. Bizim de merhametimizden, güzel ahlakımızdan inanan-inanmayan herkes, canlı-cansız bütün çevre nasibini almalıdır.

Peygamberimizin her güzelliği bize bırakılmış bir sünnet değil mi? Onun ümmeti olan biz, onun ahlakını, onun affını, onun toleransını, onun sünnetini ne zaman yaşayıp ne zaman göstereceğiz? O, en azılı düşmanlarına bağrını açıp affederken, biz Müslüman kardeşlerimizi bağrımıza basmazsak, birbirimizi yemeye devam edersek hangi yüzle Peygamberimizin huzuruna çıkacağız? Nasıl Allah’ın rahmetine ve cennetine layık olacağız?

Böyle genel ve büyük bir cadde varken, meşrepleri ileri sürerek yolu daraltmak, kendi meşrebinden olmayan Müslümanı düşman görmek ancak insafı bitmişlerin işi olabilir.


Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.