
24 Nisan’da yayımlanan ‘Hikmet Kıvılcımlı’nın Dini Anlayışının Eleştirisi’ başlıklı yazıma, Aydınlık’tan Mirza Çelik’in getirdiği eleştirilere burada cevap vermeye çalışacağım.
Mirza Çelik, Hz. Muhammed’i ve İslâm’ı “gerçeklikten, tarihten ve maddeden” koparmanın dine zarar verdiğini iddia etmektedir. Elbette, İslâm’ın “maddeden koparılması” düşünülemez; zira İslâm, mülkiyet hastalığının şifalandırıcısı ve “kapitalizma ile anti-kapitalizma hasletlerinin ahenk noktasını kurucu bir ilâhî nizamdır”. Ancak buradaki can alıcı nokta şudur: Maddeyi ruhun emrine mi alacağız, yoksa ruhu maddenin bir türevi olarak mı göreceğiz? Necip Fazıl Üstadımızın ifadesiyle, komünizma ve onun materyalist diyalektiği, “gerçek ruhçuluğu yıkmak pahasına her şeyi maddeleşmeye” götüren bir “tersine idealizmadır”. Kıvılcımlı’nın Marks-Engels-Morgan metodolojisiyle İslâm Medeniyeti’ni “maddî temelleriyle” gözler önüne serme gayreti, eğer vahyi maddeye tâbi kılıyorsa, bu durum ontolojik bir indirgemeciliktir.
Çelik’in, Peygamber’in davasını ordusu ve kılıcıyla savunmasını “insanlarla eşit olma” ve “maddeden kopmama” delili olarak sunması, İslâm inkılâbının “mutlak” mahiyetini kavramaktan uzaktır. Peygamber’in tarihî aksiyonu, sadece maddî koşulların determinizmiyle açıklanabilecek bir “tarihsel devrim” değil; “verâların verâsındaki sır hazinesinin” dünyaya tenezzülüdür. Marksist bir şablonun “üst dil” olarak İslâm’a dayatılması, Marksizm’in kendi sınırlarını aşarak metafizik taslamasından başka bir şey değildir; halbuki üst dil ve üst mana, doğrudan metafiziğin kendisidir. İddia edildiği gibi, Hz. Muhammed’in güneş ve ay tutulması gibi doğa olaylarını bâtıl inançlardan ayırması, onun bir “doğa bilimcisi” veya “maddeci” olmasından değil, aklı vahyin emrine sokan bir “halifelik” rütbesiyle eşyayı ve hadiseleri teshir (subaylık) etme memuriyetinden kaynaklanır.
Kıvılcımlı’nın “İslâm Tarihinin Maddesi” üzerinden yaptığı analizler, Türkiye devrimcileri için bir “realiteyi bilince çıkarma” aracı olarak görülse de, İslâm’ı “ilk sosyalizm” savunusu olarak konumlandırmak, İslâm’ın nevi şahsına münhasır ulvîyetini bir “izm”in vagonu haline getirmektir. “İslâm sınıfsız bir toplumdur” demek bile, İslâm’ı Marksist kavramlarla yüceltmeye çalışırken onu gürültüye getirmektir. İslâm, “küfür tek bir millettir” hükmüyle, kendinden olmayan her şeyi dışta bırakan muazzam bir bütünlüktür.
Hikmet Kıvılcımlı’nın İslâm’a bakışındaki en büyük çıkmaz, mutlak olanı izafî olana, ruhu maddeye ve ilâhî olanı tarihsel determinizmin dar kalıplarına hapsetme teşebbüsüdür. Kıvılcımlı, İslâm’ı bir “Tarihsel Devrim” (Tarihî İnkılâp) olarak vasıflandırırken, peygamberleri de “Tarihsel Determinizmin elçileri” seviyesine indirger. O, Allah kavramını ve O’nun güzel isimlerini (Esma-ül Hüsna), doğa ve toplumun evrim kanunlarının birer “bilinçaltı yansıması” olarak görür. Bu bakış açısı, İslâm’ın transandantal (aşkın) mahiyetini yok sayarak, onu salt bir sosyolojik süreç ve “Üretici Güçler”in bir neticesi olarak açıklamaya yeltenir.
Kıvılcımlı’ya göre dinin bilinçaltında yatan asıl gerçeklik “Evrim Kanunları”dır; yani din, bilimin henüz şuurlaşmadığı çağlarda toplumsal gidişin “kutsallaştırılmış” bir ifadesinden ibarettir. İşte bu nokta, İslâm’ın “gayb” ve “mutlak” karakterine karşı girişilmiş maddeci bir suikasttır. İslâm’ın zaferlerini sadece “Güney Ticaret Yolu”nun açılmasına, kabile toplumunun sınıflı topluma geçiş sancılarına ve maddi ihtiyaçların başkalaşmasına bağlamak, ruhun madde üzerindeki o mukaddes pıhtılaşmasını, yani aksiyonun hakiki kaynağını ıskalamaktır. Bu en kaba tabirle tahriftir.
