
İSLAMIN ENGELLİLERE BAKIŞI
İslam’ın Engellilere Bakışı
İslam, insanı Allah’ın en değerli emaneti olarak görür. İnsanı değerli kılan ise ne bedeni ne de dış görünüşüdür; insanı yücelten şey, imanıdır, sabrıdır ve Allah’a olan teslimiyetidir. Rabbimiz, her kulunu farklı bir sınavla yaratmış, kimini zenginlikle kimini fakirlikle, kimini sağlıkla kimini de engelli olmakla imtihan etmiştir. Ancak bu imtihan, engelli bireyleri asla toplumun geri kalanından daha az değerli kılmaz; aksine onların sabrı ve mücadeleleri, Allah katında büyük bir ödüle vesiledir.
Kur’an-ı Kerim’de Allah, engelli bireylerin ne kadar değerli olduğunu bizlere Abdullah ibn Ümmü Mektûm’un şahsında gösterir. Abdullah, görme engelliydi ama bu durum onun Peygamber Efendimiz (sav) nezdindeki yerini asla küçültmedi. Rabbimiz, “Abese” suresi ile Peygamberimize nazikçe bir uyarıda bulunarak, görme engelli bu sahabeye gereken ilgiyi göstermesini hatırlattı. İşte bu uyarı, bizlere engelli kardeşlerimize nasıl davranmamız gerektiğini açıkça öğretir. Abdullah ibn Ümmü Mektûm, sadece bir sahabe değildi; Peygamberimizin Medine’de müezzinlik yapması için seçtiği kişiydi. Onun sesinde, imanın en güzel çağrısı yankılandı ve kalpler ezanla huzur buldu.
Peygamberimiz (sav), engellilere karşı sadece bir lider olarak değil, aynı zamanda bir şefkat abidesi olarak yaklaşırdı. Bir gün O’nun, bir körün yolunu bulmasına yardım eden sahabelere, “Kim bir körün yoluna ışık olursa, Allah ona cennet yolunu açar” dediğini duyarız. İşte bu söz, kalbimize derin bir merhamet tohumu eker. Engelli bir bireyin yüzündeki tebessüm olmak, sadece onların değil, bizim de manevi yolculuğumuzu güzelleştirir.
Asr-ı saadet döneminde, engelli bireyler toplumun merkezinde yer alırdı. Bedensel engelli sahabe Muaz bin Cebel, Peygamber Efendimizin güvenini kazanmış ve Medine’ye vekil olarak bırakılmıştı. Bu durum, İslam’ın engelli bireylerin yeteneklerini nasıl yücelttiğini gösterir. Onlara, engellerini aşacakları değil, engelleriyle birlikte toplumun en güçlü halkalarından biri olacakları bir yer sunulurdu.
Kur’an’da yer alan şu ilahi emir hepimize bir ders verir: “Bir topluluk, diğer bir topluluğu alaya almasın; belki alaya alınanlar, onlardan daha hayırlıdır.” (Hucurât Suresi, 11. Ayet) Bu ayet, engelli bireylerin asla küçümsenemeyeceğini ve her birimizin Allah’ın huzurunda eşit olduğunu haykırır.
Engelli kardeşlerimiz, aslında bizim ahiret azığımızdır. Onların hayatını kolaylaştırdığımız her an, cennete açılan bir kapıyı aralarız. Peygamberimiz (sav) onların haklarını savundu, gönüllerine dokundu ve bizlere bu konuda bir ömürlük örnek bıraktı. Bugün engelli bireylere uzatılan bir el, sadece onları değil, aynı zamanda insanlığımızı yüceltir. Rabbimiz, bizlere onları bir emanet olarak verdi; onları korumak, anlamak ve sevmek ise bizim en büyük sorumluluğumuzdur.
MİRATHABER.COM
Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…
250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…
ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2) 3. TOPLUM…
Gençler Arasında Sessiz Tehlike: "Apateizm" Akımı Yayılıyor! Eğitimci ve yazar Dilek Temirhan, son dönemde gençler…
KURBAN İBADETİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ? Soru 5: Kurban için bütçemizi zorlamalı mıyız? Nasıl kurban kesmeliyiz? İslâm…
Aile çökerse nüfus dibe vurur, ülke uçuruma sürüklenir… İngiltere’nin parlak entelektüellerinden John Berger, 1978 yılında…