
Egemen güçlerin varlıklarını sürdürme ve toplumsal rıza üretme arayışı, tarih boyunca bilginin ve bilgiyi üreten sınıfın siyasallaştırılmasıyla seyretti. Erken dönem İslam toplumlarında devlet otoritesine karşı mesafe koyan, adalet ilkesini siyasi ikbalin üstünde tutan bağımsız “ulema” modelinden; modern dönemde ulus-devletlerin hedefleri doğrultusunda bilgiyi tekelleştiren ve iktidar güdümlü hareket eden “akademisyen-aydın” profiline geçiş, meşruiyet krizlerinin siyasal niteliğini gözler önüne seriyor.
Tarihsel süreçte siyasi iktidarlar, toplumsal tabanda kabul görmek, muhalefeti bastırmak ve beka sorunlarını çözmek amacıyla sürekli bilgiye ve bilgiyi üreten sınıflara ihtiyaç duymuştur. Edward Said’in “Entelektüel, iktidara hakikati söyleyebilendir” ilkesinden yola çıkıldığında, geleneksel ulema ile modern dönem aydın-entelektüel kadroların siyasi erkle kurduğu ilişki arasındaki niteliksel makas belirginleşmektedir.
Siyasi Vesayete Direnen Tarihsel Duruş: Geleneksel Ulema
İslam tarihinin erken dönemlerinde Emevi ve Abbasi iktidarlarının siyasi meşruiyet devşirme ve devleti kutsama çabalarına karşı direnç gösteren müstakil ulema sınıfı, bağımsızlığını korumayı temel varlık sebebi saymıştır. İktidarın sunduğu cazip makamları ve mali imkânları reddeden bu ulema, devletin adil olmayan uygulamalarına karşı ciddi bir siyasi ve fıkhi muhalefet hattı örmüştür.
Modern Siyasal İlahiyat ve Akademik Bilgi Tekeli
Günümüzde ulus-devlet yapılarının ve seküler iktidarların kurulmasıyla birlikte siyasi meşruiyet arayışının yöntemi değişse de hedeflenen amaç aynı kalmıştır. Michel Foucault’nun bilgi ile iktidarın karşılıklı bir mekanizmayla birleştiği tespiti ve Carl Schmitt’in modern siyasal kavramların dünyevileştirilmiş teolojik kavramlar olduğuna dair kuramı, günümüz akademi-siyaset ilişkisini net bir şekilde açıklamaktadır. Modern devletler, Tanrı’nın “Kadir-i Mutlak” sıfatını devlet egemenliğine uyarlayarak siyasal yapılara ilahi bir dokunulmazlık giydirmektedir.
Bu siyasal dönüşümü sağlamak adına modern iktidarlar, üniversiteler ve medya aracılığıyla bilgiyi kurumsallaştırıp tekelleştirmektedir. Takip edilebilir ve denetlenebilir akademik bilgi meşru sayılırken; devlet denetimi dışındaki geleneksel bilgi ve alaylı ulema “korsan” ya da “gayrimeşru” ilan edilerek marjinalleştirilmektedir.
Sonuç olarak; otuz yılı aşkın süredir tırmanan gelenek eleştirileri ve dini kavramların içinin boşaltılması gayretleri, akademik bilginin iktidarla kurduğu organik ittifakla doğrudan bağlantılıdır. Geleneksel alimlerin adalet, merhamet ve zulme rıza göstermeme gibi kitabi ilkeler üzerinden inşa ettiği bağımsız siyasi duruş; modern dönemde yerini, iktidarın beka kaygılarına ve ideolojik kurgularına hizmet eden seküler ve ısmarlama teolojik söylemlere bırakmıştır. Üniversitelerin yaygınlaştırılması ve bilginin tekelleştirilmesi hamlesi, sadece ilmi bir gelişim değil; iktidara muhalif olabilecek kontrol dışı bilgi odaklarını elimine etmeyi amaçlayan stratejik ve siyasal bir tercihtir.
BAŞÖRTÜSÜNDEN KORKAN ÖZGÜRLÜK, GERÇEKTEN ÖZGÜR MÜ? İsrail, Gazze'deki ateşkese rağmen saldırılarını sürdürüyor… Batı Şeria'da yerleşimci…
İSLAMİ SOHBET "Tesettür ve Ahlak" İSLAMİ HABER "MİRAT" MİRATYOUTUBE
İstanbul 2 No’lu Barosu’nda Rıza Saka’nın Seçim Başarısı Tekbirlerle Kutlandı İslami çevrelerin çoğunlukta olduğu hukukçuların…
SERVET BİRİKİMİ VE FAİZ DÜZENİ KARŞISINDA EBÛ ZER’İN MİRASI Prof. Ali Seyyar, Necmettin Şahinler’in Mirat…
MODİ HÜKÜMETİNE KARŞI "HAMAM BÖCEKLERİ" İSYANI Yeni Delhi – Hindistan’da Başbakan Narendra Modi iktidarının seçim…
İstanbul’daki bir yuvaya bir haftada 14 bebeğin bırakıldığı haberi, aileyi yeniden gündeme taşıdı. 7 Günde…