
Bir NATO üyesi olan Türkiye, NATO üyesi olmayan İsrail karşısında önemli avantajlara sahiptir. Zira NATO Anlaşması’nın 5. Maddesi’ne göre üyelerden birine veya birkaçına yönelik silahlı bir saldırı, tüm NATO üyelerine yapılmış sayılır. Bu maddeye göre NATO’nun diğer 31 üyesi Türkiye’ye yardım etmekle yükümlüdür. Yardım; diplomatik, ekonomik, lojistik veya doğrudan askerî müdahale şeklinde olabilir. Ancak yardımın türüne ve kapsamına ülkelerin kendileri karar verir; bu durum doğrudan savaşa girilmesi anlamına gelmeyebilir. Eğer Türkiye’ye Yunanistan gibi bir başka NATO üyesi saldırırsa bu durumda 5. Madde işlemez; NATO her iki ülke için de diplomatik yolları devreye sokar.
Konuya bu açıdan bakıldığında İsrail’in neden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne üs kurduğu, Rumlara silah yardımı yaptığı ve Yunanistan’la askerî savunma iş birliğini derinleştirdiği daha net anlaşılmaktadır. Bu çok yönlü savunma iş birliğinden anlaşılacağı üzere İsrail, Türkiye ile olası bir gerilimde NATO üyesi Yunanistan’ı da yanına almayı hedeflemektedir.
Türkiye’de gerçekleştirilen 2026 NATO Zirvesi, Türkiye’nin ittifak içerisindeki stratejik önemini bir kez daha ortaya koydu. ABD Başkanı Trump’ın zirveye katılarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede; CAATSA yaptırımlarının kaldırılması yönünde irade beyan etmesi, F-35 programına dönüş ve olası satışlar için olumlu mesajlar vermesi ve yerli savaş uçağımız KAAN için motor teminine yeşil ışık yakması Yunanistan ve İsrail’de ciddi tedirginlik yarattı. Ayrıca Türkiye’nin NATO üyesi diğer bazı ülkelerle savunma sanayii iş birliğini geliştirmesi ve Birleşik Krallık ile yeni bir güvenlik ve savunma ortaklığı anlaşması imzalaması da İsrail’in yakından takip ettiği gelişmeler arasında yer aldı.
İsrail, bu gelişmeler karşısında Türkiye ile olan sorunları tırmandırmanın, hatta sınırlı bir sıcak çatışma ortamı yaratmanın Trump’ın Türkiye’ye verdiği sözleri yerine getirmesini zorlaştıracağını hesaplamaktadır. 3 Kasım 2026 tarihinde yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde Trump, Türkiye’ye yardım ve iş birliği konusunda köşeye sıkıştırılmak istenmektedir. Bu seçimlerde Temsilciler Meclisinin tamamı, Senatonun 33 sandalyesi ve birçok eyaletin valisi yeniden seçileceği için süreç Trump açısından hayati önem taşımaktadır. Demokratların seçimleri kazanması hâlinde Trump hakkındaki soruşturmalar tekrar tırmanacak, bütçe krizleri yaşanacak ve yönetim iç politikada zor bir sürece girecektir. Açıkçası bu seçimler Trump için bir tür güven oylaması niteliğindedir.
Türkiye açısından bakıldığında ise Trump’ın verdiği sözleri tutabilmesi için Kongre desteğine ihtiyacı vardır. Eğer Trump, İsrail’in tepkisini çekecek şekilde Türkiye’nin savunmasını güçlendirecek adımlar atarsa sadece Yahudi ve Rum lobisini değil, aynı zamanda tabanını oluşturan İsrail destekçisi Evanjelik Hristiyan grupları da karşısına alma riskiyle karşılaşacaktır.
İşte bu nedenlerle İsrail, ABD ara seçimleri öncesinde Türkiye ile bir gerilim süreci yaratarak Trump’ın Türkiye aleyhine tutum almasını sağlamaya çalışmaktadır. İsrail’in Suriye’ye saldırarak Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafedeki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’ne 8 ayrı hava saldırısı düzenlemesi bu stratejinin bir parçasıdır. Nitekim bu üssün, Suriye yönetimiyle varılacak bir mutabakat sonucunda Türk askerlerinin konuşlanacağı bir askerî nokta olabileceği değerlendiriliyordu.
Netanyahu, saldırı sonrasında Türkiye’yi kastederek; “Türkiye’nin güneye doğru ilerleyen bir askerî yığınağına izin vermeyeceğiz, çünkü bu durum bizi tehdit ediyor… Mesaj iletildi ama görünüşe göre duymadılar, bu yüzden daha net anlamalarını sağladık.” şeklinde bir açıklama yaparak açıkça Türkiye’yi tahrik etmiştir. İsrail’in bu kışkırtmalarına karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in bölge politikalarını sert bir dille eleştirmeye devam ederken söz konusu spesifik olaya doğrudan değinmemiştir. Bununla birlikte Dışişleri Bakanlığı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptığı açıklamalarla İsrail’i sert şekilde kınamıştır.
Belli ki İsrail, ABD ara seçimlerine kadar bu tahriklerini sürdürmek isteyecektir. Buradaki ana hedef, Trump’ın Kongreden Türkiye lehine karar çıkarmasının önüne geçmektir.
Türkiye’nin İsrail’in bu stratejisine karşı yapması gereken; öncelikle ABD ile İran arasındaki gerilimde aktif bir arabuluculuk üstlenerek bölgedeki riskleri azaltmak ve Trump’ın iç politikada elinin zayıflamasını engellemek olmalıdır.
ABD dış politikası her ne kadar tek bir başkana endeksli yürütülmese de Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kurduğu diyalog kanalının Biden dönemine kıyasla daha açık olduğu bir gerçektir. Türkiye’nin Trump döneminde savunma ve güvenlik alanındaki beklentilerini karşılayamaması hâlinde, sonraki dönemlerde bu talepleri elde etmesi çok daha zorlaşacaktır.
Özetle, “dereyi geçene kadar” yani ABD ara seçimleri tamamlanana kadar İsrail’in kışkırtmalarına karşı soğukkanlı, temkinli ve stratejik bir akılla hareket edilmelidir.
Adnan Onay / ULUSLARARASI SİYASET UZMANI
Yazarımız ‘Adnan Onay’ın’ DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
TRT 1 canlı yayın izleme ekranı ile Lyon - Fenerbahçe maçı şifresiz olarak izlenebilir. İşte…
UEFA Şampiyonlar Liginde lig aşamasının kuraları çekilecek. Takımlar ve gruplar hakkında detaylar önümüzdeki günlerde belirlenecek.
Türkiye'den Filistin ile bankacılık alanında işbirliği hakkında son gelişmeler. Türkiye, Filistin ile bankacılık alanında işbirliğini…
Suriye’de Yeni Dönem mi? Bölgede Taşlar Yeniden Diziliyor Suriye’de yıllardır devam eden savaşın ardından ortaya…
Bingöl Üniversitesinin taşlık arazileri akıllı teknolojiyle meyve bahçesine dönüştürülüyor. Bu proje, tarımsal verimliliği artırmayı hedefliyor.
İsrail basınına göre Netanyahu seçimleri kaybetmekten korkuyor. Başbakan Netanyahu'nun seçim stratejileri üzerine analizler yapılmakta.