Gündem

Kadir İnanır da Öldü: Benim Hüznüm Bambaşka…

Kadir İnanır da Öldü: Benim Hüznüm Bambaşka…

Ölüm; sarsıcı çıplaklığıyla insan ruhunu titreten, kaçışı ve dönüşü olmayan o mutlak son… Eğer bu dünyada baki kalmaya bir çare, ölümün heybetli hakikatine direnecek beşeri bir güç olsaydı, şüphesiz Kainatın Efendisi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ölmezdi. Yaratılmışların en şereflisi bile fani diyara veda etmişse, her nefis için bu mukadder akıbet kaçınılmazdır.

Ancak bir fâninin ardından içimize çöken sızı, alelade bir keder değildir. Hele ki göç eden, yarım asrı aşkın sinema kariyeriyle milyonların hafızasına kazınmış, kitleleri peşinden sürüklemiş bir isimse… Bu hüzün, içtimai ve manevi bir muhasebeye dönüşür. Osmanlı’dan sonra kurulan nev-i şahsına münhasır Cumhuriyet zihniyetinin bu topraklarda yayılıp yerleşmesinde, “sanatçı” diye anılan figürlerin rolü çok büyüktür. Onlar sadece aktör değil; kitlelerin kültürünü, değer yargılarını ve hayata bakışını şekillendiren gizli mimarlardı.

İşte tam burada yüreğimi asıl burkan o derin sızı belirir: Allah’ın (cc) kuluna lütfettiği fıtri kabiliyetleri -oyunculuk dehası, karizma, hitabet gücü, kitleleri etkileme istidadı- O’nun rızası istikametinde, hakikatin emrinde kullanabilmek herkese nasip olmaz. Bu muazzam emaneti doğru istikamette değerlendirenlere gıpta ile bakar, dualar ederim. Savrulanlara ise öfkeyle değil, kalbi bir merhametle yaklaşır, hidayetleri için dua ve niyaz ederim.

Son zamanlarda sanat dünyasının ünlülerinin peş peşe ebediyete irtihali, sevenlerini yasa boğdu. Bizi de derinden üzdü. Fakat bizim hüznümüz, ekranlarda akan o alışıldık gözyaşlarından çok farklı, bambaşka.

Çocukluğumdan beri Metin Akpınar’ın taklit zekâsını ve muazzam kabiliyetini takdir eder, bu potansiyeli hayra sarf etmesini arzu eder, hidayeti için dua ederdim.

Dünyada her arzu ve temennimizin gerçekleşmediğini biliyorum. Eğer gerçekleşseydi, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (sav) amcası Ebû Tâlip için o çırpınış, o samimi hidayet arzusu muradına ererdi. En Sevgili’nin yüreğindeki amca sızısı bile ilahi takdirin kapısını açamadıysa, kulun temennisi bazen sınırda kalakalıyor.

Allah’ın bahşettiği fıtri istidatları O’nun arzusunun hilafına harcamak, ömrü bu hüsranla tüketmek ne büyük talihsizliktir! Bu talihsizliği fark edip tashih etmeden ebedi aleme göç eden parlak kabiliyetler için hep üzülmüşümdür. En sarsıcı olanı ise şudur: Sanat camiası, musalla taşının başında arkadaşlarını ebediyete uğurlarken bile bu çıplak hakikati göremiyor. Ölümün en gür sesiyle haykırdığı dersten ibret alamıyor. Popüler kültürün ışıltılı aldatmacasına kapılıp ebedi olanı ıskalamaya devam ediyorlar. İşte bu ibret yoksunluğu yüzünden diyorum ki: Benim hüznüm bambaşka.

Geçtiğimiz günlerde Kadir İnanır’ın cenaze merasiminde imamın o kadim sorusu kulaklarımda çınladı: “Hali hayatında bu zatı nasıl bilirdiniz?” Orada değildim. Ama kendimi o cemaatin içinde hayal ettim ve düşündüm: “Kadir İnanır; Allah’ı ve Resulü’nü bilen, tanıyan, rızasını gözeten muvahhid bir mümindi” diyebilir miydim? Bu soruya açık bir cevap verip sizi de kendimi de daha fazla üzmeyeceğim. Sadece bu sükutun ağırlığı altında ezildiğimi ve hüznümün tam da bu yüzden bambaşka olduğunu söylemekle yetineceğim.

Bir eğitimci ve tefekkür ehli olarak baktığımda, Kadir İnanır’ın kariyeri üç temel kavram etrafında değerlendirilebilir: Fıtri kabiliyetler, örneklik misyonu ve içtimai zihniyetin inşası. Türk sinemasında “güçlü, haksızlığa boyun eğmeyen, sözünün eri” karakterlerle fıtri bir karizmayı ve oyunculuk dehasını ortaya koydu. Ancak bu deha ve kitleler üzerindeki muazzam etki, nihayetinde Mülk’ün Gerçek Sahibi’nin rızası ve insanlığın ebedi kurtuluşu istikametinde ne ölçüde seferber edildi? Bu, en büyük muhasebe konusudur.

