Gündem

İmam-ı Gazzâlî

İmam-ı Gazzâlî Kimdir?

İmam-ı Gazzâlî (tam adı: Ebû Hâmid Muhammed bin Muhammed el-Gazzâlî), 1058 yılında Horasan’ın Tûs şehrinde doğmuş, 19 Aralık 1111 tarihinde aynı şehirde vefat etmiş büyük bir İslam âlimi, mutasavvıf, kelamcı ve filozoftur. “Hüccetü’l-İslâm” (İslam’ın Delili) unvanıyla anılan Gazzâlî, Şâfiî mezhebine mensup, Eş’arî itikadını benimseyen bir Sünnî düşünürdür. Ortaçağ’da Batı’da “Algazel” adıyla tanınmış, fıkıh, kelâm, felsefe ve tasavvuf alanlarında derin izler bırakmıştır.

Gençliğinde Tûs, Cürcân ve Nişâbur’da eğitim aldı. Hocası İmâmü’l-Harameyn el-Cüveynî’den büyük ölçüde etkilendi. 1091’de Büyük Selçuklu veziri Nizâmülmülk tarafından Bağdat Nizâmiye Medresesi’ne başmüderris tayin edildi. Burada yüzlerce talebe yetiştirdi, ancak 1095’te ağır bir manevi bunalım geçirerek görevini bıraktı ve uzlete çekildi.

En meşhur eseri **İhyâu Ulûmi’d-Dîn** (Din İlimlerinin İhyası), İslam ahlakı ve tasavvufunun temel kaynaklarından biridir. Diğer önemli eserleri arasında *Tehâfütü’l-Felâsife* (Filozofların Tutarsızlığı), *Kimya-yı Saâdet* ve *el-Munkız mine’d-Dalâl* (Dalâletten Kurtuluş) sayılabilir. Gazzâlî, felsefeyi eleştirerek İslam’ı savunmuş, tasavvufu Ehl-i Sünnet çizgisine oturtmuş ve din ilimlerini yeniden canlandırmıştır.

Hakikat Arayışının Fırtınasında: Gazzâlî’nin İslami Mücadelesi

Horasan’ın tozlu yollarında, Tûs’un скром bir kasabasında, 1058 yılının baharında dünyaya geldi o çocuk. Babası yün eğiricisiydi; adı gibi Gazzâlî, iplik gibi ince, ama çelik gibi sağlam bir ruh taşıyordu. Fakirlik içinde büyüdü, ama ilim aşkı erken yaşta kalbine yerleşti. Kardeşi Ahmed ile birlikte medreselere koştu; Tus’ta, Cürcan’da, Nişabur’da hocadan hocaya dolaştı. İmâmü’l-Harameyn el-Cüveynî’nin dizinin dibinde kelâmı, fıkhı, mantığı yuttu. Genç yaşta öyle bir zekâ parladı ki, hocaları “Bu çocuk bir okyanus, içinde boğulunur” dedi.

Selçuklu sarayının kapıları açıldı önünde. Vezir Nizâmülmülk, bu genç dâhiyi gördü ve Bağdat’ın en prestijli kürsüsü Nizâmiye Medresesi’ni emanet etti. 1091 yılıydı; Gazzâlî daha otuzlu yaşlarındaydı. Yüzlerce talebe etrafını sardı. Dersleri kalabalık, tartışmaları ateşliydi. Filozofların kitaplarını okudu, Yunan felsefesini didik didik etti. Avicenna ve Farabi’nin fikirlerini inceledi, ama içindeki fırtına dinmiyordu. “Bu ilim beni Allah’a yaklaştırıyor mu?” diye soruyordu geceleri kendine.

1095’te ansızın bir fırtına koptu ruhunda. Konuşamaz oldu, yemek boğazından geçmez hale geldi. Şöhret, makam, talebelerin alkışı… Hepsi boş geliyordu. “Ben ilmi dünya için mi öğreniyorum, yoksa Allah için mi?” Bu soru, onu yatağa mahkûm etti. Doktorlar çare bulamadı; çare kalbindeydi. Bir gece karar verdi: Her şeyi bırakıp yola çıktı. Bağdat’ı, medreseyi, şöhreti terk etti. Hac bahanesiyle Şam’a, oradan Kudüs’e, sonra Mekke’ye gitti. Yıllarca uzlette kaldı; camilerde, zaviyelerde ibadetle, zikirle doldu.

Bu inziva, onun dönüşümüydü. Filozoflara karşı kalemiyle savaştı: *Tehâfütü’l-Felâsife* ile onların tutarsızlıklarını ortaya döktü. Bâtınîlere, Mu’tezile’ye reddiyeler yazdı. Ama asıl mücadelesi, İslam’ın unutulmuş ruhunu diriltmekti. Tasavvufu Ehl-i Sünnet yoluna soktu; “Hakikat ilimle değil, hal ile yaşanır” dedi. Yıllar süren bu arayışın meyvesi, ölümsüz eseri **İhyâu Ulûmi’d-Dîn** oldu. Dört ciltlik bu başyapıt, ibadetlerden ahlaka, nefis terbiyesinden kalbin hastalıklarına kadar her şeyi kapsıyordu. “Din ilimleri öldü, ben onları dirilteceğim” demişti; gerçekten diriltti.

1106’da, ısrarlar üzerine Nişabur’a döndü, kısa süre ders verdi. Sonra yine Tûs’a çekildi; bir tekke kurdu, müritlerle basit bir hayat sürdü. 1111’de, elli üç yaşında, doğduğu topraklarda ruhunu Rahman’a teslim etti.

Gazzâlî’nin mücadelesi, bir adamın iç savaşından doğan bir zaferdi. Felsefenin soğuk aklına karşı kalbin sıcak nurunu koydu. Şöhretin cazibesine karşı tevazuyu seçti. İslam dünyası karmaşadayken, o bir fener oldu: Hem aklı tatmin etti, hem kalbi aydınlattı. Bugün hâlâ okunan eserleri, onun zaferinin sessiz tanıklarıdır.

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

Recent Posts

  • Gündem

Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı

Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…

18 dakika ago
  • Makale

250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE

250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…

1 saat ago
  • Gündem

ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2)

ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2) 3. TOPLUM…

1 saat ago
  • Gündem

Gençler Arasında Sessiz Tehlike: Apateizm

Gençler Arasında Sessiz Tehlike: "Apateizm" Akımı Yayılıyor! Eğitimci ve yazar Dilek Temirhan, son dönemde gençler…

3 saat ago
  • Gündem

KURBAN İBADETİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?

KURBAN İBADETİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ? Soru 5: Kurban için bütçemizi zorlamalı mıyız? Nasıl kurban kesmeliyiz? İslâm…

3 saat ago
  • Gündem

Aile Çökerse Nüfus Dibe Vurur, Ülke Uçuruma Sürüklenir

Aile çökerse nüfus dibe vurur, ülke uçuruma sürüklenir… İngiltere’nin parlak entelektüellerinden John Berger, 1978 yılında…

4 saat ago