İslâm’da meşru daire çerçevesinde ticaret yapmak;
helâl kazanç yollarından biridir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, insanlara alış verişi helâl[1] kıldığını bildirmektedir. Diğer yandan, “Birbirlerinin mallarını haksız yollarla alıp yememelerini, bunun helâl olmayacağını; ancak karşılıklı rıza ile yapacakları ticaretin meşru ve helâl olacağını”[2] ifade ederek, yapılması istenen ticaretin helâl ölçülere uygun olması gerektiğine dikkatleri çekmektedir.
Şüphesiz helâl ve meşru bir ticaret yapabilmek için ticarî prensipleri, diğer bir ifadeyle ticaret ahlâkını öğrenmek ve uygulamak şarttır. Bu prensip ve ahlâkî ölçüleri bu yazımızda muhtasar olarak yazmaya çalışacağım:
Tacir, öncelikle ticaretini helal zemin üzere inşa edecek ve müşterisini aldatmayacaktır: Tüccar, dürüstlüğü ve doğru sözlülüğü ile müşteriye/tüketiciye güven vermelidir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Doğru sözlü ve güvenilir tüccar (ahirette) Peygamberler, Sıddıklar ve Şehitlerle beraber bulunacaktır”[3]. Müşterinin gafletinden veya bilgisizliğinden faydalanıp, sağlam ve kullanışlı olmayan, kusurlu bir malı ona satmak, İslâm ahlakıyla, ticaret ahlakıyla bağdaşmaz. Nitekim bir gün Peygamberimiz (s.a.v.) Medine pazarını dolaşırken, tahıl satan birisinin yanına gelmiş, elini buğday torbasına daldırmış, mahsulün altının ıslak olduğunu görünce sormuş: “Nedir bu?” Satıcı: “Yağmur yağmıştı, ondan dolayı ıslandı” diye cevap verince; Resûlullah (s.a.v.): “Niçin o ıslak tarafı halkın görebilmesi için üste getirmedin?” diye mukabelede bulunduktan sonra: “Bizi aldatan bizden değildir”[4] ikazını yapmış ve; “Kusurlu bir malı, ayıbını söylemeden satmak, bir Müslümana helâl olmaz”[5]
buyurmuştur. Bu nedenle Müslüman tüccar, kalitesiz malı, kaliteli malla karıştırmamalı, kötüyü iyiden ayırmalı, malın kusuru varsa açıkça söylemelidir.
Ticaret icra edilirken, yalan yere yemin edilmemeli: Ticarî maksatla veya başka maksatlarla yalan söylemek, yalan yere yemin etmek, Allah’ın yüce adını, O’nun haram kıldığı hususlarda kullanmak, basit menfaatler için insanları, “Vallahi, Billahi, Tallahi” diyerek, Allah ile aldatmak, büyük günahlardandır. Tacir, hileli ölçüp tartmamalı, İhtikâr yapmamalı: Bir ticarî malı stoklayıp, piyasaya arzını geciktirmek anlamına gelen ihtikar; fiyatların yapay bir şekilde yükselmesine ve normal piyasa seviyesinin üzerine çıkmasına sebep olur. Tüccar, müşterisine iyi davranmalıdır: Peygamberimiz (s.a.v.); “Satarken ve alırken, borcunu isterken ve öderken kolaylık gösteren kimseye, Allah
merhamet eylesin”[6] hadis-i şerifiyle, Allah’ın rahmet ve sevgisinin birbirine iyi davranan alıcı ve satıcıların üzerine olması için dua etmiştir.
Ticarette müşteri kızıştırmamak, ticaretin ahlaki kurallardandır: Çoğunlukla malın fiyat ve sürümünü arttırmaya yönelik bir hile şeklinde ortaya çıkan ‘neceş’, bu yönüyle haksız rekabet çeşitlerinden biri sayılmaktadır. Şöyle ki, bir pazarlık esnasında satıcı ile anlaşmalı olan üçüncü bir kişi (veya kişiler), sanki alıcıymış gibi devreye girerek, gerçek müşterinin verdiğinden daha yüksek bir fiyat teklif etmek suretiyle onu yanıltır. Böylece talip olduğu malı başkasına kaptırmak istemeyen ilk teklif sahibi ister istemez, daha yüksek meblağ ödemek zorunda kalabilmektedir. Bu durum pazarlık halindeyken olabileceği gibi, akdin kesinleşmesinden sonra da vuku bulabilmektedir. İşte serbest rekabet ortamını zedeleyip haksız rekabete yol açan, kardeşlik ilişkilerini zedeleyen ve bir rantiye sınıfı oluşturarak, tüketicinin zarar görmesine zemin hazırlayan bu tür muameleler, Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından yasaklanmış; “Bir malı alıyor görünerek, kıymetini (değerini) artırmayınız”[7] , “…Neceş yapmayın. Bir kimse kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın”[8] hadisi şerifleriyle, Müslüman tüccarın bu tür olumsuz
davranışlardan sakınması gerektiği vurgulanmıştır.
Piyasaya arz edilmeden önce dışarıdan malları karşılayarak, üretici ve tüketicilere zarar vermemek gerekir: İslâm dini karaborsayı yasakladığı gibi, fiyatların sun’î (yapay) olarak yükselmesine sebep
olan simsarlığı da yasaklamıştır. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), şehre dışarıdan mal getirenlerin yolda karşılanarak, ellerindekinin ucuza kapatılmasını menetmiş; böylelikle üretici ve tüketicilerin zarar görmelerini önlemiştir. Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, bir hadislerinde; “Şehirli, köylü adına satış yapmasın, insanları kendi hâllerine bırakın, Allah onları birbirlerinden rızıklandırır”[9] buyurmuştur. Diğer bir husus, ticarî işlemleri kayıt altına almaktır: Ticarî hayatta görülen kötü ilişkilerin ve olumsuz sonuçların nedenlerinden biri de tarafların antlaşma maddelerini açıklıkla yazmamalarıdır.
Sonuç:
İslam’da ibadetler yalnızca namazla, oruçla, zekatla vb. sınırlı değildir. Yüce Allah’ın hoşnut ve razı olduğu bütün söz, fiil ve davranışlar da geniş anlamda ibadet kapsamındadır. Bu bağlamda, kişinin yoldan bir taşı kaldırması veya yoldaki bir çukuru onarması, yükünü sırtına alamayan birisine destek vermesi, araca binemeyen hasta, yaşlı ve engellilere yardımcı olması ibadet olduğu gibi; kazancını helâl yoldan elde etmesi, İslâmî prensiplere uygun olarak ticarî ve iktisadî davranışlar sergilemesi, iş ve ticaret yapması da geniş anlamda ibadettir. Bu itibarla İslâmî prensiplerle bağdaşan tüm ekonomik faaliyetlere katılma hakkını, İslâmiyet insanlara tanımıştır. Ancak, ticarî faaliyetlerin dürüst, yararlı ve güven içerisinde yürütülmesini sağlamak amacıyla, bu faaliyetlere ilişkin bazı kurallar da getirmiştir. Bunlar, iş insanı ve ticaret erbabı tarafından benimsenip tatbik edildiği takdirde, piyasada görülen birçok bozukluk ve aksaklıklar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Çünkü İslâm’da ticaret, ahlâkî değerlerle iç içedir. Kişinin yücelmesini ve daha ahlaki bir şahsiyete dönüşmesini sağlayan bu değerler bir kenara itilirse; o takdirde piyasada şahid olunan rüşvet, yolsuzluk, haksız kazanç, borcunu ödememe vb. kötülük ve çirkinlikleri, sadece yasal tedbirlerle ve cezalarla önlemek mümkün olmaz.
