
Allah düşmanları gemi azıya aldılar. Nereden cesaret buldularsa, İslam’a ve Müslümanlara karşı açık ve aleni bir şekilde saldırıyorlar, alay ediyorlar. İslami değerleri ayaklar altına almak için ellerinden gelen her şeyi, hem de açıktan açığa, hem de alenen, hem de uluorta, hem de pervasızca işliyorlar.
Kendi ideolojilerine uygun bir İslam tanımı yapıyorlar. İslam’ın inanç esaslarını da, ibadetlerini de, hayata dair kurallarını da kendilerince biçimlendiriyorlar; İslam’a biçim, Müslümanlara hayat sahası tayin ediyorlar. Dekoltenin zirvesine çıkanlar, Müslüman kadının başörtüsüne sataşıyor. Sosyal medya hesaplarında yayımladıkları içeriklerde Müslümanların Kur’an’ıyla, dualarıyla, ibadetleriyle alay ediyorlar. İbadet nedir bilmezler, ama Müslümanların nasıl ibadet edeceğine, hutbelerde nelerin okunacağına karışıyorlar. İslam’a dair ne varsa bozmaya, tahrif ve tahrip etmeye yelteniyorlar. Allah’ın vahyi ile, Rasulullah’ın sünneti ile tarif ettiği, tanımladığı İslam’ı yeniden tanımlayarak, bambaşka bir forma büründürmeye çalışıyorlar.
Bunun karşısında Müslüman olduğunu iddia eden pek çok kişi ne yapıyor? İslam’dan utanıyor, ezik bir halde, süklüm-püklüm bir hal içinde bulunuyor. Allah düşmanları, İslam karşıtları Allah ile, İslam ile, Kur’an ile, Müslüman ile savaşırken, alay ederken, Müslüman kılıklı bazı sahte Müslümanlar, adeta Müslümanlığından utanıyor. İslam’a dair, karşıt kesimlerin hoşuna gitmeyen bazı hakikatleri gizlemeye, üstünü örtmeye, İslam karşıtlarına hoş göstermeye gayret ediyor. İslam hukukuna dair dünyanın farklı bölgelerinde görülen bazı uygulamalara karşı çıkıp, küffara hoş görünmenin telaşını yaşıyor.
İşte böyle bir zavallı zihniyete dur demek gerekiyor. Müslümanlığından utananların bu hallerini tanımak; buna karşı safını ve tavrını açık ve net olarak belli etmek gerekiyor. Ancak önce, İslam’dan ve Müslümanlığından utanan sahte Müslümanların hallerini tasvir ve tarif etmeye çalışalım.
Müslümanın hayatı, İslam’ı kendi hayatına ve tüm hayata hakim kılmanın “mücadele”si ile geçer. Bu mücadelede rehberi Kur’an’dır, örneği ve önderi Rasulullah’tır. Müslüman, tatmini “Tevhid”de arar. İşte böyle bir mü’min bilir ki; İslam’ı referans almadan talip olunan yönetimlerden, sistemlerden, rejimlerden Müslümana hayır gelmez. Müslüman, enerjisini “İslam’a göre” olmayan, gayri İslami rejimleri ve yönetim biçimlerini sürdürmeye harcamaz. İslam’ı referans almadan kazanılan iktidarın “Müslüman toplum”a hiçbir faydası olmaz. Zaten İslam’ı referans almayan kişi de Müslüman değildir.
O yüzden Müslümanın vazifesi, “beşeri sistemler”i, “tağuti düzenler”i ayakta tutmak, tağuti rejimlerin enerjisine kaynak sağlamak, hayatiyetini ve işleyişini sürdürmek olamaz. Bilakis Rasulullah’ın yaptığı gibi, hiç taviz vermeden, tamamen ve sadece İslam’ı referans alarak, İslam’ın otoritesini, Müslümanların iktidarını sağlamak için gayret eder.
Çünkü Müslümanın siyaseti dininden ayrı değildir. Müslüman, siyasetini İslam’a, İslam’ın hükümlerine ve ölçülerine göre belirler. Müslüman, dininden ayrı bir siyaset güdemez. Müslümanlara Laiklik’i tavsiye edemez. İslam ile siyaseti birbirinden ayrı tutamaz. Din İslam olunca, bireyin vicdanına hapsedilemez, oradan sadece bazı ibadetler ve sosyal dayanışmaya dair kimi tutumlar vesilesiyle çıkabilen bir “yontulmuş İslam anlayışı” kabul edilemez.
Müslüman kadroların, “İslam’a göre siyaset yapma”ları gerekir. Eğer mütedeyyin kadrolar iş başına geçtiği halde, zaten var olan ve “İslami olmayan sistem” ayakta durmaya devam edecekse, böyle bir iktidar kazanımının hiçbir önemi olmaz, bir anlamı kalmaz.
Eğer iş başına geleceksen, İslam’ı referans alacaksın! İslam, Müslüman olsun ya da olmasın, insanlar arasında adaleti tam olarak sağlamaya yeterlidir. İslam’ı referens almadan, “demokrasi” zemininde, “beşeri hukuk”u üstün tutarak, “emperyalist ve gayrimüslim Batı uygarlığının ürettiği insani değerler”e uygun olarak yönetimi gayri İslami çizgide paylaşmak, İslam’a ve İslami duruşa yapılacak en büyük ihanetlerden olur. O yüzden İslam’a parçacı değil, bütüncül bakmak gerekir.
Ancak maalesef İslam’a bütüncül bakma konusunda ciddi arızalar var. Mesela;
Birden fazla Kur’an yok, sadece bir Kur’an var. O Kur’an Allahu Teala’dan Rasulullah’a nasıl inmişse, hiç bozulmadan, korunmuş olarak elimizde. Peki, nasıl oluyor da aynı Kur’an’a dayanılarak İslam, birbirine tamamen zıt anlamlar taşıyacak biçimde tanımlanabiliyor? Nasıl oluyor da aynı Kur’an’a dayanılarak Müslümana, birbirine tamamen tezat teşkil edecek nitelikler verilebiliyor, vazifeler yüklenebiliyor? Bunun iki sebebi var:
1 – Hem Müslümanlar, hem gayrimüslimler, İslam’a ve “İslam’ın ana kaynağı Kur’an”a “bütüncül” bakmıyorlar. “Parçacı bir yaklaşım” içindeler. Güncel gelişmelere dair “kendi temayüllerine göre” Kur’an’da ne buluyorlarsa onu alıp, “anlayışına ve duygularına göre bir İslam tanımlaması” yapıyorlar.
2 – Özellikle Müslümanlar, önce Kur’an’a bakarak, ilahi hükümler ile nasıl bir “İslam modeli” inzal buyurulmuşsa, onu tespit edip esas alacak yerde; önce bir kanaat sahibi oluyorlar, sonra da o kanaatlerini Kur’an’dan delillendirerek, “kendilerine özel bir İslam modeli” teşkil ediyorlar. Sadece Kur’an’a değil, Rasulullah’a, sahih sünnete yaklaşımları da aynı şekilde.
Bu iki hastalık, “birbirine tezat teşkil eden İslam tarifleri” ve “birbirine benzemeyen Müslüman tipleri” üretmeye yetiyor da artıyor. Bu büyük sorunu çözmek için, İslam’a; İslam’ın nasıl bir din olduğunu biçimlendiren ana kaynak Kur’an ile o ana kaynağın insani tatbikatı olan Sünnet’e bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmak gerek.
Bu kapsamda iki tip insan türüyor:
1 – Biri her otoriteye itaat eden, her muameleye razı olan, haklarını almak için mücadele etmeyip ne verilirse onunla yetinen pasif, ılıman, “uysal Müslüman tipi.”
2 – Diğeri ise, sürekli çatışan, sürekli isyan halinde, kendinden başkasına yaşama hakkı tanımayan, kendi anladığı ve tanımladığı İslam tanımından başkasına yaşama hakkı vermeyen, sulhu asla gündemine almayan, kabadayı ve saldırgan bir Müslüman tipi.
