
KOMŞULUK
GİRİŞ
İnsanlar toplu olarak yaşama ve birbirlerine muhtaç yaratılmışlardır. Yüce Allah’ın yarattığı tüm canlılarda birlikte yaşama özelliği görülmektedir. Hayatı birlikte idame ettirme, sadece insana ait bir özellik değildir. Yaratılışı gereği toplumsal bir hayat süren âdemoğlu en yoğun ilişkiler ağı içerisinde bulunduğu kişilerin, önemli bir bölümünü komşuları oluşturmaktadır. Bir insan, hayatı boyunca kendi hanesinden sonra en çok aynı köy, mahalle, semt ve şehirdeki komşularını görmekte ve onlarla birlikte hayatı paylaşmaktadır. Bu bağlamda komşular, insanın doğumundan ölümüne kadar geçirdiği sosyal hayatta, aile ve akrabalarından sonra en önemli üçüncü halkayı oluşturmaktadır. Hatta komşular, mesken bakımından yakın olduklarından dolayı, uzağında olan akrabasından daha çok yararı dokunmakta ve onlarla daha fazla içli dışlı olunmaktadır. Bundan dolayıdır ki, insanın en yakın çevresinde komşularının bulunması, sıkıntılı zamanlarında onlarla yardımlaşması, el ele vermesi, mutlu günlerine onları ortak kılması ve sair zamanlarda da onlarla iletişim halinde olmasını gerektirmektedir.
Bir başka açıdan bakıldığında komşuluk ilişkileri, günümüz toplumlarının en önemli meselelerinden birisi haline gelmiştir. Çünkü modern zamanlarda yitirilen ve unutulan en önemli insani değerlerden birisi de komşuluk ilişkileridir. İnsanlar, köylerden kentlere göç etmek suretiyle büyük şehirlerde yaşamayı tercih etmişlerdir ancak, pek çok alanda olumlu etkileri görülen şehirleşme sürecine komşuluk ilişkileri açısından bakıldığında, genellikle bu sürecin olumsuz sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Daha anlaşılır bir şekilde ifade etmek gerekirse şehirleşme ve sanayileşme sonrası, büyük şehirlerde toplanan insan kalabalıkları, mekân yönüyle birbirlerine yakınlaşsalar bile, maalesef her geçen gün yalnızlaşan ve yabancılaşan insan yığınlarına dönüşmüşlerdir. Öte yandan şehirleşmeye paralel modernleşmeyle birlikte insanlar, benmerkezci bir düşünceye doğru yönelerek özel yaşamlarına ve kendi isteklerine düşkünlük hâsıl olmaya başlamıştır.
Görsel ve yazılı iletişim araçlarından da bilindiği üzere aynı mahallede hatta bazen aynı apartmanda yaşayan bir insanın ölüm haberini, komşuları o kişinin ya kaybolmasından ya da bedeninin kokmasından dolayı günler sonra duyabilmektedir. Şu halde çağdaş dünyada karşılaşılan bu vahim durumdan ve kalabalık şehirlerdeki yalnızlık ve buhrandan kurtulmanın en önemli yollarından birisi de, şüphesiz komşular arası saygı ve sevgiye dayalı sıcak ve samimi ilişkilerdir.