Kur’an-ı Kerim’de geçmiş milletlerin çöküş ve yıkılış nedenleri arasında sayılan ticarî ahlâksızlık ve haksızlıklardan sakınılmalı, ticarette ahlâkî prensiplere riâyet edilmelidir. Unutulmamalıdır ki, ekonomik dengeleri bozmak, haksız kazanç ve rant sağlamak, ölçü ve tartıda hile yapmak, müşteriyi (tüketiciyi) aldatmak, ekonomik gücü kötüye kullanmak, Yüce Allah’ın rızasından uzaklaştıran tutum ve davranışlar, her çağın ticarî ve iktisadî
problemleridir ve milletleri çöküş ve yıkılışa götüren sebeplerdendir.
Şüphesiz Müslüman bir iş insanının kişisel (helal) menfaatlerini düşünüp koruması, onun en doğal hakkı olmakla beraber; yasal, doğal ve aynı zamanda HELAL olan haklarından yararlanırken, başkalarına zarar vermekten de kaçınması gereklidir. Ayrıca, hak ettiğinden daha fazlasını kazanmaya talip olmamalı, işçilerinin haklarını tam ve zamanında ödemeli ve müşterilerine de makul fiyattan mal satmalıdır. İş ilişkilerinde dürüst olmalı, yanıltıcı ve aldatıcı reklam kampanyalarından sakınmalı, verdiği sözü tutmalıdır. Ekonomik gücünü bir baskı ve tahakküm aracı olarak kullanmamalıdır.
Hasılı Müslüman bir iş ve ticaret insanı, her şeyiyle emniyet ve güven insanı olmalıdır. Alkol ve uyuşturucu; isti’mal edeni nasıl sarhoş ediyorsa, haram kazancın/haram gıdanın tüketilmesi de sahibini manen sarhoş ettiği ve kalbi öldürdüğü unutulmamalıdır. Son söz Efendimiz (s.a.v.)’e ait olsun: “İbadet on kısımdır; dokuzu helâl rızık talep etmek, biri ise diğer amellerdir.”[10]
ABDULGAFUR LEVENT
Kaynakça:
1. Bakara, Ayet 275.
2. Nisa, Ayet 29.
3. Tirmizi, Büyü, 4; Dârimî, Buyu, 8.
4. Müslim, İman, 164.
5. İbn Mâce, Ticârât, 45.
6. Buhârî, Büyu’, 16.
7. Buhârî, Büyü, 60; Müslim, Büyü, 13.
8. Buhârî, Büyü, 58, 64, 70.
9. Buhârî, Büyü, 58, 64; Müslim, Büyü, 20.
10. Deylemi, Müsnedü’l – Firdevs, III, 10/ 4062)
View Comments
Haram yollardan kazanç elde etmeye çalışmak sadece ahireti mahvetmiyor, dünyada da insanın başına türlü musibetlerin gelmesine yol açıyor. Her açıdan zarar, her açıdan kayıp. Hocam Allah razı olsun, çok güzel bir konuya temas etmişsiniz.
Hocam özellikle ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu şu anki durumu o kadar güzel anlatıyor ki yazdıklarınız, gerçek anlamda toplumumuzda bu bahsettiğiniz konuya çokta önem veren kişiler azınlıkta kalmaya başladı ne yazıktırki daha fazla para kazanma hırsı ahlakın ve çoğu değerlerin önüne geçmeye başladı.Bu durum toplumun değerlerine fazlasıyla zarar vermeye ve insanların birbirine güven ve itimatları kalmadı.Gerçekten geçmiş uygarlıkların çöküş sebeblerinin başında ahlaki çöküş bulunmaktadır.Temennim biran evvel toplumun tüm kesimlerinin islami ahlaka tekrardan sım sıkı sarılarak doğru ve ahlaklı günlere geri dönerker.Hocam yazınızı çok beğendim.Allah razı olsun.Hayırlı günler diliyorum.