
Türkiye’de yıllardır konuşulan ama bir türlü çözülemeyen meselelerden biri karma eğitim uygulamasıdır. Bu konu yalnızca pedagojik bir tercih değil, aynı zamanda ahlaki, sosyal ve kültürel bir meseledir. Toplumun önemli bir kesimi, kız ve erkek öğrencilerin belirli yaşlardan sonra ayrı eğitim ortamlarında öğrenim görmesinin daha sağlıklı sonuçlar doğuracağını savunmaktadır. Buna rağmen, iktidarın bu konuda somut bir adım atmaması soru işaretleri oluşturmaktadır.

Adalet ve Kalkınma Partisi yirmi yılı aşkın süredir ülkeyi yönetmektedir. Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğu, Millî Eğitim Bakanlığı ve YÖK gibi eğitim politikalarını belirleyen kurumlar aynı siyasi iradenin yönetimindedir. Böyle bir tabloda şu soru gündeme gelmektedir:
Eğer gerçekten istenseydi, karma eğitim konusunda yeni modeller geliştirilemez miydi?
Bugün dünyanın birçok ülkesinde tek tip eğitim modeli uygulanmamaktadır. Japonya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya gibi ülkelerde kız ve erkek öğrencilerin ayrı eğitim gördüğü devlet veya özel okullar bulunmaktadır. Bu uygulamalar çağ dışılık olarak değil, velilerin tercih hakkı ve eğitim çeşitliliği kapsamında değerlendirilmektedir.
Öyleyse Türkiye’de neden benzer seçenekler güçlü biçimde gündeme getirilmemektedir? Kimse bütün okulların bir gecede dönüştürülmesini istemiyor. Ancak isteyen ailelerin çocuklarını kız veya erkek okullarına gönderebilmesini sağlayacak yasal düzenlemeler neden hayata geçirilmiyor?
Bugün müfredat değişikliği üzerine yoğun tartışmalar yürütülmektedir. Ancak eğitim yalnızca ders kitaplarından ibaret değildir. Okulun atmosferi, arkadaşlık ilişkileri, sosyal ortamı ve disiplin anlayışı da eğitimin ayrılmaz parçalarıdır. Sınıfın iklimi değişmeden yalnızca kitapların değişmesiyle beklenen ahlaki dönüşümün sağlanamayacağı görüşü dile getirilmektedir.
Bir taraftan aile yapısının güçlendirilmesi gerektiği ifade edilirken, diğer taraftan gençlerin en hassas gelişim dönemlerinde farklı pedagojik seçeneklerin sunulmaması eleştirilmektedir. Eğer karma eğitimin sakıncalı olduğu düşünülüyorsa neden alternatif modeller oluşturulmuyor? Yok sakıncalı görülmüyorsa, yıllardır bu konuda yapılan açıklamalar neden kamuoyuna umut olarak sunuldu?
Toplum artık sözden çok adım görmek istemektedir. Karma eğitim konusunda irade ortaya koyamayan bir yönetimin, eğitim alanındaki daha büyük dönüşümleri nasıl gerçekleştireceği de kamuoyunda tartışılmaktadır.
Geçmişte Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, dünyadaki örneklerden hareketle kız okulları ve kız üniversiteleri gibi alternatif modellerin tartışılabileceğine yönelik değerlendirmeleri kamuoyunun dikkatini çekmişti. Ancak bu düşünceler neden somut bir eğitim politikasına dönüşmedi? Cumhurbaşkanlığı mı sıcak bakmadı, AK Parti grubu mu destek vermedi, YÖK mü uygun görmedi, yoksa toplumsal tepki endişesiyle konu rafa mı kaldırıldı? Bu soruların kamuoyuna açık biçimde cevaplanması beklenmektedir.
Demokratik ülkelerde farklı eğitim modellerini tartışmak çoğulculuğun gereği olarak görülmektedir. İsteyen velinin karma eğitimi tercih etmesi kadar, isteyen velinin kız veya erkek okullarını tercih edebilmesi de eğitim özgürlüğünün bir parçası olarak değerlendirilebilir. Tartışılması gereken konu, vatandaşın tercih hakkının genişletilmesidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de, “Ey iman edenler! Allah’a karşı adaleti titizlikle ayakta tutan, doğruluğa şahitlik eden kimseler olun.” (Mâide, 5/8) buyrulmaktadır. Resûlullah Efendimiz de, “Mümin, söz verdiğinde sözünü yerine getirendir.” (Buhârî, Îmân) buyurarak verilen sözün önemine dikkat çekmiştir.
Bugün sorulması gereken temel soru şudur:
Cumhurbaşkanlığı, Meclis çoğunluğu, Millî Eğitim Bakanlığı ve YÖK aynı siyasi iradenin yönetimindeyken, karma eğitim konusunda velilere tercih hakkı tanıyacak düzenlemeler neden hâlâ hayata geçirilmemiştir?
Bu soru yalnızca eğitim politikalarının değil, yönetim iradesinin ve kamuoyuna verilen sözlerin de sorgulanmasını beraberinde getirmektedir.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube