
KIŞ NAĞMELERİNİ DİNLEMEK
Kar yağışı yurdumuzda etkisini sürdürürken fırsatı değerlendirelim, diye düşündüm. Yazarlar, şairler kış mevsimini nasıl görmüş, neler söylemişler? Onların duyuş ve düşünüşleri bizim iç dünyamızda nasıl bir yer bulur, ses olur, yankılanır? Sanatın, sanatçının duygu aktarımı herkeste aynı şekilde tecelli etmese de bir keşif ve farkındalık süreci yaşayabilir miyiz?
Sanatçılar, bizim dile getiremediğimiz, derinlerde yatan duygularımıza tercüman olurken aynı zamanda estetik bir heyecan duymamıza da vesile olurlar. Duygularımızın açığa çıkması ya da duygularımızın sesini fark etmemiz kendimizi tanımamız, kendimize değer vermemiz açısından önemlidir. Estetik heyecan dediğimiz güzelliğin, uyumun karşısında hissedilen duygu da önemlidir. Estetik haz bizi hayata bağlar, hayatı sevdirir, motivasyonumuzu tetikler. Sanatın ve sanatçının iç dünyamızın gelişimine katkısı, bu şekilde gerçekleşir. Yani duygu ve düşüncelerimizin çerçevesi genişlediği için daha bilinçli gözlerle hayata bakabiliriz.
“Kış Nağmeleri” başlığı ilk anda aklımıza Cenap Şahabettin’le Yahya Kemal Beyatlı’yı getirebilir. Her iki şairimizin de kışı anlatan şiirlerine seçtikleri başlık hemen hemen aynı anlamları çağrıştırıyor. Önce Servet-i Fünun şairi Cenap Şahabettin, “Kışın Nağmeleri” demek olan Elhân-ı Şitâıyı yazmış. 1927 yılında da Yahya Kemal “Kar Mûsıkîleri” şiirini vücuda getirmiş. Her iki şiiri de derinlemesine incelemek bu sütuna sığmayacağı için biz şiirlerin özünden bahsetmekle yetineceğiz.
Elhân-ı Şitâ, kış nağmeleri anlamını taşıyor ama şiirde kışı hatırlatan hiç ses imgesi yok. Karın durmaksızın yağışında ritmik bir ahenk bulan Cenap, şiirin dokusunu kurarken seçtiği kelimelerin müzikal uyumuyla bir beste yapmış gibi. Karın yağışı, durması ve yeniden yağmaya başlaması farklı aruz kalıplarıyla anlatılmış.
Kelimelerle hareketli bir kış manzarası çiziyor. Karlar kimi zaman saltanat bahçelerinin çiçeklerine, kimi zaman yasemin yapraklarına, kuş tüyüne benzetiliyor. Her tarafta sessizlik hüküm sürmektedir: “ Kapladı bir derin sükûta yeri karlar / Ki hamûşane dem -be-dem dem ağlar” diyor. Karın yağması bile sessiz ağlamaya benzetiliyor. Kalplerin delice nağmeleri, güvercinlerin şiirleri baharda kalmıştır…Şair kendi ruhunun aksini tabiatta görüyor:
“Göklerden emeller gibi rîzân oluyor kar, ( rîzân: dökülüp akan)
Her sûda hayalim gibi pûyan oluyor kar, (pûyan : dalan, yüzen)
Bir bâd-ı hamuşun per-i sâfında uyuklar (Bad-ı hamuşun per-i sâfı: suskun rüzgarın saf kanadı)
Tarzında durur bir aralık, sonra uçarlar”.
Elhan-ı Şita, kış mevsiminde baharın güzelliğini arayan ve bahara özlem duyanların zevkle okuyacağı bir şiirdir. Aslında şiirin güzelliği seslendirildiği zaman fark edilebilir. Şiir severlere İsmet Özel’in sesinden dinlemelerini tavsiye edebilirim.
Yahya Kemal’in “Kar Musikileri” şiirinde ise karın sesi şöyle duyulur:
“Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.
Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,
Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,
Bir erganun âhengi yayılmakta derinden…
Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.”
Kar sesini duyan var mıdır? Sanatçı hissiyatı farklı olduğu için dış dünyanın gerçeğini bambaşka şekillere bürüyerek algılayabilir. O, şiirinin oluşum aşamasını şöyle anlatır: ”Varşova’da elçilikte bulunduğum bir akşam odamda çalışıyordum. Dışarıda kar yağıyordu. Orada kar başladı mı günlerce aylarca durmadan yağar. İnsanda bin yıl sürecek bir yağış tesiri bırakır. Bir kuytu manastırda koro halinde söylenen dualar gibi gamlı ve bir erganun (org) ahengi insanda ne tesir yaratıyorsa orada yağan karın öyle hüzünlü ve devamlı bir sesi vardır… Kar mûsikîsi işte bu atmosferin ürünü…”
Yahya Kemal’in hüznünü fark eden hizmetkârı, hemen Tanburî Cemil Bey’in plağını getirip çalmaya başlıyor. Ardından Yahya Kemal’in ruh hali birden değişiyor:
Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûrî Cemil Bey çalıyor eski plâkta.
Birdenbire mes’ûdum işitmek hevesiyle
Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle.
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
Uykumda bütün bir gece Körfez’deyim artık!”
Yahya Kemal, yorumu gerektirmeyecek net ve temiz bir Türkçeyle duygularını ifade etmiş. Sevdiği şehirden uzakta, ruhuna yabancı olduğu insanların arasında, yalnızlığını, daha derinden hissediyor. “Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden ”diyor. O, İstanbul’un en özlü sesini hissettiren Tanbûrî Cemil Bey’in plağını işitince içinde bulunduğu ruh halinden çıkıyor, gönlü teselli buluyor.
Türk ve dünya edebiyatında kış nasıl anlatılmış diye birçok yazılı kaynaklara baktım. Baktığım kaynaklarda genellikle kışın zorlu şartlarından şikâyet, bahara hasret vardı. Kışı, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi algılayan birini bulmaktı amacım, onun gibisine rastlayamadım. Tanpınar, Antalyalı genç kıza yazdığı mektupta şöyle diyordu:
“Ergani madeninde üç yaşımda iken bir gün kendime rastladım. Çok karlı bir gündü. Ben sıcak ve buğulu bir camdan karla örtülü bayıra bakıyordum. Sonra birdenbire kar tekrar yağmaya başladı. Bir çeşit çok lezzetli bir hayranlık içinde kalmıştım. Bu ânı her karlı günde hatırlar ve yağmasını beklerim.”
Tanpınar, karın yağışında bulduğu güzelliği, kumluk sahilde dalgaların birbiri ardınca çığlar halinde gelişini seyrederken de buluyor. Sonsuzluk karşısında duyulan huşûya benzer bir his de diyebiliriz bu duygu durumuna. Sonsuzluk duygusunun en etkili tariflerinden birini Tanpınar’dan alalım: “Yıldızlı gece beni büyülerdi sanki. Sonsuzluk dalga dalga vücudumu ve ruhumu doldururdu. Bir Sümer rahibi gibi muhayyilem hep yıldızlarla meşguldü. Sırrın içinde yüzerdim.”
Tanpınar, sıcacık evinin buğulu camından kar yağışını seyrederken lezzetli bir hayranlık duyuyor. Öte yandan çetin kış şartlarıyla mücadele etmek zorunda kalanlar kışa destan yazıyorlar. Kıratoğlu Emîn (1884/1934) tarafından yazılmış “Kar Destânı” şiirinden de küçük bir kesit verelim:
Bir kar verdi Mevlâ nev˘-i belâdan
Âfet yagar gibi yagdı semâdan
Devâmı kırk beş gün indi hevâdan
Gark eyleyip gitdi bütün cihânı
Çok evler yıkıldı karın ucundan
Kurtlar memlekete doldu acından
1911 yılında Urfa’da 45 gün süreyle kesilmeden yağan kar üzerine yazılmış bu destan gibi, kışın afetinden bahseden başka destanlarımız da var.
Klasik edebiyatımızda kış tasvirlerinin yapıldığı şiirlere şitâiyye deniyor. Osmanlı toplumun sosyal ve kültürel yaşamının tüm canlılığıyla aktarıldığı bu eserlerde, sosyal hayatı büyük ölçüde etkileyen kış ve kışın tabiat ile insanlar üzerindeki etkileri anlatılıyor.
Buraya kadar yazdıklarımdan sonra gördüm ki kış mevsimini sevdirmek isterken kıştan çok baharın gelişini bekleyenlerin sesini duyurmuşum. Kışın güzelliğini fark edenler sanırım çocukluğunu soğuk ülkelerde geçirmiş olanlardır. Boris Pasternak’ın dizeleriyle yazımızı sonlandıralım, belki içimizde hoş bir iz bırakır:
KIŞ ŞİİRİ
Kapı açıldı, buharla doldu mutfak,
Soğuk, yuvarlana yuvarlana daldı içeri.
Her şey eskisi gibi oluverdi bir anda
Çocuk yıllarındaki o akşamlar gibi
Hava kupkuru ve tertemiz
Ve dışarda, beş adım ötede
Süklüm püklüm duruyor kış
Yüzü tutmuyor içeri girmeye
Nehir buz tutmuş, donmuş sepetçi söğütü.
Ve konsol üstünde bir ayna gibi
Bir buz tabakasına, enlemesine
Yerleşmiş kara gök kubbesi.
Ve karşısında onun, yol kavşağında,
-yarı yarıya kara gömülmüş kavşakta-
Seyrediyor bu aynada kendini
Kayın ağacı, saçında bir yıldızla.
Ve gizlice sezmektedir ki o
Kış, harikalarla doldurmuştur her yeri;
Kır evini, uzakta görülen,
Ve kendi tepelerini…
(Çeviren: Ataol Behramoğlu)
AYŞEGÜL ÜNAL
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Erbakan'ın Yakın Koruması Abdurrahman Akyüz: "Hocamız AK Parti'yi Destekliyordu" Merhum Başbakan Necmettin Erbakan'ın uzun…
Yunan Siyasetçi Kyrtsos'tan Atina'ya Sert İsrail Uyarısı: "Katillerle Savunma İttifakı Olamaz" Yunanistan siyasetinin deneyimli isimlerinden…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
Ramallahlı Kadından Arap Liderlere ve Abbas Yönetimine Sert Tepki: "Bizi Gazze’deki Mücahitler Temsil Ediyor" Batı…
Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…
250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…
View Comments
Kaleminize, Yüreğinize Sağlık bu kış aylarında karın, soğuğun eve hapisettiği biz Adem oğluna güzel, sıcacık ve değerli bir o kadar duygu yüklü yazılarınız için teşekkürü bir bor biliriz
Bir başka yönden bakarsak kar ve kışa rahmet ve bereket olarak değerlendirildiğini de görürüz.
Yazılarınızı okumaya çalışıyorum. Rabbim gücünüzü artırsın.
Kış günü dışarda yağmur ve soğuk var, içerisi sıcacık ve bu yazıyı okuyarakda içimize işleyen soğuk birden yerini ısıtır sıcacık bir ortam oluşturur kalemine sağlık kışın ve soğuğun birde bu halini gösterdin.
Sevgili Ayşegül hanım;
İnce düşüncenizin ürünü olan bu makaleyi Gülten Akın’ın bir sözü ile yorumlamak ihtiyacı hissettim..
“Ah,kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya..”
İnce şeylerin meftunu kaleminiz zeval görmesin!
Kar tanelerinin rahmet ve bereket olması dileğimle.
Yazılarınızı dikkatle okumaya çalışıyorum. Kolaylıklar dilerim.
Yüreğine kalemine sağlık ,Adana da bile kışın soğukluğunu hissettiğimiz şu günlerde çok içimi ısıtan yazı olmuş teşekkürler.
Kışı edebiyatımızdaki estetik karşılığıyla ele alan, seçkisi güçlü ve dili duru bir yazı. Şiir üzerinden mevsimin ruhunu hissettiren bu metin için Ayşegül Ünal’ı tebrik ederim.🌹
Her zamanki gibi yine harika olmuş. Yüreğinize kaleminize sağlık Ayşegül Hanım
Çok güzel ve baharı müjdeleyen bir tahlil. Doğa kendi misyonunu yapar, insanın psikoloji durumu onu yorumlar. Teşekkür ederim, Ayşegül hanım.