islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,6352
EURO
19,5695
ALTIN
1.061,83
BIST
4.957,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
14°C
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Çok Bulutlu
16°C
Cumartesi Çok Bulutlu
17°C

Hz. Peygamberin Hayatını Nasıl Okumalıyız?

Hz. Peygamberin Hayatını Nasıl Okumalıyız?
17.07.2017
A+
A-

Rasûlüllah/Allah’ın Elçisi Hz.Muhammed (sav), Ahzab suresi 21. âyeti gereği model insandır.

Yüce bir ahlak üzere” (Kalem:4) gönderilmiştir. Kur’an’ın ete-kemiğe bürünmüş şeklidir. Bir tevazu örneğidir. Yanında heyecanlanıp sesi titreyenlere “Ben, Mekke’de kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum” diyerek“rahat olun, heyecanlanmayın, ben de sizin gibi bir insanım” mesajı veren hak ve halk adamıdır.

Peygamber Efendimizin 23 yıllık hayatını bir bütün olarak değerlendirmek zorundayız. Önünü, arkasını ve şartlarını görmezden gelerek, herhangi bir uygulamasını cımbızla çekip onun üzerine külli kaide inşa etme yanlışına düşmemeliyiz. Rasûlüllah’ın (sav) hayatı merhalelerle doludur. Her merhalenin kendine özgü şartları ve özellikleri vardır. Hareket hattını belirlerken bu şart ve özellikleri göz önünde bulundurmuştur. “Allah hiç kimseye gücünün üstünde yük teklif etmez.”(Bakara:286; Talak:7) ayetini hayatının merkezine koyarak ümmetine sorumluluklar yüklemiştir.

Bu konunun anlaşılması için hayatından bir-iki kesit sunmak istiyorum:

İslamî tebliğin ilk dönemlerinde Mekke müşrikleri, Rasûlüllah’ı ve bağlılarını işkence metodu ile susturmaya ve İslâm Davasını  yok etmeye çalışmışlardı. Yasir ailesine işkence yapılırken hiçbir şey yapamamış ve “Ey Yasir ailesi! Sabredin Allah size cennet vaad ediyor” diyebilmişti. Çünkü bulunduğu merhale ve bu merhaledeki kuvvet ve şartlar bunu gerektiriyordu. Daha Müslümanlar yeni yapılanıyorlardı. İşin başında Mekke şirk devletinin terörü ile karşı karşıya idiler. Fide halindeki bu yeni Tevhidî hareketin devamı için ancak sabır tavsiye edilecekti. İslam davası ancak bedel ödenerek elde edilen bir davadır. Daha önceki ümmetlerin başına gelenlerin kendi ümmetinin de başına geleceği, bir takım sıkıntı, yokluk ve sarsıntı geçireceklerinin (Bakara:214) bilinci içindeydi. O anda Mekke devleti terörüne karşı koyacak güçleri yoktu.

Ama aynı Rasûl’ün (sav), Medine’de Yahudi kabilelerinden Kaynuka oğullarına yaptığı uygulama daha farklı idi. Bir Müslüman kadını bazı şeyler satmak üzere, Kaynuka oğulları pazarına gidip satacağını sattıktan sonra bir kuyumcunun dükkânına oturmuştu. Orada bulunan Yahudiler, kadının yüzünü açmak istedilerse de, kadın buna diretti. Kuyumcu, Müslüman kadının elbisesinin arka eteğini sırtına iliştirdi. Kadın ayağa kalkınca edep yeri göründü. Yahudiler gülüşmeye başladılar. Kadın feryat etti. O sırada oralarda bulunan bir Müslüman, Yahudi kuyumcunun üzerine atılıp onu öldürdü. Yahudiler de toplanıp müslümanı öldürdüler. Öldürülen müslümanın ailesi de Yahudilere karşı Müslümanlardan yardım istedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sav), Kaynuka oğullarını bir müddet kuşatma altında tuttu. Sonunda Rasûlüllah’ın kararına boyun eğdiler ve Şam’a sürgün edildiler. Çoğu orada helak oldu. (Bûtî, Fıkhu’sire, s.227)

Bir birine benzer iki olay karşısında Rasûlüllah’ın farklı iki tutum sergilediğini görmekteyiz. Mekke’de gözlerinin önünde şehid edilen Yasir (r.a) ve eşi Sümeyye’ye “Sabırlı olun, Allah size cennet vaad ediyor” diye teselli ederken, Medine’de Müslüman kadına edepsizlik yapan kuyumcuya haddini bildiren müslümanın öldürülmesi karşısında, cezaî müeyyide uyguluyor ve toptan sürgün ediyor. Çünkü artık Müslümanlar bir güç dengesi olmuşlar, haksızlık yapanlara hadlerini bildirmeye muktedir hale gelmişlerdi.

Ebu Davud’un Kitab’ül Cihad’da rivayet ettiği 2732 nolu hadiste Rasûlüllah: “Biz müşriklerden yardım almayız” buyurmaktadır. Ama aynı Rasûlüllah (s.a.s) gennçliğinde Hılful Fudul’da müşriklerle yardımlaştı ve Peygamberlik döneminde ise bu gün de yardımlaşırım dedi. Hicrete giderken bir müşrikin yol göstermesiyle Medine’ye gitti. Mekke’yi fethederken Huza oğullarına hem yardım etti hem de onlarla Mekke müşriklerine ve Beni Bekr kabilesine karşı savaştı. Taif’ten Mekke’ye giderken Mut’im b. Adiy’in himayesini kabul etti. İlk bakışta bu hareketler birbirine zıt görülmekte, fakat bunlar birer konum ve merhaledir, farklı konjonktürdür.