Bu iki tip de “İslamca, Müslümanca bir tip” değil. Çünkü her iki tip de İslam’a, Kur’an’a, Rasul’ün hayatına bütüncül değil, parçacı bakıyor. Oysa aslolan;
Özellikle de “insan yaşamı”na dair kararları ferdi ve fevri kanaatlerle almamak, “İslami Hareket”e getireceği fayda ve zararları hesap etmek, hayatın nasıl yaşanacağına dair her ne varsa, onları “kesin İslami hükümler”e göre tayin etmek gerekir.
Bu genel çerçevede, hastalıklı ve sahte Müslüman tipine dikkatle bakalım:
Allah var iken… Kur’an Allah’tan indirildiği günkü gibi mahfuz ve ekmel iken… Rasulullah’ın Sünnet’i ümmete yol göstermeye devam ediyor iken… İslami bilgi kaynakları ve kültür mirası sarih olarak elimizin altında iken… Milyonlarca insan “mü’min ve Müslümanım, Kur’an’a tâbîyim, Sünnet’i yaşamaya talibim” iddiasını taşıyor iken… Maalesef, “İslam”ın ne olduğuna ve hangi esasları içerdiğine, “Müslüman”ın kim olduğuna ve hangi vasıfları taşıdığına İslam da, Müslümanlar da karar vermiyor artık.
Birileri “Müslümanlar adına” bu kararı alıyor, gerekli “tarif” ve “tanımlama”yı yapyor, “kavramların içi”ni dolduruyor; Müslümanlar da sanki kendi “temel kaynaklar”ı ellerinde yokmuş da o “birileri”nin tarifine muhtaçlarmış gibi, herhangi bir “araştırma”ya, “doğrulama”ya gerek duymaksızın onları alıp içselleştiriyor; “İslam ve Müslüman düşmanlarının biçim verdiği hal”e bürünüveriyor. Bu durumda her şey birbirine karışıyor, ortaya çıkan “ucube”ye de “Müslümanlık” deniyor.
Sonra ne oluyor? Bu kişilerin adı “Müslüman” oluyor. Ama nasıl Müslüman? İşte şöyle bir Müslüman:
Kafasında öyle bir “Müslümanlık anlayışı” var ki, İslam’dan kimi unsurları taşıyan, ama o formuyla Allah’ın inzal buyurduğu İslam ile alâkası bulunmayan bir “Müslümanlık”…
Hal böyle olunca, Müslüman olduğunu söyleyen ama Müslümanlığından utanan tipler türedi. Bunlar, İslam’ın hükümlerini ve uygulamalarını; küffarın hoşuna gitmez diye üzerini örtmeye, gizlemeye, pratikten uzaklaştırmaya çalışıyor. Sanki Allahu Teala en doğrusunu göndermemiş gibi, neredeyse “İslam’dan utanan acayip bir Müslüman tipi” türedi ve bunların sayısı her geçen gün artıyor.
Bunlar, sanki Allah bazı hükümlerini yanlış göndermiş gibi, İslam’ı tevillerle değiştirmeye kalkışıyor. Sanki Allah fazladan göndermiş gibi, İslam’ın bazı hükümlerini devre dışı bırakıyor. Sanki Allah ayıplı, kusurlu ya da hatalı göndermiş gibi, İslam’ın bazı hükümlerini gizleyip gözden kaçırmaya kalkışarak, “aman kimse duymasın, görmesin” edasına bürünüyor; “İslam’ın özellikle kâfire ve küfre karşı duruşa ilişkin hükümleri”ni köşe bucak saklıyor.
“Rasulullah’a karşı yapılan ve içimizdeki İslam ve Peygamber düşmanları tarafından tekrarlanan hakaretler”i hazmedemeyenler tepki gösterince, “aman uslu durun, İslam yanlış tanınmasın” türünden söylemlerle Müslümanlara baskı yapıyor. “İslamofobi” olmasın gerekçesiyle “İslam’ın küfrü yok edici hükümleri”ni, “müslümanın kâfiri rahatsız eden duruş”unu gizlemeye yelteniyor.