A-Komşu ve Komşuluğun Tanımı
Birbirine yakın bir konumda oturan, ikamet eden kimselere komşu denir. Komşu, ev, iş yeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanların birbirlerine göre aldıkları isimdir. Türkçe’deki komşu karşılığında İslâm ahlâk ve fıkıh literatüründe kullanılan “câr” kelimesi “yakın olma, yakınlık” anlamındaki “civâr ve mücâvere” mastarlarından isim olup genellikle birbirine yakın meskenlerde yaşayan kişilerin ve ailelerin her birini ifade eder. Ayrıca aralarında meslek, iş yeri, arazi vb. yönlerden yakınlık bulunanlar hakkında da kullanılmaktadır. (1)
Komşu olmanın meydana getirdiği birtakım hak ve görevlerin yanı sıra, aynı zamanda bunların sağladığı bir ilişkiler düzeni de bulunmaktadır. Bunlara genel olarak komşuluk veya komşuluk ilişkileri denilir. Komşuluk ilişkileri sosyal dayanışma açısından önemli olduğu gibi, ailelerin huzur ve güven içinde yaşamaları açısından da çok önemlidir. İyi komşuluk ilişkileri mutluluk ve sevincin paylaşılmasında, sıkıntı ve kederin göğüslenmesinde ayrı bir öneme sahip olduğundan, fert ve ailelere toplum içerisinde destek olup sosyal yapıyı güçlendirir. Kötü komşuluk ilişkileri ise sürekli rahatsızlık, güvensizlik ve yalnızlık hissi uyandırır. Kültürümüzdeki süzülmüş bir anlayışın ifadesi olan, ”Ev alma komşu al” vecizesi, komşuluk ilişkilerinin her iki yönü açısından da son derece isabetli bir tespiti dile getirmektedir. Yine dilimizdeki “Komşu komşunun külüne muhtaçtır”, “Komşuda pişer bize de düşer” gibi vecizeler ve benzeri deyimler, komşuluk ilişkilerinin anlamını ve boyutlarını göstermek bakımından önemlidir.
B-Yahudilik ve Hıristiyanlıkta Komşuluk
Sosyal hayatın aile kurumundan sonraki halkasını komşuluk oluşturduğundan, her inanç ve kültürde komşuluk ilişkilerine dair farklı kurallar bulunur. Komşuların birbirine karşı hak ve ödevlerine dair emir ve yasaklara Tevrat’ta yer verilmiştir. On emir içinde yer alan, “Komşunu kendin gibi seveceksin” (2) buyruğu bütün bu ödevlerin temelini oluşturur. Tevrat’taki emir ve yasaklar, Yahudilerin kendi aralarındaki komşuluk ilişkileriyle sınırlı olarak algılanmış ve yabancılara karşı hissedilen soğukluk duyguları zamanla Yahudi olmayan herkese karşı gerçek bir nefrete dönüşmüştür. Özellikle kendilerinin dışındakiler hakkında iyi niyet beslememek, onlara merhamet etmemek gerektiğini, ifade etmişlerdir.
Hıristiyanlıkta komşuluk kavramının evrensel bir içerik kazandığı görülmektedir. Matta İncil’ine göre her şeriatta yer alan temel buyrukların en başta geleni, kişinin Allah’ı bütün yüreğiyle sevmesi, ikincisi de komşusunu kendisi gibi sevmesidir. Hz. Îsâ (a.s), “Sen komşunu sevecek ve düşmanından nefret edeceksin” şeklindeki Yahudi öğretisini hatırlattıktan sonra, “Düşmanlarınızı sevin ve size eza edenlere dua edin” (3) demiştir.
C-İslam’da Komşuluk
İslâm dininde komşu hakları, hukuk-i ibad/kul hakları veya hukuk-i âdemiyyin/insan hakları denilen haklar çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu haklarla ilgili emir ve yasaklar komşuluk ilişkilerini de bağlar. Kur’ân-ı Kerim’de Allah’a imanı emreden ve şirki yasaklayan ifadelerin hemen arkasından sıralanan ahlâk emirleri arasında, ana-babaya iyi davranılmasından sonra komşuya iyilik yer almaktadır. Nitekim bahse konu ayette Yüce Allah: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez” (4)buyurmaktadır. Ayette zikredilen “yakın komşu” ile evleri en yakında bulunan komşular, “uzak komşu” ile de nispeten daha uzakta oturanlar kastedilmiştir. İlkiyle akrabalık bağı bulunan, ikincisiyle akraba olmayan komşuların veya ilkiyle Müslüman, ikincisiyle gayr-i müslim komşuların kastedildiği şeklinde daha başka yorumlar da yapılmıştır. (5) Hadislerde de komşuluğun önemini ve komşu haklarını anlatan çeşitli açıklamalar bulunmaktadır. Bunların en dikkate değer olanı, “Cebrail, komşu hakkı üzerinde o kadar önemle durdu ki neredeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak sandım”(6) mealindeki hadistir. Diğer hadislerde de komşusunun, kendisine kötülük yapmasından korktuğu kimselerin tam olarak iman etmiş olamayacağı (7), Allah katında en hayırlı komşunun, komşularına en çok iyilik eden kimse olduğu (8) bildirilmekte, ayrıca komşuların, en yakın olanlardan başlamak üzere birbirine hediye vermeleri de öğütlenmektedir. (9)
