
Bismillah… Rabbimize hamd eder, kulu ve elçisi Hz. Muhammed’e kalbî ihtiramlarımı ve bağlılığımı arz ederim.
Demokrasinin pek çok tanımı yapılır. Ama biz entelektüel tartışmaları geçelim ve öze gelelim.
İslâm-demokrasi ilişkisini açıklayabilmek için İslâm açısından demokrasiyi dört ana başlıkta incelememiz gerekmektedir:
1. Halkın yöneticilerini seçim yoluyla seçebilmesi,
2. Seçilecek insanların sahip olması gereken vasıflar,
3. Seçileceklerin halkı hangi temel esaslara ve yasalara göre yönetecekleri,
4. Seçileceklerin ne sürede iktidarda kalacakları.
Bu dört konuya açıklık getirdiğimizde niçin taraftar veya karşı olmamız gerektiğini kavradığımız gibi ne olmamız gerektiğini de idrak etmiş oluruz.
Demokrasi “halkın yöneticilerini seçim yoluyla seçebilmesi” ise İslâm demokrasiyle örtüşür. Çünkü Kur’ân ve Sünnet’in getirdiği şûra ilkesi seçimi gerekli kılar. (Âl-i İmrân 159; Şûrâ 38) Yaşadığımız iletişim ve ulaşım şartlarında şûra ilkesi ancak seçim ilkesi olarak algılanabilir. Bunda hiç şüphe yoktur. Ama demokrasi bundan ibaret değildir.
Tarihî dönemlerde toplumları peygamberler ve onların seçtikleri kişiler yönetirdi. (örnek olarak bk. Bakara 246) Ama Aziz Peygamberimiz Allah’ın son elçisi ve tebliğ ettiği Kur’ân son ilahî yasalar bütünü olduğu için İslâm’da yöneticilerin seçimi ilkelere bağlanmıştır.
Rabbimiz yönetim konusunda hiçbir kişiye, aileye, ırka ve kavme ayrıcalık tanımamıştır. Peygamberimiz de kendi ailesi dâhil hiçbir şahıs veya topluluğa imtiyaz vermemiş ve kendisinden sonrası için vasiyette de bulunmamıştır. Çok özet olarak değinirsek yöneticilerin seçimi adalet ve şûra yöntemiyle iman, salih amel ve liyakat ölçülerine bağlanmıştır.
Aldıkları vahiy ölçülerine göre yöneten Hz. Davud ve Hz. Süleyman peygamber örnekleri gibi tarihte kalmış uygulamalar bizi bağlayıcı değildir. Babadan sonra oğlun da seçilmesi hâli müstesna, İslâm krallık, padişahlık ve sultanlık sistemlerine kapalıdır, diyebiliriz.
Demokratik ülkelerde ve ülkemizde seçilecekler için vasıflar belirlenmiştir. Kimlerin seçime katılamayacakları açıklanmıştır. Bu konu Kur’ân ve Sünnet’te daha ayrıntılı ve halk yararına olacak şekilde düzenlenmiştir.
Seçilmek üzere seçime katılacak kişiler genç, yaşlı, kadın veya erkek olabilir. Ama onların aşağıda açıklanacak Tevbe sûresinin 71. âyetindeki dört vasıf/şart ile Nisâ sûresinin 58. âyetindeki liyakat şartını taşımaları gerekir. Biz, Tevbe sûresinin 71. âyetinin seçilme için gerekli ve yeterli şartları içerdiği kanaatindeyiz. Şimdi bu âyetin anlamını sunarak içerdiği vasıfları görelim:
“Mümin erkekler ve kadınlar birbirlerinin evliyasıdır: Onlar birbirlerini temsil edebilir ve birbirleri adına tasarrufta bulunabilirler. Onlar mâruf olanı emredip gerçekleştirmeye çalışırlar, münkerden de (güçleri ölçüsünde sözlü ve fiilî olarak) sakındırırlar. Namazı birliktelik içinde kılar ve zekâtı verirler. (Hayatı düzenleyici emirleri ve yasaklarında) Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. Onlar Allah’ın kendilerini merhametiyle kuşatacağı insanlardır. Hiç şüphesiz Allah karşı konulamayacak güç sahibidir ve neylerse güzel eyleyendir.”