İnsanların “inanmama özgürlüğü” vardır. İllâ da Cehennem’e gitmek isteyene yapacak bir şey yok! Ancak, hiç kimsenin, başkasının inancına ve hassasiyetlerine hakaret etme hakkı olamaz. “Müslümanın hassas damarı”na basanın tokadı yemesi gerektiği ve artık yiyeceği bilinmeli. Ancak İslam’dan utananlar, böyle bir hassasiyeti de yok etmeye çalışıyor. “İslami duruş”u “terör” olarak tanımlamak gibi ciddi bir sorun üretiyor. Bu tiplere sormak gerek:
“Müslüman” olarak, dinin olan “İslam”dan sıkılıyor musun? “İslam’a mensup olmak”tan utanıyor musun? “Allah’a iman” seni bozuyor mu? “Kur’an”dan şüphen, “Sünnet”ten rahatsızlığın mı var? Hayatını “İslam Şeriatı”na göre yaşamak ve “İslam Devleti” kurmak idealinden vaz mı geçtin? “İlahi yükümlülükler” seni mutsuz mu ediyor? İslam’a inananın “en üstün” olduğuna dair çekincelerin mi oluştu? “Kafirler istemese de” Allah’ın nurunu tamamlayacağından kuşkuya mı düştün? “Cihad” sence “terör” mü?
Cevabın “evet”se sözüm sana değil. Seninle aynı duyguları paylaşmıyorum, aynı inancı taşımıyorum, aynı istikamete yürümüyorum. Ben sende uzağım, sen de benden… Senin dinin sana, benim dinim bana! Yok, cevabın “hayır”sa, o zaman seninle konuşacağım bazı şeyler var. Özellikle de şu “İslamofobi”ye dair. Zira görüyorum ki, “İslamofobi olmasın” diye ezilip büzülüyor, alçalıp hakirliğe razı oluyorsun.
Eğer İslam’dan kuşkun yoksa, bu saçmalığa son ver artık! Zira bugün Batı’nın yürüttüğü “Yeni Haçlı Savaşı”nın anahtar kavramı olan “İslamofobi” ile, İslam ve Müslümanlar açıkça aşağılanıyor, baskılanıyor, dönüştürülüyor, tahakküm altında tutuluyor. İslam’ın inanç, ibadet, ilke, istikamet, yaşam tarzı, hayat felsefesi, sosyal, siyasal, hukuki, iktisadi nizamı ve benzeri hususları korkutucu ve sakınılması, kaçılması, ezilmesi gereken hususlar olarak sunuluyor.
İşte buna karşı “eziklik psikolojisi”ne kapılmışsın. “Hak inanç”ı ve “Hakça yaşantı”yı “Hakkın düşmanları”na “beğendirme”ye, “hoşlandırma”ya, “sevimli gösterme”ye; “İslamofobi” olmasın diye İslam’ı kâfirlere “tasdik ettirme”ye kalkışıyorsun. “İslam’ı kâfirlerin beğenisine uyarlamak” ile “terk etmek” arasında fark olmadığını da fark edemiyorsun.