Maturidi Örneğine Cevap
Öncelikle mesele, tamamıyla sosyolojik şekilde değerlendirilecek; teferruatı âlimlerine bırakılacaktır.
Maturidi’nin Kur’ân ayetlerinin nüzul dönemi şartlarını ve Arap kültürünün dil unsurlarını gözetmesi, mutlak olanın beşerî idrake “tenezzül” sırrıyla tecelli etmesidir; yoksa Mutlak’ın tarihî şartlara “mahkûmiyeti” değildir. Büyük İmam’ın kastı, İlâhî Kelâm’ın anlaşılması için lisan ve örf köprülerini kullanmaktır. Kıvılcımlı ise bu köprüyü bizzat hakikatin kaynağı sanmakta ve “Allah” kavramını “Toplumsal Gidiş Kanunları”na irca ederek İslâm’ı sadece bir “Tarihsel Devrim” basamağına indirgemektedir. Maturidi, Kur’ân’ın dilini “o dönem Araplarının anladığı” olarak tarif ederken, bu dilin arkasındaki “Zamanüstü” ve “Mutlak” iradeyi tasdik eder. Kıvılcımlı ise bu dili “üretici güçlerin” ve “beşerî evrimin” kaçınılmaz bir neticesi, yani maddî bir tortu olarak görür. Maturidi’yi maddeci bir determinizme kalkan yapmak, “idrakin aczini idrak etmeyi” en büyük ilim bilen bir kutbu, idraki maddeye esir eden bir madenci feneriyle karıştırmaktır. İmam Mâtürîdî, Kur’an’ı kendi tarihsel “bedeni” (Arapça lafız ve kültür) içinde anlarken, onun ezelî “ruhunu” (nefsî kelâm ve hikmet) hiçbir zaman bu bedene hapsetmemiştir. Maturidi’nin “nüzul şartları” tespiti, ayetlerin hangi hikmetle indiğini anlamaya dönük bir “tefsir” anahtarıyken; Kıvılcımlı’nın “tarih tezi” ayetleri tarihî birer “oldu-bitti”ye hapseden bir zindandır.
Sonuç
İslâm’ın zaferlerini gölgelemekten kurtulmanın yolu, maddeyi ruhun emrine alan, tarihi “Mutlak”ın tecelli alanı olarak gören ve İslâm’ı Batı’nın mağlup dinleri gibi değil, hayatın her zerresine hükmeden bir “hayat nizamı” olarak yeniden idrak etmektir. Bu, ne bir “madenci feneri” ile karanlıkta yol aramaktır ne de “fildişi kulelere” çekilip dünyadan el etek çekmektir.
Gençler Arasında Sessiz Tehlike: "Apateizm" Akımı Yayılıyor! Eğitimci ve yazar Dilek Temirhan, son dönemde gençler…
KURBAN İBADETİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ? Soru 5: Kurban için bütçemizi zorlamalı mıyız? Nasıl kurban kesmeliyiz? İslâm…
Aile çökerse nüfus dibe vurur, ülke uçuruma sürüklenir… İngiltere’nin parlak entelektüellerinden John Berger, 1978 yılında…
Gazze’de Bir Babanın Bitmeyen Nöbeti: “Evin Altında Şehit Varken Nasıl Uyuyayım?” İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne…
ANA, RABBİMİN VARLIK İŞÇİSİ, SEVGİ PINARI ANAM… Evren, dünya, tabiat ve doğa… Hepsi ayrı ayrı…
ALMANYA YİNE YAPACAĞINI YAPTI Almanya merkezli Immanuel Kant Vakfı'nın, hakkında çeşitli davalar devam eden İBB…
View Comments
İslam sınıflı bir toplum mudur? diye soralım o zaman. Mesela ruhbanlar, tarikat liderleri ve sermaye sahipleri insan sınıfından farklı bir kayıt altındamıdır? Kur'an da zengin-fakir, cahil-alim, kafir-mümin ayrımı vardır ama bunlar sosyal sınıflar değildir.
Hikmet Kıvılcımlı’nın İslâm’a bakışındaki en büyük çıkmazı dediğiniz şey, bir anlama çabasıdır, eleştirilebilir ama bugün Filistin-lübnan mevzuunda Kur'an a zerre uymayan islam dünyasının bunca eleştirilecek yanı varken, Kur'an a uygun hiç bir yanları yokken, tutup da Kıvılcımlı yı eleştirmek cambaza bak demektir.
Hikmet kıvılcımlıyı ," helâl kapitalizm" türü saçma bir ideal peşinde koşanların anlaması mümkün değildir..kapitalizmin hangi versiyonu olursa olsun mutlaka " sınıflar " vardır..söylem olarak reddedimesi durumu değilştirmez..sonuçta biri yer,biri bakar..özü itibarı ile TİCARET HIRSIZLIKTIR