
İsra Suresi 13 ve 14. ayetlerde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Biz, her insanın kuşunu kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. ‘Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.’”
Kuran’da sayısız yerde kullanılan “kader” kelimesi, verilen ayette geçmemektedir. Ayette geçen kuş kelimesi; hem dil geçmişi olarak, hem yapılan arkeolojik kazılardaki görsel kullanımı, hem de bizim toplumumuz dâhil bölgede devam eden kullanımıyla, talih, kısmet, insana düşen pay anlamında kullanılmıştır. Burada insanların yazgısının kendileriyle iç içe olduğu, öldükten sonra da kendileri için belirlenmiş yazgının nasıl kurulduğunu anlayacakları, bunu okuyabilecekleri haber verilmektedir, Allahu alem.
Bu iki ayete binaen günümüzde bazı ilahiyatçılar “kendi boynuna dolanma” ve “kendi kitabını okuma” tabirlerinden kaderin var olmadığı, ya da geleneksel olarak anlaşıldığı şekilde sadece Allah’ın belirlediği bir konu olmadığı, her insanın kendi yazgısını yarattığı fikrini çıkarmışlardır. Bir bölümü Allah’ın geleceği bildiğini ama belirleyenin biz olduğumuzu, bir bölümüyse Allah’ın geleceği de bilmediğini iddia etmektedirler. Hatta gerçek İslam’da belirlenmiş yazgı bulunmadığı, tıpkı Yahudi hahamlarını bugün söylediği gibi bu inancın Eflatun yahut Muallim-i Evvel gibi Yunanlılardan geldiğini iddia etmişlerdir.
Oysa çağlar boyunca Müslümanlar, onların büyük çoğunluğunu oluşturan Ehl-i Sünnet, Eşari ve Maturidi kelam inancından gelenler, kaderi imanın altı temel şartından biri olarak görmüş, hayır ve şer her şeyin Allah’tan geldiğine inanmıştır. Bunun nedeni Kuran-ı Kerim’de Allah’ın her şeyi bildiği, onun iradesi olamadan hiçbir şeyin olamayacağını buyurduğu sayısız muhkem ayettir. Öte yandan Kur’an-ı Kerim’de her şeyin bir ölçüye, takdire ve ilahi ilme bağlı olduğunu belirten kader kelimesini kullanan ayetler de çok sayıdadır.
Günümüzdeki garip durum, bir grup profesyonel ilahiyatçının kader olmadığını, insanların “kendi kaderlerini yarattığını” ileri sürmesi sadece Kuran-ı Kerim’e bakış açılarındaki gariplikten kaynaklanmamaktadır. Aynı zamanda zihinsel düzeylerindeki eksiklik, Sünnetullah bilgilerindeki noksanlık da bu sonuca kolayca varmalarına neden olmaktadır. Genelde sosyal medya ve geleneksel medya desteğiyle sesleri bol duyulan bu sansasyonel din uzmanları, küreselci düşünceyle uyumlu “kaderi biz belirleriz” mesajını yaymaya devam etmektedirler.
Geleceğin insana bağlı olduğu ve insan tarafından belirlendiği, Allah tarafından belirlenmediği yanılgısı çok sayıda çocuksu yanlış varsayıma dayanmaktadır. Birincisi, bu insanların tam bir Allah inancı bulunmamakta, Allah’ı hala antropomorfik, yani masallardaki insana benzer varlıklar gibi düşünmektedirler. Allah’ın zaman, mekân gibi kısıtlamaları olduğunu zannetmektedirler. Öte yandan zamanın bir sabit olduğunu, asla değişemeyeceğini, Allah’ın dahi buna tabi olduğu gülünç varsayımını yapmaktadırlar. Kısaca küçük çocukların düşünce düzeyiyle kainatı ve İslam’ı yorumlamaktadırlar.
Zaman ve mekân da, toprak ve ateş de, ya da günümüz tabiriyle madde ve enerji, Allah tarafından yaratılmış özelliklerdir. Kâinatı yoktan yaratan Allah zaman, mekân, toprak ve ateşin sınırlarına bağlı değildir. Bunu insanlara izah etmek kolay olmayacak ama Allah için zaman yoktur. Kuran’da net olarak izah edildiği gibi onun için önce ve sonra yoktur, Allah zaten önce ve sonradır, Evvel ve Ahir’dir. Allah için açık ve gizli yoktur, Allah zaten açık ve gizlidir, Zahir ve Batın’dır.
Yüzyıllar boyunca Müslüman alimler, sufiler, düşünürler bunu hem Kuran’da açıkça görmüş hem de Sünnetullah’a bakarak anlamıştır. Bizim içinde hapsolduğumuz zaman ve mekâna dayalı, toprak ve ateşe dayalı kat, alt katlardan biridir. Allah bundan daha üstteki yedi katın da en üstünde yer alan Arş-ı Ala’nın bulunduğu kendi katındadır. Allah ruhundan bize üflemiştir, bazı özelliklerini bizimle paylaşmıştır ancak biz, büyük çoğumuz kendi katımızdaki sınırlamaların ötesine geçemiyoruz.