“İslami anlayış”ı terk edip Batı’nın değer yargılarına, İslam dışı inanç ve ideolojilere göre biçimlenmiş “modern yaşam tarzı”na evrimleştin. “Şer’i sistem”den vazgeçip, “demokrasi”yi özümsedin. “Ateist”i bile hoş görürken, “İslam sevdalıları”na tahammül edemez hale geldin. İslam’a ve müslümanlara yapılan “saygısızlıklar”ı hoş gördün; saldırılara karşı “hakkını savunmak”tan, “onurunu korumak”tan geri durdun. Hak ile batılı ayırmadın, hakkın batıl ile karıştırılmasında sakınca görmedin. “İslam’ın, Şeriat’ın hükümleri”ni sorguladın; tartışmaya, red veya kabule açtın; hatta bunu “inanç esasları”nı kapsayacak şekilde geniş bir daireye yaydın. İslami hükümlere karşı “eskidiği” kanaatini uyandırdın; beşeri kanaatlerle biçimlenmiş “yeni hükümlerin ihdası”na kapı açtın. İslam’ı, “İslam ve Allah düşmanlarının hoşlanacağı hal”e dönüştürmeye, düşmana tasdik ettirmeye, “İslam anlayışı”nı değiştirmeye yeltendin. İslam’a karşı söylemi ve eylemi olan “ün ve güç sahibi” gayri İslami unsurlara “hoş görünme”ye, onlardan “aferin alma”ya çalıştın. İslam’ı gayrimüslim güç odakları nezdinde akredite ettirmeye kalkıştın. “Özgürlük” diyerek, “çağın gereği” sayarak veya “politik tarafgirlik”e kapılarak ahlaki, ameli ve hatta itikadi zaafiyetleri meşrulaştırdın. İslam’ı “hümanistleştirdin”; bunun için İslam’ın “yaptırım kuralları”nı iptal etmeye kalkıştın. İslam’ın “cihad” hükümlerini hasıraltı ettin; “şehadet bilinci”ni körelttin. “Kur’an’ı onaya sunma”ya, hatta müslüman olmayanlara “İslam’ı tanımlatma”ya yeltendin. Böylece çok kötü bir sonuç ürettin.
Oysa, kendi paranoyasından kaynaklanan “korku ve nefret”e kapılmış olan “İslam dışı unsurlar”ın hezeyanlarını tatmin etme adına, “İslami duruş”tan çekinmek Müslümana yakışmaz! Eğer bir “inanç”, “eylem”, “duruş”, “hüküm” İslami ise, onun “utanılacak”, “çekinilecek”, “geri durulacak”, “başkası görmesin, duymasın, bilmesin” denilecek, eğip bükülecek, evirilip çevrilecek, esnetilip yumuşatılacak, formu bozulup aslı değiştirilecek hiçbir yanı yoktur. Kâfirlere yaranmak için “İslam’ı dönüştürme”ye, onların gözüne hoş görünecek şekilde “Müslümanları şirinleştirme”ye, “uysal koyuna dönüştürme”ye kalkışamazsın. İslamofobi olmasın diye İslam’ı budayamazsın.
Sen hiç, “aman Müslümanlar yanlış anlamasın” diye düşünerek, inanç ve yaşantılarını değiştiren, gizleyen yahudi, hıristiyan, budist veya başka dinden birini gördün mü? O halde sana ne oluyor da İslam’ı küffarın hoşuna gidecek hale dönüştürmeye kalkışıyorsun?
Gayrimüslimi İslam’a davet etmenin yolu, “İslam’ı ve Müslümanı bozmak, hükümlerini gizlemek, ılımanlaştırmak” değildir! Asıl yanlış, İslam’ı olduğu gibi “anlatmamak ve yaşamamak”tır.
İsrail, Lübnan’da 45 Günde Binlerce Can Aldı Orta Doğu’da tansiyon her geçen gün yükselirken, İsrail’in…
Türkiye rüzgarda üretim gücünü artırarak sanayi üssü hakkında son gelişmeler. Türkiye, rüzgar enerjisi üretim gücünü…
Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler Batı Şeriada Filistinlilerin araçlarını kundakladı hakkında son gelişmeler. Filistin topraklarını gasbeden…
Giresun ve Ordudaki kadın çalışanlar en çok fındık ihracatına katkı sağladı hakkında son gelişmeler. Giresun…
Vandaki kalp merkezi, kalp rahatsızlığı yaşayan hastalara umut sunuyor. Modern teknoloji ve uzman kadrosu ile…
Japonya'da eski Başbakan Kişida, Ankaradaki NATO Zirvesi'nde Takaiçi'nin davet edilmesini talep etti. Bu durum, uluslararası…