İskilipli Atıf Hoca İçin İade-i İtibar Olarak Celladın İtirafı Yeterlidir!

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş yıllarında “hukuk” ve “mahkeme” kavramlarını lekeleyen, evrensel hukuk ilkelerine aykırı şekilde kurulan ve yetkilendirilen İstiklal Mahkemeleri tarafından, uydurma gerekçelerle idam edilen İskilipli Atıf Hoca üzerindeki “vatan hainliği” yaftası, günümüzde hâlâ tartışılmaktadır. Malum zihniyetin bugünkü uzantıları; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atıf Hoca’ya sahip çıkmasını eleştirerek, “Madem onun mazlumiyetine inanılıyor, neden Meclis’ten iade-i itibar kararı çıkarılmıyor?” şeklinde yaklaşımlar sergilemektedir. Bu tartışmalar, Atıf Hoca’nın İskilip’teki kabri başında her yıl devlet ricalinin de katılımıyla düzenlenen anma törenleri vesilesiyle gündemdeki yerini korumaktadır.
Halbuki Atıf Hoca’yı haksız ve hukuksuz yere idam eden aynı zihniyet, 26 Temmuz 1938 tarihli ve 3961 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3527 sayılı Af Kanunu ile aslında bir vicdan muhasebesi yapmıştır. İlgili kanunun birinci maddesinde yer alan: “İstiklal Mahkemeleri kararı ile mahkûm edilmiş olanlar affedilmiştir. Bu af, infaz edilmemiş cezalarla mahkûmiyetleri infaz olunanlar hakkında bütün hukuki ve fer’i sonuçları kapsar.” ifadesi, o dönemki iktidarın duyduğu vicdani rahatsızlığın açık bir tezahürüdür.
Yüksek bir zekâya sahip bir mütefekkir ve müderris olan Atıf Hoca, benzer zihniyete sahip muhaliflere gözdağı vermek amacıyla siyaseten kurban edilmiştir. Onu haksız yere idam edenlerin, daha sonra bizzat kendi elleriyle bu af yasasını çıkarmış olmaları; sebep oldukları mağduriyetin ve altına imza attıkları hukuksuzluğun en açık delilidir.
Bugün Atıf Hoca’nın haksızlığa uğradığını savunanların bir kısmı, meselenin bir “af yasası” ile geçiştirilemeyeceğini, TBMM tarafından özel bir “iade-i itibar” yasası çıkarılması gerektiğini talep etmektedirler. Meclis böyle bir karar alır mı bilemem; ancak Atıf Hoca’yı ölüme gönderen kadroların çıkardığı o af kanunu, aslında zımnen yapılmış bir iade-i itibar itirafıdır. Bu sebeple, böylesine sarih bir itirafın olduğu yerde, yeniden bir “itibar iadesinden” bahsetmek anlamsız kalmaktadır.
İşte bu yüzden bu düşüncede ki dostlara demem odur ki; İskilipli Atıf Hoca üzerinden yürütülen “iade-i itibar” tartışmaları, aslında 1938 yılında bizzat cellatları tarafından çıkarılan Af Kanunu ile çoktan neticelenmiştir. Zira infaz edilmiş bir idam kararı için çıkarılan af, hukuki bir lütuftan ziyade, suçsuzluğun zımnen itirafıdır.
FEHMİ YAĞLI