İnsan ilişkilerine dair ayet ve hadisler bütün olarak dikkate alındığında İslâm ahlâkında, yabancılara karşı nefret telkin eden ve onları aşağılayan Yahudi telakkisinin âdil ve ahlaki görülmediği, buna karşılık İncil’in, “Düşmanlarınızı sevin” buyruğunun da gerçekçi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bunun en açık delillerinden biri, “Bir topluluğa duyduğunuz öfke sizi adaletten sapmaya sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur”(10)mealindeki ayettir. “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna eziyet etmesin” (11), “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna iyilik etsin” (12) mealindeki örneklerde de görüldüğü gibi hadislerde komşuluk kavramının din ayırımı yapılmaksızın mutlak olarak kullanılmasını dikkate alan âlimler, gayr-i müslim komşuların da komşuluk haklarının bulunduğu görüşünde birleşmiştir. (13)
C.1. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Yaptığı Tasnife Göre, Komşular Üç Gruba ayrılır
C.1.1. Üç hakka sahip olan komşular
Bunlar hem akraba, hem Müslüman olanlardır. Bunların komşu, akraba ve Müslüman olmaktan doğan üç çeşit hakları vardır.
C.1.2. İki hakka sahip olan komşular
Akraba dışındaki Müslüman komşular. Bunların komşu ve Müslüman olmaktan ileri gelen iki çeşit komşuluk hakları vardır.
C.1.3. Bir hakka sahip olan komşular
Akraba ve Müslüman olmayanlardır. Bunlar, akraba olmayan ehl-i kitap (Yahudi, Hıristiyan) veya müşrik komşulardır. Bunların sadece komşu olmalarından kaynaklanan bir tür hakları bulunur. (14) Komşu tabirine, Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, kâfir, âbid-fâsık, dost-düşman, mukim-misafir, zararlı-zararsız, yakın-uzak istisnasız bütün komşular dâhildir.
C.2. Komşu Hakları
İslâm dinine göre en önemli haklardan birisi de şüphesiz komşu haklarıdır. Ancak komşuluk hakkındaki ayet ve hadisler genel olarak incelendiğinde, bu konunun çok geniş bir alanı kapsadığı ve kul hakkıyla irtibatlı olduğu anlaşılmaktadır. Komşuların birbirleri üzerinde çok yönlü hakları vardır; bu haklar asla ihlal edilmemelidir. Komşularla iyi geçinmeli, onlara zarar vermemeli, sevinç ve kederlerine ortak olunmalıdır. Yoksul komşusunu gözetmek, maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması için çaba göstermek, varlıklı komşuların görevidir.
Müslüman bir kişinin komşusuyla iyi geçinmesi, onun iyi bir iman ve güzel bir ahlaka sahip olduğunun göstergesidir. Bu bağlamda Muaz b. Cebel’den rivayet edilen şu hadis, komşuluk hakkını ve ona yapılacak muameleyi son derece kapsamlı bir şekilde sunmaktadır: “Ey Allah’ın Resulü! Komşunun, komşu üzerindeki hakkı nedir?” dedik. Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Senden borç isterse ona borç verirsin. Senden yardım isterse ona yardımda bulunursun. Muhtaç duruma düşerse ona verirsin. Hastalanırsa onu ziyaret edersin. Ölürse cenazesini uğurlarsın. Ona bir hayır isabet ederse buna sevinir ve onu tebrik edersin. Eğer ona bir musibet isabet ederse buna üzülür ve ona taziyelerini bildirirsin. Tencerenin kokusu ile onu rahatsız etmezsin. Komşunun evini gözetlemek ve ona gelecek rüzgârı kapatmak maksadıyla ondan izin almaksızın binanı ondan daha yükseğe yapmazsın. Yine bir meyve satın alırsan ona hediye gönderirsin. Eğer bunu yapamazsan onu komşuna göstermeden gizlice kendi evine sokarsın. Çocuklarını satın aldığın eşyalardan bir parçayla dışarı çıkarak komşunun çocuklarını kızdırmazsın. Siz komşu hakkının ne olduğunu biliyor musunuz? Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki Allah’ın rahmeti ile esirgediği az kimseler hariç komşunun hakkı ödenemez.” (15)
C.3. Ayet ve Hadisler Işığında Komşuların Üzerine Düşen Görevler
C.3.1. Şufa Hakkı
İslâm âlimleri bazı hadisleri kendilerine dayanak yaparak şufa hakkından söz etmişler ve bu mevzuyu etraflıca ele almışlar ancak, biz bu konunun sadece komşu haklarına bakan yönüne kısaca değineceğiz.
İslâm hukukçuları, Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in, “Ev komşusu eve başkalarından daha fazla hak sahibidir” ve “Yakınındakine sahip olmada ilk hak komşunundur” (16) sözlerinden hareketle bitişik komşu olmanın şufa hakkı doğuracağını söylemişlerdir. Nitekim Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), “Komşu komşusunun şufasına başkalarından daha fazla hak sahibidir” (17) buyurarak bu hususu açıkça ifade etmiştir. Komşuların çıkarlarını korumaya yönelik konulmuş olan şuf’a hakkı, satılan bir malı satın alan kimseden sahip olduğu satın almadaki öncelik hakkına dayanarak bedelini ödemek suretiyle geri alabilme hakkını ifade eder. Daha açık bir şekilde belirtmek gerekirse şuf’a hakkı, herkesten önce satın alma hakkı olup bir yerin satış veya devri sırasında komşuya, onu alma hususunda öncelik tanımaktadır.
C.3.2. Müslümanların Üzerindeki Diğer Komşu Hakları
C.3.2.1. Güven
Her şeyden önce Müslüman kişinin en yakınında bulunan komşusundan en uzakta bulunan komşusuna kadar herkese emniyet telkin etmesi ve kendisinden bir zarar ve düşmanlık sadır olmayacağına yakınındaki komşuları ve insanları inandırması gerekmektedir.
C.3.2.2. Yardımlaşmak
Müslüman bir kişinin komşusunun halini ve durumunu yakından takip ederek ona karşı duyarlı ve ilgili olması gerekmektedir. İslâm’a göre ihtiyaç halinde olan komşuya yardım elini uzatmak Müslüman üzerindeki haklardan bir tanesini oluşturmaktadır.
C.3.2.3. Hediyeleşmek
Hediyeleşme, İslâm’ın teşvik ettiği güzel ahlaktan birisidir. Bilhassa komşuların birbirleriyle hediyeleşmeleri, komşular arası münasebetleri daha da iyileştirecek, onların birbirleriyle daha yakından ilişki kurmalarına ve komşuluk haklarına daha titiz riayet etmelerine vesile olacaktır.
C.3.2.4. Sabırlı Olmak
Müslümanın komşusundan gördüğü hata ve eziyetlere sabredip tahammül etmesi, onun Allah katında değerli bir kul olduğunu gösterir. Zira Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), bir hadis-i şeriflerinde Allah’ın üç kişiyi sevdiğini bildirmekte ve onlardan biri olarak da, kötü komşusunun eziyetine sabreden kişiyi zikretmektedir. (18) Şu halde denebilir ki güzel komşu, komşunun eza ve cefasına tahammül edebilen komşudur. Buna göre komşunun küçük bir hatasını büyüterek daha büyük problemler ve kavgalar çıkartmak, bilinçli Müslümana ait bir davranış şekli değildir. Şuur sahibi bir Müslüman, uzun süre yüz yüze bakacağı ve beraber hayatı paylaşacağı komşusuyla tartışıp kavga etmez. Nitekim sahabenin önde gelenlerinden Hz. Ebu Bekir (r.a), oğlu Abdurrahman’ı komşusu ile münakaşa yaparken gördüğünde ona şöyle seslenmiştir: “Oğlum! Komşunla münakaşa etme. Çünkü şu gördüğün insanlar dağılır gider ve sen yine komşunla baş başa kalırsın.” (19)
C.3.2.5. Rehberlik Yapmak
Bir insanın komşusu hatalı bir iş yapmaya teşebbüs ettiğinde, ona doğru yolu göstermek, başlıca komşuluk haklarındandır. Hemen belirtelim ki, yol gösterici olmak sadece hatalı işler yapılmasıyla sınırlı değildir. Bu yüzden her konuda komşuya doğru yolu göstermek ve herhangi bir konuda komşusu kendisine danıştığında ona en güzel şekilde yardımcı olmak dinî bir vazifedir.
C.3.2.6. Hasta Ziyaretinde Bulunmak
Müslümanın görevleri arasında uzak-yakın, dost-düşman, müslim-gayr-i müslim ayrımına gitmeksizin hasta komşularını ziyaret etme ve onlara Allah’tan şifa temennisinde bulunma da yer almaktadır. Zira bu davranış, Peygamber ahlâkına sahip olmanın en bariz alametlerindendir. (20)
C.3.2.7. Adab-ı Muaşerete Riayet Etmek
Komşuluk ilişkileri çerçevesinde adab-ı muaşerete giren hususlara özellikle dikkat etmek gerekir. Bundan dolayıdır ki komşulara karşı sıcak ve samimi davranmak, karşılaşıldığında hal hatır sorup selamlaşmak, onlara karşı tatlı dille konuşup güler yüzle muamele etmek, düğün ve bayramlarda ziyaret etmek, üzüntü ve sevinç anlarında yanlarında bulunmak, yakınları vefat ettiğinde başsağlığı dilemek ve onlara destek olmak, komşudan gelen davete icabet edip teşekkür etmek, komşular hakkında iyi zan beslemek, lüzumsuz ve kalp kırıcı sözler sarf etmekten sakınmak, komşuyla ilişkilerde her işi hakkaniyet ölçüleri içerisinde yapmak ve daha buna benzer erdemli davranışlarda bulunmak, güzel komşu olmanın göstergelerindendir.
C.3.2.8. Rahatsızlık Vermemek
Her ne şekilde olursa olsun komşuların birbirlerine rahatsızlık vermemeleri, ideal anlamda komşuluk münasebetlerinin tesisi için odlukça önemlidir. Bu noktada altlı üstlü ve yan yana komşulukların çok sık yaşandığı günümüz toplumlarında insanların ev ve dairelerinde gürültü ve kirlilik meydana getirecek her türlü davranıştan uzak durmaları, bilhassa çamaşır makinası, elektrik süpürgesi, televizyon, bilgisayar ve benzeri cihazların seslerini yükseltmemeye gayret göstermeleri gerekir.
C.3.2.9. Kullanışlı Mimarî Yapılar İnşa Etmek
Çağdaş mimarinin öngördüğü apartman hayatında pek çok aile, kat kat inşa edilmiş beton bloklarda yaşamaktadır. Adeta birbiri üzerine dikilmiş apartman blokları ve yüksek plazalar, mevcut haliyle insanları yalnızlığa iten sebepler arasında yer almakta, beşerî ve ailevî ilişkileri yok denecek kadar az bir seviyeye çekmektedir. Bu beton yığınları arasında bulunan insanlar, sosyal hayattan tecrit edilmiş bir vaziyette dışarıya kapalı bir yaşam içerisindedirler. Bilhassa büyük şehirlerde yaşanan göç nedeniyle, estetik yapıdan yoksun gelişigüzel kurulmuş apartmanlar ve çarpık yapılaşmalar, komşuluk ilişkilerini olumsuz etkilemektedir. Bu bakımdan günümüzdeki şehir plancılarına ve mimarlara düşen görevlerden birisi de, sağlıklı komşuluk ilişkilerinin tesisine vesile olacak konut inşa etmeleridir.
İslâm’a göre bir Müslümanın gayr-i müslim bir komşuya sahip olması, ona karşı komşuluk haklarını ihlal veya ihmal etmesine bir gerekçe olamaz. (21) Zira komşuluk konusunda varit olan hadislerin en dikkate değer yönlerinden birisi de, onların genellikle tüm komşuları içine alacak şekilde mutlak ifadeler içermesidir. Buradan hareketle denebilir ki hadislerde geçen komşu kelimesi müslim-gayr-i müslim, dindar-fasık, akraba olan olmayan, yakın-uzak hepsini içine almaktadır. Buna bağlı olarak komşu ifadesinin mutlak ve genel kullanımını dikkate alan İslâm âlimleri, gayr-i müslim komşuların da komşuluk haklarının bulunduğu görüşünde birleşmişlerdir.
D-Komşuya Karşı Kötü Muamele ve Sonuçları
İslâm’a göre herhangi bir insana karşı kötülükte bulunmak yasaklanmıştır. Kur’an ve Sünnette bir başkasına karşı yapılan bir kötülüğün karşılıksız bırakılmayacağı ve cezalandırılacağı ifade edilmiştir. (22) Burada hemen belirtmek gerekir ki İslami kaynaklarda komşuya karşı yapılan kötülüklerin cezası ise çok farklı değerlendirilmiştir. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bazı hadisleri incelendiğinde komşuya karşı kötü muamelede bulunmanın normal durumdan çok daha ileri derecede bir günah kabul edildiği görülecektir. (23)
Bu yüzdendir ki hırsızlık ve zina gibi komşuya karşı işlenen cürümler, en büyük günahlar arasında sayılmıştır. Nitekim Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’e, “Allah katında en büyük günah hangisidir?” diye bir soru yöneltildiğinde O, “Komşunun hanımıyla zina etmendir.” (24) şeklinde cevap vererek bu konudaki hassasiyetini açıkça ortaya koymuştur. Hatta komşuya karşı yapılan bir kötülüğün katlanarak arttığı, şu nebevî beyanlarda da sarih olarak görülmektedir: “Kişinin komşusunun hanımıyla zina etmesi, on kadınla zina etmesinden daha kötüdür.” (25), “Kişinin komşusunun evinden çalması, on evden çalmasından daha şiddetlidir.” (26)
Özetle söylemek gerekirse bu konu etrafında zikredilen hadisler, müminlere yönelik çok ciddî uyarılar içermektedir. Bu uyarılardan anlaşılmaktadır ki komşu hakkına tecavüz eden ve komşusuna kötü muamelede bulunan Müslüman bir kişiyi, kötü bir akıbetin beklediği açıkça vurgulanmıştır. Şu halde müminlerin geçici dünya hayatında komşularını idare etme ve onlarla güzel geçinme yollarını bulmaları gerekmektedir. Aksi takdirde yan yana hayat süren insanların birbirlerine eziyet ve sıkıntı vermeleri, onların özellikle ahiret hayatlarını zora sokacak, sonra da dünya hayatlarını çekilmez hale getirecektir.
E-Sahabe-i Kiram Uygulamalarında Komşuluk
Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in terbiyesi altında yetişen sahabe-i kiramın, İslâm’ın emir ve yasaklarına karşı oldukça hassas davrandıkları bilinmektedir. Bu yüzden komşuluk hakkındaki emir ve yasaklar, tavsiye ve yönlendirmeler, sahabenin çok güzel komşuluk örnekleri sergilemesini netice vermiştir. Tarihi bir olay olarak bilinmektedir ki dinlerini özgürce yaşamak için Habeş Kralı Necaşi’nin memleketine hicret eden ilk Müslüman heyete, Cafer b. Ebî Tâlib (r.a) başkanlık yapmıştır. Necaşi ona İslâm dini ve elçisi hakkında sorular sorunca Hz. Cafer (r.a), kendilerinin cahiliye döneminde akrabayla ilgiyi kestiklerini ve komşuluğu kötü gördüklerini söylemiştir. Daha sonra o, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) sayesinde akrabaya ilgi göstermeyi ve güzel komşuluk yapmayı öğrendiklerini bilhassa vurgulamıştır. (27) Sahabeden Sa’d b. Ubâde, Sa’d b. Mu’âz, Amara b. Hazm ve Ebu Eyyub el-Ensari Medine döneminde Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’e komşuluk yapanlar arasında zikredilmektedir. Bu sahabeler imkânları nispetinde Efendimiz (s.a.v.)’e çorba, süt, tereyağı ve benzeri şeyler göndererek komşuluk hukukunu yerine getirmeye çalışmışlardır. Ayrıca sahabe döneminde Müslümanların diğer din mensuplarıyla da komşuluk yaptıkları görülmektedir. Güvenilir kaynaklarda geçtiği üzere Abdullah b. Amr’ın hanesinde bir koyun kesilmiştir. Abdullah b. Amr eve gelince aile efradına ve hizmetçisine üst üste üç defa “Yahudi komşumuza hediye ettiniz mi?” diye sorar. (28)Orada bulunan bir adam, Abdullah b Amr’ın bu yaklaşımını yadırgayarak ona: “Yahudi’ye mi hediye vereceksin? Allah seni ıslah etsin.” şeklinde mukabelede bulunur. Bunun üzerine Abdullah b. Amr, “Cebrail, bana komşuyu o derece tavsiye etti ki neredeyse onu mirasçı kılacak sandım” hadisini okuyarak Yahudi komşusuna hediye vermedeki ısrarcı tavrının gerekçesini söylemiş olur. Hatta birçok kaynak, Abdullah b. Amr’ın, hizmetçisine, hediyeyi ısrarla Yahudi komşusundan dağıtmaya başlamasını emrettiğine yer vermiştir. (29) Bir başka rivayette ise tabiin döneminin meşhur müfessirlerinden Mücahid şunları söylemektedir: “Abdullah b. Ömer’in yanında bulunuyordum. İbn Ömer koyun yüzen hizmetçisine şöyle dedi: “Ey hizmetçi! Sen bu koyunu yüzdükten sonra bizim Yahudi komşumuzdan (dağıtmaya) başla.” Bu sözünü birkaç defa tekrar edince hizmetçi “Niye bu kadar fazla tekrar ettiniz efendim?” diye sordu. Bunun üzerine İbn Ömer “Çünkü Allah’ın Resulü durmadan komşuyu bize tavsiye ediyordu. Hatta komşuyu bize varis kılacağından korktuk.” (30)buyurdu. Görüldüğü gibi sahabenin büyüklerinden Abdullah b. Amr ve Abdullah b. Ömer başka bir dine mensup dahi olsa komşuya karşı nasıl davranılması gerektiğini bizzat uygulamalarıyla göstermişlerdir.*
SONUÇ:
Netice itibariyle insanın aile ve akrabalarından sonra en yakın sosyal çevresinde komşuları bulunmaktadır. İslâm dinimiz, insanın en yakın çevresinde bulunan komşulara büyük önem vermekte ve onların haklarına titizlikle riayet edilmesini istemektedir. Kerim Kitabımız Kur’ân, uzak ve yakın komşuya karşı muamelenin nasıl olacağını, emredici bir form içerisinde “ihsan/iyilik” kavramıyla ortaya koymaktadır. Özellikle İslami literatürde komşuya karşı yapılacak muamelenin ihsan/iyilik kelimesiyle zikredilmesi, en alt derecede, komşunun herhangi bir şekilde bir başka komşusundan kötülük ve eziyet görmemesinden başlar, onun sevincini ve üzüntüsünü paylaşmaya, onunla birlikte dostça yaşamaya, onu himaye etmeye, ona karşı sürekli iyilik yapma düşüncesine sahip olmaya, ikram ve ihtiramda bulunmaya kadar oldukça geniş bir çerçevede pek çok erdemli davranışları içerir..
