
Orta Doğu’da gerilim bir kez daha tehlikeli bir eşiğe yaklaşmış durumda. Son günlerde ortaya çıkan bilgiler, İsrail’in Lübnan’ın güneyinde Litani Nehri’ne kadar uzanan geniş bir bölgeyi askeri operasyonla işgal etmeyi planladığını gösteriyor. Planlanan harekâtın 2006’daki savaştan bu yana en büyük kara operasyonu olabileceği düşünülüyor. Bu tablo, Lübnan halkı açısından yeni bir yıkım ihtimalini gündeme taşıyor.
İsrailli bazı yetkililerin “Gazze’de yaptığımızı yapacağız” sözleri planlanan operasyonun boyutuna dair ciddi endişeler doğurdu. Bu ifade, özellikle Gazze şeridinde yaşanan ağır bombardıman ve büyük sivil yıkım hatırlandığında daha da ürkütücü bir anlam kazanıyor. Uzmanlara göre İsrail, Hizbullah’ın varlığını gerekçe göstererek güney Lübnan’da geniş bir tampon bölge kurmayı hedefliyor. Litani Nehri’nin güneyi bu planın merkezinde yer alıyor.
Gelişmelerin fitilini ateşleyen olaylardan biri, Hizbullah’ın “Yenilen Fırtına” adı verilen saldırısında yüzlerce roket fırlatması oldu. İsrail yönetimi bu saldırıyı büyük çaplı bir operasyon için gerekçe olarak gösteriyor. Ancak İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri hazırlıkları zaten uzun süredir devam ediyordu ve son saldırılar bu planların hızlandırılması için bir bahane işlevi gördü.
Sahadaki hareketlilik de bu ihtimali güçlendiriyor. İsrail ordusu son haftalarda kuzey sınırına zırhlı birlikler ve piyade tümenleri sevk etti. Güney Lübnan’da bazı sınır ihlalleri yaşandı, askeri yığınak hızla büyüdü. Ayrıca Litani Nehri üzerindeki bir köprünün bombalanması, bölgedeki altyapının hedef alınabileceğine dair güçlü bir işaret olarak değerlendiriliyor.
Bu süreçte ABD’nin tutumu da yoğun eleştiri alıyor. Donald Trump yönetiminin İsrail’e güçlü siyasi destek verdiği belirtiliyor. Washington’ın Lübnan devletine verilecek zararın sınırlandırılması gerektiğini söylediği aktarılıyor, ancak sahadaki gelişmeler bu söylemin pek karşılık bulmadığını düşündürüyor. Bir Amerikan yetkilisinin “İsrail gerekli gördüğü adımları atmalıdır” şeklindeki açıklaması da bu desteğin açık bir göstergesi olarak görülebilir.
İsrail tarafında operasyonun siyasi koordinasyonunu yürütmek için Benjamin Netanyahu’nun eski bakan Ron Dermer’i görevlendirdiği belirtiliyor. ABD tarafında ise Lübnan asıllı danışman Massad Boulos temasları sürdürüyor. Bu diplomatik trafik sürerken Lübnan yönetimi ateşkes ve doğrudan görüşme çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Joseph Aoun tarafından iletilen müzakere önerisine İsrail’den henüz olumlu bir yanıt gelmedi.
Bütün bu gelişmeler, Lübnan’ın yeni ve daha yıkıcı bir savaşın eşiğinde olduğu yönündeki kaygıları büyütüyor. Gazze’de yaşanan ağır yıkımın ardından benzer bir askeri modelin şimdi Lübnan’da uygulanabileceği ihtimali bölgede ciddi bir korku yaratmış durumda. Lübnan halkı için mesele yalnızca sınır güvenliği tartışması sayılmıyor; ülkenin egemenliği, şehirlerin geleceği ve sivillerin hayatı doğrudan tehlike altında görülüyor. Orta Doğu’da zaten kırılgan olan dengeler, bu adımlarla birlikte çok daha büyük bir çatışmanın kapısını aralayabilir.