a. Mümin Olmak
Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’inin Tevbe sûresinin anlamı verilen 71. âyetinde mümin erkek ve kadınların birbirlerinin evliyası olduğunu açıklamaktadır. Tekili veli olan evliya, velayetten gelir. Birçok benzeri âyetin yanı sıra (Mâide 51, 57), özellikle de bu âyette (Tevbe 71) müminlerin kendilerini hukuken temsil ve tasarruf edebilir olma hakkını yalnızca mümin olan erkeklere ve kadınlara verebilecekleri açıklanmaktadır. Bir diğer anlatımla mümin erkekler mümin kadınların, mümin kadınlar da mümin erkeklerin velisi olabilir. Bu anlamda veliliği gerçekleştirmemenin yeryüzünde ağır zulümlere ve bozulmalara sebep olacağı da Kur’anî bildiriler arasındadır (Enfâl 73). Mümin olma şartı son derece önemlidir. Birbirlerini seçme ve seçilmede veli olacak müminlerin aşağıda açıklanacak üç vasfa da sahip olması gerekir.
Batı demokrasilerinde de ülkenin vatandaşı olmak ve ağır cezayı gerektiren suç işlemiş olmamak gibi benzeri şartlar getirilmektedir.
b. Mâruf’a Çağırıcı ve Münker’den Sakındırıcı Olmak
İslâm dininin, olgun aklın ve ilmin gereği olan “mâruf”a çağırıcı ve mârufun zıddı olan “münker”den sakındırıcı olabilecek konumda olmak. Bu şart ana hatlarıyla sağlıklı olmayı, İslâm’ı bilmeyi ve genel kültürle donanımlı olmayı gerektirmektedir; demokrasilerin en büyük zaafı olan deist ve eşcinsel tipler gibi inançsız ve erdemsiz insanların seçilmesini engelleyici nitelikte oluşudur.
c. Namaz Kılar ve Şartları Gerçekleştiğinde Zekât Verici Olmak
Namazla, hak ve şartları gerçekleştiğinde zekâtla, halk ile bağlantılı olmayan kişiler topluma yönetici olamaz.
d. Allah’ın Emirleri ve Yasaklarına İtaati Benimsemek
Bunun anlamı da İslâmî emirleri ve yasakları uygulayıcı olmaktır. Daha açık bir anlatımla bu vasıf, doğru ve adil olmak gibi ilahî emirleri uygulayıcı ve faiz ve zina gibi haramlardan kaçıcı olmayı gerektirir. Emirleri ve yasakları alenen çiğneyen fâsıklar yönetime talip olamazlar. Allah’ın başarı vaadi yalnızca imanlı ve salih amellileredir. (Nûr 55)
e. Yönetime Liyakatli Olmak
Yukarıda açıklanan dört şart liyakati içeriyorsa da Nisâ 58’de “Şüphesiz Allah size emanetleri ehil/liyakatli olanlarınıza vermenizi emreder. İnsanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hüküm vermenizi de emreder…” buyrularak liyakate özel vurgu yapıldığı için biz de zikretme gereğini duyduk.
Bu beş özelliğe sahip olanlara, talep etmeleri hâlinde adalet gösterilmeli; yani adayların şartları doğru olarak belirlenmeli ve eşit koşullar içinde seçime katılabilmeleri sağlanmalıdır. Nisâ 58’deki toplumsal görevler olan emanetlerin liyakatlilere verilmesi akabinde gelen “insanlar arasında hükmettiğinizde adaletli olmanızın” anlamı budur.
İslâm ile demokrasi arasındaki en önemli fark budur. Batı demokrasilerinde seçilenler halkın, daha çok da paralı organize güçlerin talepleri doğrultusunda oluşturacakları yasalara göre yönetirler. Bu yasalar genelde halkın aleyhine ve şimdilerde olduğu gibi hükümetleri de yönlendiren uluslararası güç odakları lehine olmaktadır.