Kur’ân-ı Kerim’in en yetkili müfessiri olan Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) gerek sözlerine gerekse uygulamalarına, bütüncül olarak bakıldığında bu konunun oldukça geniş bir perspektiften ele alındığı ve buna bağlı olarak da komşuluğun İslâm Toplumu’nda çok fonksiyonel bir yapı arzettiği ortaya çıkmaktadır. Bu cümleden olarak İslâm dininin başta komşuluk ilişkileri olmak üzere daha birçok ilke ve prensiple Müslüman toplumun bireylerini birbirine bağlayacak manevî bağlar vaz ettiği görülmektedir. Nebevî yaklaşımla ifade edilecek olursa Müslüman bireyler, birbirlerine karşı bir bedenin azaları gibidir. Buna göre Müslümanların yaşamış oldukları toplumda yer alan insanlar, İslâm’ın öngördüğü komşuluk ilişkilerini pratiğe döktükleri takdirde, kolektif şuura ve biz duygusuna sahip bireyler olarak birbirlerini kucaklama, birbirlerine karşı gönülden samimi ve sevgi dolu tavırlar sergileme imkânına kavuşacaklardır. Böylece Müslüman bireyler dayanışma, yardımlaşma, samimiyet, sevgi, şefkat ve benzeri manevi bağlar üzerine müesses ideal bir insanlık inşa ederek tüm beşeriyete örnek olarak, gerçek bir çıkış yolu gösterebileceklerdir. Şurası bir gerçek ki bugün modern hayatta gittikçe yalnızlaşan ve yabancılaşan insanlık için İslâm’ın komşuluk öğretileri, ideal bir model sunmaktadır.
Ayrıca hadis-i şeriflerde komşulara karşı gösterilecek birçok muamelenin temel itikadı konularla beraber zikredilmesi, İslâm dininin komşuluk müessesesine ne derece önem verdiğinin de en açık kanıtıdır. Buradan hareketle İslâm âlimlerinin komşu hakları üzerinde hassasiyetle durdukları ve bu konuyu detaylıca ele aldıkları görülmektedir.
Öte yandan komşulukla ilgili ayet ve hadislerde geçen tavsiye ve emirlerin pek çok yerde din kaydı getirilmeksizin mutlak olarak zikredilmesi, dikkatleri çeken önemli bir husustur. Nitekim bu yaklaşımı dikkate alan Müslüman âlimler, gayr-i müslim komşuların da komşuluk haklarının bulunduğu ve bu hakların yerine getirilmesi gerektiği hususunda görüş birliğine varmışlardır. Bu da, İslâm’ın diğer din mensuplarıyla komşuluk yapma hususuna yönelik kapsayıcı bir yaklaşım içerisinde olduğunu göstermektedir. Özetle söylemek gerekirse; İslâm dini Müslüman bireylerin tüm komşularıyla yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma içerisinde olmasını, onlara karşı son derece kucaklayıcı davranışlar sergilemesini istemektedir. Öyle anlaşılıyor ki Müslümanlar, İslâm’ın komşuluk ilişkilerini düzenlemeye yönelik ilke ve prensiplerini, öğüt ve tavsiyelerini hayata geçirdikleri ölçüde güvenli ve huzurlu bir toplum inşa ve ikame edilmiş olacaklardır..
ABDULGAFUR LEVENT
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Kaynakça:
* Ali CAN, “Kuran ve Sünnet Işığında Komşuluğun Yeri” adlı makaleden istifade edilmiştir, KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 21 (2013), s. 204-244.
KASADOLU’DAN NETANYAHU’YA SUÇ DUYURUSU: “CASUSLUK FAALİYETİ YÜRÜTÜYOR” Türkiye’de kendisini “Osmanlı Yahudisi” olarak tanımlayan Musevi iş…
BİZ AİLE’Yİ KAYBETTİK! Biz aile’yi kaybettik, onun yerine neyi koyarsanız koyun o şeyin artık fazla…
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Körfez’deki savaş, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün kontrolü için çıkarıldı. Rusya…
Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…
KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…
Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…
View Comments
Allah razı olsun Hocam. Ümmet bütünlüğü zaten, ancak en yakınlardan başlayarak bu şekilde sağlam ve gerçek komşuluk ilişkilerinin halka halka yayılmasıyla uzak komşuları ve Müslüman halkları kapsayacak bir hale gelmesiyle sağlanabilir.