
KADERİN SULTAN’I
Kurgu esnasında kırık kalpler ve klavyenin tuşları hariç hiçbir şeye zarar verilmeyen bir hikâyeyi okuyacaksınız. Onlar da zaten müstesna!
Anadolu’nun o dönem unutulmuş köşelerinden birinde, memleketin içinde bulunduğu yokluk ve yoksulluğun üst düzeyde yaşandığı bir yerde dünyaya gözlerini açan Sultan’ın hikâyesidir bu. Doğduğu tarihi; bırakın gün ve ay olarak bilmeyi, yıl olarak da doğru bilmek mümkün değil. Kayıtlar, köy muhtarı şehre gittikçe ve akla geldikçe ya da evlenip çoluk çocuğa karışılınca nüfus müdürlüklerinde rasgele yapılırmış. Onun sadece doğum yılı yazılıydı nüfus cüzdanında. Hiçbir zaman doğum günü kutlanmamış onun. Böyle bir beklentisi de yokmuş zaten. Bu Batı âdeti de yakın zamanda yaygınlaştı, hepimizin bildiği gibi.
Onun varlığının bilinirliği ailesi ve köyündeki insanlarla sınırlıydı. O köyde diğer yaşayanlar gibi. Bütün dünyaları yaşadıkları o küçük çevre. Şanslı olan kadınların bazıları yakın köylere giderlermiş. Bir şekilde kız alıp vermeyle oluşan hısımlık o gidiş gelişlere sebep oluyormuş. Erkeklerden duydukları şehri ise görmek herkese nasip olmazmış. Hane halkı için ihtiyaç duyulan kıyafet, ayakkabı erkeğin aldığı nesnelermiş. Elbisenin kumaşını, rengini erkek; kendi zevkine göre beğenir alırmış. Zaten hazır elbise de pek yokmuş. Kumaş alınır, köyde becerikli biri tarafından elbise dikilir ve o elbise giyilirdi. Moda, bir kelime olarak dahi hayatlarının hiçbir yerinde yokmuş. İlginçtir ki bundan şikâyet edene de rastlanmazmış. Bu uygulamalarla her köyün kendine özgü bir giyinme tarzı oluşur, birini bir başka yerde görenler onun hangi köyden olduğunu kılık kıyafetinden anlarmış zaten.
Sultan, çok sonraları köyden şehre göç edip çocukları okula gidince haberdar olmuş okuldan ve okumaktan. Kimse özellikle de kadınlar okula ihtiyaç duymazmış onun yaşadığı o küçük coğrafyada. Köy muhtarı ve erkekler hallediyormuş bütün resmi işleri. Camide elifba ile başlayıp Kur’an okumayı öğrenenler okur sayılmazmış. Çünkü Latin harflerle okuyup yazanlar kıymetli, diğerleri ise cahil kabul edilirmiş. Köy yerinde okur yazarlık bir tek muhtar için gerekliymiş o zamanlar. Köylerdeki erkekler de köyde okul yoksa okumayı askerde öğrenirlerdi. O tarihlerde ordu, okuma yazma bilmeyenlere öğretmek için kurs açarmış. Askerler ve vatandaşlar arasında bu kursa ‘Ali okulu’ denirdi. Örnek cümlelerde ‘Ali’ adı çok kullanıldığından olsa gerek bu tamlama kullanılmış ve yaygınlaşmış. O tarihlerde okuryazar oranını düşük olmasının bir nedeni belki de buymuş.
Sultan’ı camiye de gönderememiş ailesi. Onun çocukluğunda camiye gidip Kur’an okumayı öğrenmek yasak. Minarelerden yükselen ezan, şimdi aşina olduğumuz sözlerin dışında cümlelerden oluşmuştu zaten. Şair İsmet Özel, şöyle dile getiriyor o dönemi: ‘’Çanlar sustu ve fakat/binlerce yılın yabancısı bir ses/ değdi minarelere: Tanrı uludur Tanrı uludur polistir babam/Cumhuriyetin bir kuludur.’’ Kur’an okumayı bilenlerin, bazı çocuklara gizli gizli öğretmeye çalıştıkları ancak fısıltılarla dile getiriliyordu. Jandarmalar birkaç kez köye baskın yaptıklarında evlerdeki bazı kitapları onların alıp götürdüklerine kendisi de şahit olmuş. Üniforma korkusu hiç geçmez. O zamanlardan kalma korkuyu atamaz üstünden bir türlü.
Sultan, birkaç duayı anne ve babasının okuduklarını tekrar ede ede öğrenmiş. Namaz kılarken bu duaları okurdu hep. Çok uzun yıllar sonra evlatlarından biri, Sultan’ın bir duayı yanlış okuduğunu fark eder, onu düzeltmeye çalışır. Bir iki gün düzgün okuduktan sonra tekrar ilk ezberlediği şekilde okumaya devam ettiğini fark eden evladı, annesinin imanına ve ihlasına şahit olduğundan ‘Allah kalplerde olanı bilir’ diyerek onu o haliyle bırakmış. Sultan, ibadetini hiç aksatmazmış.
Şimdi, o günlerde yaşananlar anlatılınca dinleyenlerde ya da okuyanlarda bir masal gibi geliyor. Kimse yaşananların insanlarda ne tür travmalara sebep olduğunu düşünmüyor. Sultan bir dönemin özetidir aslında. Yaşadıkları ve yaşayamadıklarıyla koca bir ömre sığmayan travmaların kadınıdır o. Ana dilinin dışında bir dil öğrenemediği için derdini bir türlü anlatamayandır o. Köydeki bir anlaşmazlık nedeniyle dama (hapse) düşen kocasını ziyaret etmek için bir kalay ustasına yazdırdığı kapıdaki askere dilekçeyi verirken yaşadığı zorlukları anlatırken yüzündeki ızdırabı görmeniz gerekir. Jandarmanın dilekçeyi kimin yazdığını sorduğu ânı yarısını ana dilinde diğer yarısını ise yarım yamalak Türkçe ile şöyle anlatırdı:
– Asker sordu: Kim yazıcı?
– Dedim, Sefarci (kalaycı)!
Derdini anlatamamak sadece bu olayla sınırlı değildi tabii ki. Bütün resmi dairelerde ve özellikle doktora gittiğinde yaşadığı sıkıntıyı beraberindekilerin gayretiyle aşmaya çalışırmış daima. O, derdini yanındakine yanındaki de doktora ya da görevliye anlatır; cevaplar da ona aynı yöntemle geri dönerdi. Bir keresinde ziyaretine gittiği oğlu onu kontrol için doktora götürür. O, yine bildiği usulde derdini oğluna anlatmaya başlar. Doktor onun dilini bildiğini ve derdini kendisine anlatmasını ister. Sultan, o gün belki de gittiği bütün doktorlara anlatamadığı rahatsızlıklarının tamamını o doktora anlatır. İçini döker. Doktorun branşı hariç her sıkıntısını anlatır nerdeyse. Doktor, sabırla dinler, alanı ile ilgili şikayetler için muayenesini tamamlar, reçetesini yazar onu gönderir. Gönderirken de Sultan’ın ellerini öpmeyi ihmal etmez. Dilinde türlü dualarla ayrılır doktorun yanından. Mutluluğu yüzüne ve davranışlarına da yansımıştır. Bütün sağlık sorunları çözülmüş gibi mutludur..
Zaman durmaksızın akar. Sultan, bu dünyaya nasıl bir anlam yükledi bilinmez. Lakin sosyal medyada çok izlenen videodaki adamın ‘’dünya boştur lo!’’ sözünün ete kemiğe bürünmüş halini yansıtmıştır. Yeryüzü macerasını sessizce, kimseyi incitmeden tamamlayıp gitti Sultan. Adı bile yadigâr kalmadı. Torunlarından hiçbirine ‘’Sultan’’ ismi verilmedi. Kendisi özellikle böyle istemişti. İsminin kaderiyle birlikte bir başkasının hayatına sirayet etmesini istememişti sanki.
Sahi, sizin karşılaştığınız birileri var mı ona benzeyen? Ben birini çok iyi biliyorum. Ona rahmet diliyorum.
EYYUP YÜKSEL
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
KASADOLU’DAN NETANYAHU’YA SUÇ DUYURUSU: “CASUSLUK FAALİYETİ YÜRÜTÜYOR” Türkiye’de kendisini “Osmanlı Yahudisi” olarak tanımlayan Musevi iş…
BİZ AİLE’Yİ KAYBETTİK! Biz aile’yi kaybettik, onun yerine neyi koyarsanız koyun o şeyin artık fazla…
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Körfez’deki savaş, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün kontrolü için çıkarıldı. Rusya…
Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…
KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…
Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…
View Comments
Izdıraplı bir zamana götürdü bizi yazınız...