Sanat, toplumların inanç ve ahlakını şekillendiren en güçlü eğitim araçlarından biridir. Kadir İnanır ve döneminin aktörleri, seküler modernleşme algısının ve yeni bir içtimai kimliğin kitlelere aşılanmasında önemli rol oynadılar.

Halkın ruh kökü olan İslami değerleri, muvahhid bilinci ve ebediyet fikrini beyaz perdeye yeterince taşıyamamış olmak, hem kendisi hem de yönlendirdiği milyonlar adına büyük bir manevi kayıptır.

Popüler kültürün en aldatıcı yanı da budur: Şöhret ve alkış, insanı faniyi ebedi sanmaya iter. Ölüm ise en büyük mürebbidir. Musalla taşındaki sükut, bütün ışıltıları silip atar.

Arkadaşlarını uğurlayan camianın dahi bu uyanışı yaşayamaması, popüler kültürün zihinleri ne kadar uyuşturduğunun en acı delilidir.
Birkaç gün önce kaleme aldığım “Berzah Alemindeki Hayat” yazısını okumadıysanız, hararetle tavsiye ederim:👇
https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/olumden-sonraki-hayatin-ilk-duragi-berzah-aleminde-ruhlarin-hayati-ve-irtibatlari/

Bazen düşünüyorum: Keşke bir televizyon programcısı olsaydım da bu sanatçıları tek tek davet etseydim. Reyting kaygısından uzak, ölümsüz hakikatleri tefekkür edecek sohbetler yapsaydık. Hayatlarını dinlerken lafı ebedi yolculuğa getirir, “Berzah’a bir hazırlığınız var mı?” diye sorardım. Yetmezdi; eserleriyle, rolleriyle inanç dünyalarını etkilediği milyonların kıyamette yakalarına yapışıp davacı olacağını hatırlatırdım. “O milyonların karşısında nasıl hesap vereceksiniz?” diye sorardım ki, yolculuk başlamadan bir tefekkür fırsatı doğsun.

Peki ya biz? Biz ilahiyatçılar ne yapıyoruz? Fildişi kulelerimizde teorik tartışmalarla mı meşgulüz? “Bunlar Kur’an’da yok” deyip bu kitlelere karşı duyarsız mı kalıyoruz? Onların ruh dünyasına dokunacak köprüler kurmayı neden başaramıyoruz?

Dedim ya… Benim hüznüm bambaşka. Bu hüzün, gidenlerin kaçırdığı telafisiz fırsatlara olduğu kadar, geride kalan bizlerin vazifeyi hakkıyla yapamayışının verdiği ağır mahcubiyete de dairdir.

Toprağınız bol olsun Kadir Bey. Hz. Muhammed (sav) bile öz amcasına rahmet okuyamadı; ilahi sınırların bittiği yerde durup boyun büktü. Ben, o mutlak sınırın önünde dururken sana nasıl rahmet okuyayım bilemedim?

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

İSLAMİ SOHBET “MİRAT”

YOUTUBE

View Comments

  • Zaten cenaze namazı kılanların çoğu da Fatiha okuyamadı sizin gibi ışıklarda yat toprağın bol olsun dedi

Recent Posts

  • Gündem

Avrupa Sokaklarında Öfke: Siyonist Etki İhtimali Göz Ardı Edilebilir mi?

Avrupa Sokaklarında Öfke: Kendiliğinden mi, Yönlendirilen Bir Dalga mı? Avrupa'nın farklı ülkelerinde yükselen toplumsal tepkiler,…

6 saat ago
  • Gündem

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası Emine Şenlikoğlu’nun eserinden sinemaya…

7 saat ago
  • Genel

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor?

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor? MAKALENİN SESLİ ANLATIMI Mekke Anlaşması'nı Türkiye'nin milli çıkarları açısından…

12 saat ago
  • Genel

Türkiye’nin Petrol Üretimi Arttı!

Türkiye’nin Petrol Üretiminde Güçlü Adım Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin enerji üretimine ilişkin sevindirici gelişmeleri…

15 saat ago
  • Genel

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri: Hakkından Fazlasını İstiyor Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, Yunanistan’ın deniz…

16 saat ago
  • Genel

İsrail’i Protesto Ederken Saldırıya Uğradı

Kemal Sağlam’dan Adalet Çağrısı: “Biz Adalet Arıyoruz!” Rize’de “Kahrolsun İsrail” sloganı attıktan sonra darbedilen Dr.…

16 saat ago