
Arapça bir kelime olan “Cumhur” kavramı sözlükte “herhangi bir şeyin en büyük kısmı, bir topluluğun çoğunluğu veya önde gelenleri” anlamına gelir. Kelimenin terim anlamı da sözlük anlamından farklı olmayıp kaynak eserlerde “cumhûrü’l-ulemâ” (âlimlerin çoğunluğu), “cumhûrü’l-müfessirîn” (tefsir âlimlerinin çoğunluğu), “cumhûrü’l-hukemâ” (filozofların çoğunluğu), “cumhûrü’l-fukahâ” (fakihlerin çoğunluğu) şeklinde geçer.
Müslümanların modernleşmenin getirdiği yeni siyasi sistem arayışlarında cumhuriyete yükledikleri anlamın, ne sözlük ne de ıstılahi olarak benzerliği yoktur. Müslümanların zihninde yaklaşık yüzelli yıldır süren yeni düzen arayışının getirdiği düşünsel kırılmalar birçok kavramı asli hüviyetinden uzaklaştırarak yeni ve bambaşka anlamlar yüklenmesine neden oldu.
Modern anlamda siyasi sistem olarak cumhuriyetin anlamı, “Halkın hâkimiyet iddiasını” ifade eder. İleri sürülen bu iddia, yönetim üzerinde Allah’ın ve Resulünün siyasi, iktisadi, hukuki ve içtimai bütün müdahalelerini dışarıda tutar, yok sayar, hasım olarak görür.
İslamcı cenahın, modernleşme sürecinde meşruluk kazandırmaya çalıştığı birçok mesele içerisinde demokrasi ve cumhuriyette vardır ve İslamcılar bu meşruiyet arayışlarını günümüzde de sürdürmektedir.
İslam’ın itikadi, fıkhi, kelami ve öngördüğü içtimai kurguda, “halkın egemenliği” adında bir kavram ve kabul yoktur, olması da mümkün değildir. “Halkın egemenliği” “Hakkın egemenliği” demek değildir. Müslümanlar için halkın değil, Hakkın egemen olması önemlidir.
Müslümanların geleneksel siyasi sistemlerinin dışında modern siyasi sistem olarak ilk tecrübeleri meşrutiyet olmuştur. Meşrutiyet sistemine “Meşveret” kavramıyla şer’i bir kılıf uydurmaya çalışan İslamcı cenah, demokrasi ve cumhuriyete de “Şura” kavramıyla şer’i bir meşruiyet sağlamaya çalışmıştır. Oysa bunun mümkün olmadığını, böyle zorlama yorumlar yapanların kendileri de bilmektedir.
İşin daha vahim yönü ise, Allah’ın hudutlarını çiğneyen, Resulünün devlet idaresindeki sünnetini gerici – geçmişte kalmış – çağamızda artık bir işe yaramaz ve geçersizdir diyerek reddeden meclisleri “Şura” kavramıyla tanımlamaya çalışmaktır. Bu zorlama yorumları yaparken de, Allah’ın kitabından, Resulün sünnetinden deliller bulmaya çalışmak çok yanıltıcı ve sakıncalı davranışlardır.
Cumhuriyet ve demokrasilerde, yasama organı olan meclisler içinde, Müslümanlık iddiasında bulunanlar olduğu gibi, dinsiz imansızlar, Allah peygamber düşmanları da bulunmaktadır. Oysa Müslümanların “Şurasında” sade Allah’a ve ahiret gününe iman eden, salih amellerde bulunan, Resulullahın sünnetine sarılanlar bulunabilir.
Batıl birer siyasi idare biçimi olan cumhuriyet ve demokrasiyi İslamileştirmeye çalışmak telafisi imkânsız hatalara yol açacaktır ki, geldiğimiz zaman diliminde bunun acı meyvelerini yemekteyiz…
Şurasını unutmayalım: “Neye layık isek öyle idare olunuruz.”
YAKUP DÖĞER
NOT: “Bu makalede ifade edilen görüşler, yazarın kendisine aittir. İfade edilen görüşler Mirat Haber’in kurumsal görüşlerini yansıtmayabilir.”
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
Demokrasi mi, İslam Nizamı mı?
https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/23391/
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu