
Türkiye’de uzun yıllardır süren siyasal mücadelelerin önemli bir kısmı Kemalizm ekseninde yürütüldü. Özellikle muhafazakâr ve dindar çevreler açısından Kemalizm; dini kamusal alandan uzaklaştıran, toplumu seküler bir çizgiye çekmeye çalışan ve devlet eliyle ideolojik dönüşüm hedefleyen bir yapı olarak görüldü. Bu nedenle yıllarca oluşan toplumsal bilinçte “Kemalizme karşı olmak”, çoğu zaman “İslam’dan yana olmak” ile eş anlamlı hale geldi. Ancak zaman içerisinde ortaya çıkan tablo, bu yaklaşımın yeterli bir siyasal ve fikrî çözümleme olmadığını gösterdi.
Çünkü mesele yalnızca Kemalizmin sert uygulamaları değildi. Asıl mesele, hayatı vahiy merkezli değil insan merkezli tanımlayan laik demokratik paradigmanın kendisiydi. Türkiye’de uzun yıllar boyunca insanlar çoğu zaman ideolojik görünen yüzle mücadele etti; fakat o ideolojiyi taşıyan temel sistemin mantığını yeterince tartışmadı. Böylece zaman içerisinde önemli bir kırılma yaşandı: Kemalizme yönelik eleştiriler artarken laik demokratik sistemin meşruluğu daha geniş çevreler tarafından kabul edilmeye başlandı.
Bugün Türkiye’de ortaya çıkan en büyük zihinsel dönüşümlerden biri budur. Bir dönem devletin dışına itilen muhafazakâr kitleler, artık devletin merkezinde yer alıyor; fakat bu durum sistemin İslamileştiğini değil, muhafazakâr kesimlerin sistemin sınırları içerisinde yeniden şekillendiğini gösteriyor. Eskiden sistem ile mesafeli duran birçok çevre, bugün sistemi koruyan, meşrulaştıran ve onun devamlılığı için mücadele eden bir pozisyona sürüklenmiş durumda.
Bu nedenle günümüzde mesele yalnızca geçmişteki ideolojik baskıları eleştirmek değildir. Asıl mesele, Müslümanların hangi siyasal zeminde durduğu, hangi düzen anlayışını savunduğu ve hangi medeniyet tasavvurunu inşa etmeye çalıştığıdır.
Türkiye’de geniş muhafazakâr kesimlerin önemli bir kısmı yıllarca Kemalizmin baskıcı yönlerine karşı mücadele etti. Başörtüsü yasakları, dini eğitim üzerindeki baskılar, muhafazakâr insanların devlet mekanizmasının dışında tutulması gibi uygulamalar doğal olarak ciddi bir toplumsal tepki oluşturdu. Ancak zamanla bu tepki, sistemin kendisine değil yalnızca belirli bir ideolojik yorumuna yöneldi.
Oysa dikkatle bakıldığında görülmektedir ki Kemalizm, laik demokratik sistemin Türkiye’ye özgü tarihsel biçimlerinden biridir. Sistemin özü ise değişmeden kalmıştır. Çünkü bugün de siyasal meşruluğun kaynağı vahiy değil çoğunluk iradesidir. Bugün de hukuk, ilahi referanslarla değil seküler anayasal çerçeveyle belirlenmektedir. Bugün de devletin temel karakteri dini merkeze alan değil, dini sınırlandırılmış bir alanda tutan yapı üzerinedir.
Bu nedenle CHP’nin zayıflaması, Kemalist kadroların gerilemesi veya geçmiş dönemin baskıcı devlet anlayışının sona ermesi tek başına İslami bir dönüşüm anlamına gelmez. Hatta CHP kapatılsa bile asıl mesele değişmiş olmaz. Çünkü sorun yalnızca belirli bir parti ya da ideolojik grup değildir; sorun, hayatı Allah’ın ölçülerinden bağımsız biçimde düzenleyen laik demokratik zihniyettir.
Bugün birçok insan farkında olmadan şu yanılgıya düşmektedir: Kemalizm gerilerse İslam güçlenir. Oysa yaşanan süreç bunun tam tersini göstermektedir. Kemalizmin sert ve dışlayıcı dili geri çekilirken sistem daha esnek, daha kuşatıcı ve daha uzun ömürlü hale gelmiştir. Çünkü modern sistemler yalnız baskıyla ayakta kalmaz; bazen insanları sisteme dahil ederek onları dönüştürür.
Geçmişte muhafazakâr kesimler devlet tarafından tehdit olarak görülüyordu. Bürokrasi, üniversiteler, medya ve sermaye alanları büyük ölçüde seküler elitlerin kontrolündeydi. Dindar insanlar sistemin dış çeperlerinde tutuluyor, çoğu zaman aşağılanıyor ve kamusal görünürlükleri sınırlandırılıyordu.
Fakat sonraki süreçte yöntem değişti.
Muhafazakâr kadrolar devlet mekanizmalarında yükselmeye başladı. Dindar sermaye güçlendi. Muhafazakâr medya büyüdü. Dini semboller kamusal alanda daha görünür hale geldi. Sistemin merkezine muhafazakâr kimlik taşıyan insanlar taşındı.
İlk bakışta bu gelişmeler birçok insan tarafından “İslami yükseliş” olarak okundu. Ancak zaman içerisinde şu gerçek ortaya çıktı: Sistemin merkezine taşınan muhafazakâr kesimler, sistemi dönüştürmekten çok sistemin mantığı içerisinde dönüşmeye başladı.
Çünkü devlet mekanizması yalnızca insanlardan oluşan nötr bir yapı değildir. Her sistem kendi zihniyetini üretir. Güç, makam, ekonomi, bürokrasi ve siyasal çıkar ilişkileri zamanla insanları kendi eksenine çeker. Bir dönem sisteme dışarıdan bakan birçok çevre, artık sistemin devamlılığını kendi varlığının garantisi olarak görmeye başlamıştır.
Bu nedenle bugün muhafazakâr çevrelerin önemli bir kısmı sistemi değil yalnızca bazı siyasal aktörleri eleştirmektedir. Laik demokratik yapı çoğu zaman tartışma dışı bırakılmakta; eleştiriler yalnızca geçmiş dönemin Kemalist uygulamaları üzerinden yürütülmektedir. Böylece insanlar sistemin temel paradigmasını değil, sistem içindeki güç mücadelelerini konuşur hale gelmektedir.
Bu durum ciddi bir zihinsel dönüşümdür.
Türkiye’de yaşanan süreç yalnızca siyasal değildir; aynı zamanda kültürel ve zihinsel bir dönüşümdür.
Bir dönem ümmet bilinci, adalet hassasiyeti, ahlaki duruş ve sade yaşam anlayışı ön plandayken; bugün geniş muhafazakâr kesimlerde sınıfsal yükseliş, lüks yaşam, tüketim kültürü ve güç merkezli ilişkiler yaygınlaşmıştır.
Bir zamanlar sistemin seküler yaşam biçimine karşı eleştirel duran çevreler, bugün aynı hayat tarzının muhafazakâr versiyonunu üretmektedir. Gösterişli yaşam biçimleri, makam tutkusu, ekonomik ayrıcalıklar ve siyasal yakınlık üzerinden şekillenen ilişkiler yeni bir muhafazakâr elit sınıfı doğurmuştur.
Bu değişim yalnızca bireysel zaaflarla açıklanamaz. Çünkü sistem, insanları yalnız hukuki çerçeveyle değil kültür, ekonomi, medya ve sosyal ilişkiler üzerinden dönüştürür. İnsan uzun süre bir düzenin içerisinde yaşadığında, o düzenin dilini ve düşünme biçimini içselleştirmeye başlar.
Bugün birçok muhafazakâr çevre için İslam artık hayatı bütünüyle kuşatan siyasal ve toplumsal bir bilinçten çok kültürel bir kimlik unsuruna dönüşmektedir. Dindarlık çoğu zaman ahlaki dönüşümden ziyade semboller üzerinden tanımlanmaktadır. Böylece İslam’ın adalet, yönetim, ekonomi ve toplumsal düzen anlayışı geri plana itilirken; din bireysel alanla sınırlandırılmış hale gelmektedir.
Bugün Türkiye’de birçok insan muhafazakâr kadroların güçlenmesini İslam’ın güçlenmesi olarak yorumlamaktadır. Oysa bir sistemin muhafazakârlaşması ile İslamileşmesi aynı şey değildir.
Laik demokratik düzen; dini belirleyici otorite olarak değil, bireysel tercih alanı olarak kabul eder. Din kamusal hayatı inşa eden temel ölçü olmaktan çıkarılır ve özel alanın sınırları içerisine çekilir. Böylece insanlar ibadetlerinde özgür olabilir; fakat toplumsal düzenin temel referansı seküler hukuk olmaya devam eder.
Bu nedenle sistemin muhafazakâr insanlara alan açması, onların değerlerini merkeze aldığı anlamına gelmez. Tam aksine; sistem, muhafazakâr kitleleri kendi sınırları içerisinde kontrol edilebilir hale getirir. İnsanlar artık sisteme karşı değil, sistemin içerisinde kariyer arayan bireylere dönüşür.
Geçmişte devletin dışında bırakılan muhafazakârlar, bugün devletin imkanlarıyla bütünleşmiş durumdadır. Bu durum eleştirel refleksleri büyük ölçüde zayıflatmıştır. Çünkü insanlar çoğu zaman dahil oldukları yapıyı sorgulamakta zorlanır.
Böylece bir dönem laikliğe itiraz eden çevreler, bugün laik demokratik düzenin devamlılığını savunan bir çizgiye sürüklenmektedir.
Bugün Müslümanların temel sorunu yalnızca iktidar meselesi değildir. Asıl mesele hangi düzen anlayışının savunulduğudur. Çünkü yalnızca yönetici kadroların değişmesi, sistemin özünü değiştirmez.
Bu nedenle Müslümanların yalnızca seçim merkezli siyaset anlayışına sıkışması büyük bir çıkmaz üretmektedir. Her seçim döneminde daha az kötü olanı tercih etmeye yönlendirilen toplum, zamanla sistemin temel çerçevesini tartışamaz hale gelir.
Oysa Müslümanlar kendi siyasal, ekonomik, hukuki ve toplumsal düzen anlayışları üzerinde yeniden düşünmek zorundadır. Kendi medeniyet perspektiflerini üretmeden yalnızca mevcut sistem içerisinde güç arayışı yürütmek, uzun vadede daha büyük bir zihinsel çözülmeye neden olacaktır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yalnızca iktidar değişikliği değil; vahiy merkezli bir bilinç inşasıdır. Müslümanlar kendi adalet anlayışlarını, ekonomi tasavvurlarını, eğitim modellerini, toplumsal dayanışma biçimlerini ve yönetim ilkelerini yeniden konuşmalıdır.
Çünkü başka sistemlerin içerisinde eriyerek güçlü görünmek, hakikatte bağımsız bir medeniyet inşa etmek anlamına gelmez.
Türkiye’de uzun yıllardır yaşanan siyasal dönüşüm yalnızca Kemalizmin gerilemesi üzerinden okunursa büyük bir yanılgı ortaya çıkar. Çünkü asıl mesele belirli bir ideolojinin geri çekilmesi değil, laik demokratik sistemin farklı aktörlerle varlığını sürdürmesidir.
Bugün CHP kapatılsa bile temel sorun ortadan kalkmış olmayacaktır. Çünkü sorun yalnızca bir parti değil; dini hayatın merkezinden uzaklaştıran, toplumsal düzeni seküler referanslarla kuran sistem anlayışıdır.
Muhafazakâr kesimlerin devlet içerisinde güç kazanması ise sistemin çözüldüğünü değil, daha kapsayıcı biçimde yeniden üretildiğini göstermektedir. Bir dönem sisteme mesafeli duran birçok çevre, bugün sistemin korunmasını kendi varlığının garantisi olarak görmektedir.
Bu nedenle Müslümanların önündeki en önemli mesele yalnızca geçmiş ideolojilere tepki göstermek değil; kendi siyasal ve toplumsal düzen anlayışlarını yeniden inşa etmektir.
Çünkü bir toplum bazen baskıyla değil, sisteme dahil edilerek dönüştürülür. Ve bazen insanlar sistemi değiştirdiğini düşünürken, sistem onların düşünme biçimini değiştirir.
Konyaspor transfer çalışmalarına hız veriyor hakkında son gelişmeler. Konyaspor, yeni sezon için transfer çalışmalarına hız…
İlaç sektörüne yönelik Rekabet Kurulunca hazırlanan inceleme raporu yayımlandı hakkında son gelişmeler. İlaç sektörüne yönelik…
Tunus’ta Nahda Hareketinden Gannuşi’nin sağlık durumu ve tecrit koşullarına tepki hakkında son gelişmeler. Tunus’ta Nahda…
ABD Dışişleri Bakanlığı, Trump döneminde 175 binden fazla vizeyi iptal etti. Bu durum, ülkeye giriş…
Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, Mescid-i Aksaya baskın düzenledi hakkında son gelişmeler. Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler,…
Yunanistanın Yanya ilinin kuzeyindeki Kleftis bölgesinde orman yangını çıktı. Yangın, bölgedeki doğal yaşamı tehdit ediyor.
View Comments
Hocam kaleminize sağlık. Mevcut durumu özetleyen çok güzel bir yazı olmuş. Zaten şu an da CHP ye ihtiyaç kalmamıştır.
Eyvallah abim, çok güzel anlatmışsınız, ancak toplum olarak halkımız dinin hayata hükmeden bütüncül, düzen ve sistem boyutunu bir türlü anlamak istemiyor, ve belli ibadet ve eylemleri yaparak dini gerçek anlamda yaşadığını düşünüyor, inşallah toplumumuz hakikat ile buluşur ve kabul ederek yaşamaya razı olur, elinize sağlık hocam