Bütün bu olaylardan ehli ilim şu sonuca varmıştır: “Akidede küfre düşmeden zalimlere ve zulme karşı, gerekirse müşrikten bile yardım alınabilir. Çünkü temelde hayır ve takvada yardımlaşmış oluruz.”

Bir başka örnekte yine Ebu Davud, Kitabü’l İmare’de 3057 nolu hadiste. Müşrik biri “Allah’ın Elçisi Nebimizehediye vermek ister. O da ona  “Müslüman oldun mu?” der. “Hayır”  cevabını alınca da şöyle buyurur: “Ben müşriklerin hediyesini kabul etmekten yasaklandım.

Yine aynı Rasûlüllah, Hayber’de kendisine hediye edilen pişmiş koyunu kabul etti. Hatta ondan yediğinde, Cebrail (a.s) onun zehirli olduğunu haber verdi. Yine körfezde bir belde olan Eyle Sultan’ı, Rasûlüllah’a beyaz bir katır ve cübbemsi bir elbise hediye etti, onu da kabul etti. Onlar o zaman müşrikti. (Buhari, Kitabül Hibe, Bab:28-29)

Dikkat edilirse burada da bir çelişki varmış gibi gözüküyor. Ama bu konuda gelen olay ve hadisler bir bütün olarak incelendiği zaman konuma göre, gerekirse müşrikten hediye kabul edileceği ehli ilimce sabit görülmüştür.

Sünnetin daima iyi anlaşılması için tüm ilim ehlinin ittifak ettiği şu fıkhi ölçüleri de zikredelim:

1) Rasûlüllah bir şeyi hem nehyetti ve hem de yaptıysa orada nesih olayı vardır. İslam, meşakkati kaldırmayı amaçladığı için, daha önce yasak olan şey mubah olmuştur.

2) Herhangi bir şeyin haram olup olmadığı konusunda, “Rasûlüllah bunu yaptı mı? Yoksa yapmadı mı?” diye aranmaz. Haram etti mi yoksa sustu mu? Ona bakılır. Bir şeyi kesin haram etmediyse onu kendisi yapsın veya yapmasın o mubah olur.

Demek ki üç ayrı özellikle karşı karşıyayız:

a) Zulmü ortadan kaldırmak için gerekirse müşriklerle yardımlaşırız. Hılfül Fudül, Mekke’nin fethi ve diğerlerinde göründüğü gibi.

b) İkrah/Zorlama altında ve mustaz’aflık/güçsüzlük  konumlarında kâfirlerin içinde yaşayabiliriz. Küfre düşmemek kaydıyla onlardan görev alabiliriz.

c) İslami inançlardan taviz vererek müşriklerle hiçbir anlaşma caiz değildir. İsterse Ay ve Güneş’i Dünya ile birlikte bize verseler dahi… Bu, Rasûlüllah’ın Daru’n Nedve’yi reddetme merhalesiydi.

İşte Peygamber Efendimizi günümüze taşırken ve onun hayatından “hareket fıkhı” oluştururken, Rasûlüllah’ın yaşadığı sosyal, siyasi ve ekonomik şartları göz önünde bulundurarak nasıl hareket ettiğinin iyi tespit edilmesi gerekir. Yoksa İslam’ı ideolojileştirmiş, Peygamberimizi de ideolojimize alet etmiş oluruz.Onu doğru okumazsak yanlış bir peygamber portresi ortaya koymuş oluruz. Onu doğru okuduğumuz zaman Rasulullah’ın şu gerçek profili ortaya çıkmaktadır:

O, gece âbid, gündüz mücahiddi. O, hem Allah’a karşı kulluk görevini hakkıyla yapan, hem de topluma karşı görevini yerine getiren bir peygamberdi. O, hem barış, hem rahmet, hem de kılıç/savaş peygamberiydi. Ama rahmeti kılıcına galipti. “Savaşı arzulamayın ama başınıza gelirse kanınızın son damlasına kadar savaşın. Bilin ki cennet, kılıçların gölgesindedir” (Nevevî, el-Alâkâtü’d-Devliyye, Beyrut 1974, s.48) diyerek, savaşı bir gaye değil de, başka bir seçenek kalmadığında, başvurulan en son çare olarak gören bir Peygamberdi.

O, evde iyi bir aile reisi, toplumda iyi bir cemiyet adamı, camide imam, mahkemede kadı, Mekke’de cemaat lideri, Medine’de devlet başkanıydı. Büyükle büyük, çocukla çocuktu. “Himaye kanunu” gibi cahiliyenin yasalarını İslam lehine kullanmıştı. Fertten cemaata; cemaattan devlete giderken acele etmeden, sabırla ve emin adımlarla şartları ve konjonktürü iyi değerlendirerek tedrici bir usul takip etmişti. Hayatın her kesitinde O vardı. Muhammedî bir yaşam için, hayatımızın her diliminde O olmalıdır. O’nsuz hayat, nursuz hayattır. O’nun verdiği hükmün geçerlilik kazanmadığı bir hayat hüsrandır.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.