İslâm’da ise yönetici temel esasların ve yasaların vazıı Allah’tır ve O’nun Elçisi’dir. Bu sebeple İslâmî düzen halkın sömürülmesini engelleyici, hukukî ve sosyal adaleti sağlayıcı ve halkın maddî ve mânevî sağlığını koruyucudur. Örneğin eğitim maddeci temeller üzerinde kurulamayacağı gibi ferdî mülkiyet kaldırılamaz ve faiz meşrulaştırılamaz. Eşcinselliğe özgürlük verilemez, işgal ve sömürü amaçlı savaş açılamaz ve ittifaklar oluşturulamaz. Aşağıda küçük bir örneğini sunacağımız Kur’ân ve Sünnet’e dayalı yapıya hiçbir şekilde dokunulamaz.
Hiç şüphemiz yok ki Kur’ân ve Sünnet’in çerçevelediği alanın dışındaki yönetim alanları, yetkili kurullar tarafından oluşturulacak yasalar ve yönetmeliklere göre düzenlenebilir.
Ortada bu temel fark varken “İslâm demokrasiyi onaylar” demek azim hatadır. Bu bölümü teberrüken mevzuumuzla ilgili bir âyetle bitirelim:
“Ey iman edenler! Allah’ın yasalarına yürekten itaat edin. Allah’ın Elçisi Muhammed’e ve sizin gibi İslâmî çizgi üzerinde olan yöneticilere de itaat edin. Yöneticilerle ayrılığa düştüğünüzde ihtilaf konusunu Allah’ın ve Elçisi’nin koyduğu ölçülere göre çözümleyin. Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman ediyorsanız yapmanız gereken budur. Çünkü bu tür bir yöntem daha hayırlı ve sonuçları bakımından daha güzeldir.” (Nisâ 59)
Seçilecek yöneticilerin hayat boyu yönetimde kalacakları şeklinde bir kural yoktur. Tarihî dönemlerde yönetimler, güce dayalı olarak zulmen ele geçirilmekte ve babadan oğula intikal yöntemiyle sürdürülmekteydi. Bu sebeple zalimleşen yönetimlere karşı başkaldırılıp kaldırılmayacağı hususu tartışma konusu olmuştu. Müslümanları bağlayacak tek husus akitlere bağlılık, yani önceden belirlenecek şartlara, sözleşmelere ve yasalara bağlılıktır. Seçilecek kişiler belirlenen sürede yönetirler. Süre sonunda seçimlere gidilir.
Yukarıda açıklanan dört kural ışığında bakıldığında günümüzde İslâm adına çıkmış/çıkarılmış krallık, sultanlık ve emirliklerin sergilediği zulüm ve istibdadın, hatta diyanet, cemaat ve tarikat türü yapılanmaların İslâmî meşruiyeti yoktur.
İdeal çizgiye gelinceye kadar verimli bir merhale olacağından Batı tipi demokrasiler, İslâm dünyasında görülen krallıklara, emirliklere ve meşruiyetleri kendilerinden menkul silahlı güçlere müreccahtır. Bu bilindiği için Batı, Cezayir’de, Filistin’de, Mısır’da ve Türkiye’de seçim sonuçlarını içine sindirememiştir. Darbeler tezgâhlamıştır.
Not: Bu konuda birçok makalemiz olduğu için ayrıntılara inmedik. Makalemizde itiraz edilebilecek noktalar olabilir. Saygılı bir dille yapılabilecek ilmî eleştiriler makbulümüzdür ve bekliyoruz.
YENİDEN DOĞUŞUN EŞİĞİNDE: SAİD HALİM PAŞA İLE ZİHİNSEL KÖKLERE DÖNÜŞ Osmanlı Devleti’nin son demlerinde, Batı…
Gazze’de Gönüllü Doktorluk Yapan Adam Hamawy, ABD Kongresine Seçildi Gazze’de yaralıları tedavi eden Adam Hamawy,…
SEYYİD KUTUB'U KİM SEVMEZ! Nureddin Yıldız, Seyyid Kutub’un eserlerini yasaklamak isteyenlere tepki gösterdi: “Mısır firavunlarının…
BİZ ÖYLE BİR İLAHA İMAN ETTİK Kİ! Biz öyle bir İlaha iman etti ki; O’ndan…
CİNSEL ÖZGÜRLÜK MÜ, BEDENSEL TAHRİBAT MI? Cinsel özgürlük söylemi altında normalleştirilen bazı davranışlar, insan sağlığı…
ÇOCUĞUN SALTANATI Haftanın konuşulan konularından biri, özel ders veren bir öğretmenin öğrencisine karşı sergilediği tavırdı.…