
İslamcılık, modern dönemin getirdiği yıkıcı sarsıntılar ve derin travmalar içinde doğan yakıcı bir dertten neşet etmiştir. Müslüman toplumlarda çöken devletler, ilga edilen hilafet müessesesi, parçalanan coğrafya ve yok edilmeye çalışılan İslami kimlik, tarihin en ağır krizlerinden birini doğurmuştur. İslamcı akım, bir yandan Batılı boyunduruktan kurtulup bağımsızlığı yeniden kazanmak, diğer yandan ise hakkı hatırlatma sorumluluğuyla insanlığa başka bir algı ve yaşam tarzı teklif etmek gibi ağır bir yükümlülük üstlenmiştir. Kaybedilen gücün getirdiği bu travmatik şartlarda İslamcılık, hem kendisini yakan hem de etrafını aydınlatıp ısıtan sahici bir ateş olarak küresel ölçekte varlık göstermiştir.
İlahi düzenin egemen olduğu kâinat, kendi içinde çelişkisiz ve uyumlu bir işleyişe sahiptir. İnsanın halifelik sorumluluğu ise kendi iradesine bırakılan beşeri hayatı bu ilahi nizama uyumlu hale getirmektir. Ancak modern dönemde insanlık, yaratıcısıyla olan hakikat bağını kopararak hevâsını ilah edinmiş; kendi yanından ürettiği seküler bilgi ve pratiklerle yeryüzünde fesadı yaygınlaştırmıştır.
İslamcılığın özü, beşeri hayatın tüm boyutlarını vahyi referanslara göre yeniden tanzim etmek ve bozulan bu kozmik dengeyi kurmaktı. Dolayısıyla İslamcılık; modern döneme, onun getirdiği seküler ilkeler ile tahrip edici pratiklere karşı köklü bir başkaldırı niteliği taşımaktaydı. Temel tezi ise Kuran ve sünnete yeniden dönmek, varlık âlemindeki ilahi denge ile insan hayatını uyumlaştırmaktı. Müslüman coğrafyadaki kurtuluş mücadelelerine rehberlik eden bu sahih hat, İslam düşüncesinin en önemli birikimi olarak tarihe geçmiştir.
Günümüzde ise post-modern anlayışın etkisiyle İslamcılığın zihinsel bir kırılma yaşadığı görülmektedir. Modern dönemdeki “öteki” bilincini ve metodolojik birikimini yitiren yeni dönem İslamcısı, rasyonalizmi ve hümanist değerleri benimseyerek farkında olmadan dönüştüğü bir sürece girmiştir. Aklı tek otorite kılan ve Kuran’ı tarihselleştiren bu yaklaşım, dinin ilahi özünü teolojik tartışmalara ve bireysel vicdana hapsetmiştir.
Beşeri alandaki sorumluluğunu unutan ve kendi literatürüne yabancılaşan bu anlayış, adeta bir “ruhbanlaşma” yaşamıştır. İtiraz edeceği zemini ve karşı çıkacağı ilkesel odağı kaybeden post-modern İslamcı, kaçınılmaz olarak sekülerleşmiş ve bireyselleşmiştir. Kendi medeniyet değerlerinden koparak sistemin araçlarıyla düşünmeye başlaması, bu dönüşümün en belirgin göstergesi olmuştur.
Müslüman toplumların post-modern küreselleşme sürecine eklemlenmesi, doğrudan Müslüman aktörlerin eliyle gerçekleştirilmiştir. Geçmişteki baskıcı, despotik devlet tecrübeleri ve katı laiklik uygulamaları; dindar sınıfın sistemle barıştığı, meşru görüldüğü ve iktidara ortak edildiği yeni bir evre ile ikame edilmiştir. Ancak bu meşruiyet ve imkân alanı, İslamcı düşüncenin neo-liberal ilkelerle uzlaşması pahasına elde edilmiştir.
Sermayenin küresel dolaşımı, serbest piyasa ekonomisi, bireysel haklar söylemi ve tevhidsiz bir adalet arayışı, günümüz İslamcısının temel söylemi haline gelmiştir. Bu süreçte devletle kurulan yeni ilişkiler İslamcıya geçici bir “balayı” yaşatırken, onu değişimin öznesi değil, küresel sistemin uyumlu bir aktörü kılınmıştır. Ortaya koyduğu muhalefet ise esasa veya sistemin meşruiyetine yönelik değil, sistem içi bir “kraliçe muhalefeti” seviyesinde kalmıştır.
Özetle, modern dönemde sömürgeciliğe, fesada ve şirke karşı direnen o sahici İslami ateş bugün büyük oranda sönmüş durumdadır. Günümüzde sivil, resmi ya da medya alanında görülen yoğun hareketlilik ve canlılık, yeniden körüklenen bir inanç ateşini değil; yalnızca sönmüş bir ateşten yükselen dumanı temsil etmektedir. Bu duman ise aldatıcıdır; gerçeği perdelediği gibi, bünyeyi zehirleyen ve sağlığı bozan tehlikeli bir vasat yaratmaktadır.
KUTSALIN REHİN ALINIŞI: İSLAM DÜNYASINDA GÜÇ ŞEHVETİ VE BÜYÜK ÇÖKÜŞ Günümüz İslam dünyası, kendi yarattığı…
Husiler: Mısır’ın kararı bir savaş ilanı Mısır’ın Suudi Arabistan’a askeri destek kararı, Husilerin sert tepkisine…
İmam Gazâlî’nin İslam düşünce tarihindeki ve ahlak felsefesindeki en derinlikli eserlerinden biri olan "Dil Belası"…
ÖLÇÜLER VE ANLAYIŞ OLARAK “ÇÖLE İNEN NUR” — I — Üstad Necip Fazıl’ın “gaye-eserim” ve…
CEHENNEMİ UNUTANLARA HİÇBİR İNSANLIK DEĞERİNİ KABUL ETTİREMEZSİNİZ Allah’a ve ölüm ötesi ahiret hayatına; Cennet ve…
İsrail Seçimlerinde Netanyahu Çıkmazı: İki Blok da Çoğunluğu Bulamadı İsrail’de 27 Ekim’de yapılan genel seçimler,…