İRAN, ABD’NİN 45 GÜNLÜK ATEŞKES TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİ
ABD merkezli Axios tarafından diplomatik kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, İran ABD/İsrail savaşını sonlandırmak amacıyla çok katmanlı bir diplomasi süreci yürütülüyor. Masadaki çerçeve, iki aşamalı bir yol haritasına dayanıyor: ilk aşamada 45 günlük bir ateşkesin devreye girmesi, ikinci aşamada ise bu süre zarfında kalıcı ve kapsamlı bir anlaşmanın müzakere edilmesi öngörülüyor. Bu model, savaşı kısa vadede dondurmayı, uzun vadede ise tamamen sona erdirmeyi amaçlayan bir denge arayışını yansıtıyor.
Ancak sahadan ve diplomatik kanallardan gelen değerlendirmeler, taraflar arasındaki güven sorununun derinliğini ortaya koyuyor. Kaynaklar, önümüzdeki 48 saat içinde bir anlaşmaya varılma ihtimalinin düşük olduğunu belirtirken, yürütülen girişimlerin çatışmanın daha geniş bir bölgesel krize dönüşmesini engellemek adına “son fırsat” niteliği taşıdığını vurguluyor. Bu süreçte Türkiye, Mısır ve Pakistan gibi bölgesel aktörler arabulucu rolü üstleniyor; diplomatik temaslar ise büyük ölçüde dolaylı iletişim kanalları üzerinden ilerliyor.
Görüşmelerin merkezinde, Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi arasında sürdürülen mesajlaşma trafiği yer alıyor. Bu dolaylı diplomasi, tarafların doğrudan müzakere masasına oturmakta isteksiz davrandığını, buna karşın iletişim kanallarını tamamen kapatmaktan kaçındığını gösteriyor. Aynı zamanda bu durum, müzakerelerin kırılgan doğasını ve her an kesintiye uğrayabilecek bir zeminde ilerlediğini de ortaya koyuyor.
Askerî boyut ise diplomatik sürecin üzerinde belirgin bir baskı unsuru oluşturuyor. ABD ve İsrail’in İran’ın enerji altyapısını hedef alabilecek kapsamlı bir operasyon planını hazır tuttuğu yönündeki iddialar, müzakerelerin yalnızca diplomatik bir çerçevede ilerlemediğini, aynı zamanda güç dengesi üzerinden şekillendiğini gösteriyor. Bu bağlamda Donald Trump yönetiminin Tahran’a tanıdığı süreyi 8 Nisan’a kadar uzatması, diplomasiye alan açma ile baskıyı artırma stratejisinin birlikte yürütüldüğüne işaret ediyor.
İran açısından bakıldığında, geçici bir ateşkes önerisi stratejik açıdan yeterli görülmüyor. Tahran yönetimi, özellikle Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum meselesini müzakerelerin merkezinde tutarak, bu unsurları temel pazarlık kozları olarak değerlendiriyor. Bu nedenle yalnızca belirli bir süreyle sınırlı ateşkes karşılığında bu avantajlardan vazgeçilmesi beklenmiyor. İran’ın yaklaşımı, kısa vadeli bir duraksama yerine uzun vadeli güvenlik garantileri içeren bir düzenleme arayışına işaret ediyor.
Sonuç olarak ortaya çıkan tablo, tarafların aynı süreci farklı hedeflerle değerlendirdiğini gösteriyor. Washington yönetimi gerilimi kontrollü biçimde düşürerek kapsamlı bir anlaşmaya zemin hazırlamayı amaçlarken, Tahran daha kalıcı ve bağlayıcı güvenceler elde etmeye odaklanıyor. Bu karşıt öncelikler, diplomatik temasların sürmesine rağmen somut bir uzlaşmaya ulaşılmasını zorlaştırıyor. Sürecin geleceği hem sahadaki askerî gelişmelere hem de arabulucuların taraflar arasındaki mesafeyi ne ölçüde daraltabileceğine bağlı olarak şekillenecek.