Zamanın olmadığı bir alemi ancak soyut düşünerek, yani “görmeden inanarak”, fikir olarak kullanabiliyoruz. Kuramsal fizikçiler ve matematikçiler görmeden inanarak zamansız bir alemi işliyorlar ve üniversitelerde üzerinde çalışabiliyorlar, ancak gerçek anlamda onlar da tam idrak edemiyorlar. Mevcut zihin durumumuzda zaman ve mekân olmadan bir alemi aklımıza sığdıramıyoruz. Bunu ötesine geçmek için zihinsel yöntemler yüzlerce yıldır denenmekte. Günümüzdeki bazı akademik araştırmalarda belirli kimyasallarla beynin normal çalışması saptırılarak bunun ötesine erişilmek istenmekte. Ancak bunlar bireysel deneyimlerin ötesine geçmiyor.
Kısaca zaman ve mekân ötesi düşünmek bizim için kolay değil. Ancak mantık ilmine dayalı matematik yoluyla, teorik fizik ile bunun ötesini hesaplamak mümkün. Örneğin, zamanın evrenin kurgusundan ortaya çıktığı, zamanın temel olmadığı “Blok Evren” kuramı da teorik fizikçilerce incelenmekte. Allah için bunlar bizi kısıtlayan, kendisini haşa kısıtlamayan kendi yarattığı özellikler. Bunun üstünde de katmanlar var. Allah dilediğine, örneğin Hz. İsa’ya (Nisa 158) olduğu gibi bunlara çıkması için izin verebilir.
Dolayısıyla Evvel ve Ahir olan Allah geçmişten, gelecekten, zaman kavramından bağımsızdır. Zaman bizim için bir kısıtlayıcı özelliktir. Esas değildir. Bir şey esassa, Allah’tan bağımsız bir esas kavramsa, o zaman haşa Allah da ona bağımlı olur ve bu Tevhide aykırıdır. Zaman esas değildir, Allah’ın bizim anladığımız mevcut katman için ortaya koyduğu bir özelliktir. Geçmiş ve gelecek Allah’ın güzel isimleridir, Allah’tan ortaya çıkan kavramlardır. Öyleyse “geleceği kim yapıyor, biz mi yapıyoruz, Allah mı yapıyor”, “biz yapmıyorsak o zaman biz necibaşıyız, imtihanımız ne, Allah bizden ne istiyor” gibi önerenin kendini zeki sandığı kısıtlı düşünmekten kaynaklanan fikirler, ya da onun daha ötesine geçen, Suruş gibilerin özetlediği “biz kadere hükmedemezsek bu demokratik olmaz” tarzı komedi çıkarımların hepsi, zaman, mekan, toprak ve ateşin ebedi esaslar olduğu ve Allah’ın da haşa bunlara bağımlı olduğunu zanneden antropomorfik masal inanışlarıdır.
Geleceği Allah mı yaratıyor yoksa soylu insan mı yapıyor tarzı fikirlerle zamanı esas varsayanlar, Kuran’ın başlangıcındaki Mümin tanımında olan “görmeden inananlar”, yani soyut düşünebilenlerden değildir. Zamanı bir esas olarak, bir sabit olarak, neticede bir ilah olarak kabul etmektedirler; Allah’ın mutlak yüceliğini idrak edememektedirler.
Bu nedenlerle “kadere iman” İslam inancının temeli olarak belirlenmiştir.
ÜNİVERSİTELER DOGMA KABUL ETMEZ: İNKILÂP TARİHİ DERSİ KALDIRILMALIDIR Almanya’da ilkokuldan yüksek lisansa kadar uzanan sosyal…
Hükûmete Nafaka Zulmünü Bitirecek Teklifimiz KUR’ÂN BOŞANMA NAFAKASINI NASIL ÇÖZÜYOR? İslam Aile düzeninde kadın, evlilik…
Kadının Namazı Evde mi, Mescitte mi? Hadisleri Birlikte Okumak Prof. Dr. Kutluk Özgüven’in “Kadın Kovan…
Obama ve Harris’ten Yapay Zeka Çağrısı: "Gelişimi Durduramayız Ama Yönlendirebiliriz" ABD’de yapay zeka teknolojilerinin hızla…
Altan Tan’dan DEM Parti’ye: “Bu Yaptığınız Dolandırıcılık” Altan Tan, DEM Parti’nin muhafazakâr seçmenleriyle ilişkisini eleştirdi.…
GÖZÜ DOYMAZLAR DÜNYASI İnsanlık tarihi, bir yanda akıl almaz bir medeniyet, bilgi ve imar faaliyeti;…